Andre, şehrin yarısına on binlerce dolar olan borcu olan beceriksiz bir dolandırıcıdır. Kendi güvenliği için hapse girmek istesede giremez. Bir gün tesadüfen sorunlarının çözülmesine yardımcı olacak uzun bacaklı seksi Angel-a ile karşılaşır ve hayatı farklı bir yol almaya başlar.
aslında parisin filmlerde çok fazla sömürüldüğüne inananırım ama bu filmde öyle değil. film parise yakışmış bir de üstüne üslük siyah beyaz olması olayı koparmış. luc besson zaten mükemmel e oyuncularda iyi olaylar tanıdık gelse de özellikle müziklerle desteklenmesi çok başarılı. ben filmi ilk olarak orjinalinden izledim ve herkese orjinal diliyle izlemesini tavsiye ediyorum çünkü daha sonra dublajlısını izleyince gerçekten aradaki farkı anlıyorsunuz.genel olarak başarılı bulduğum aşk filmlerinde biridir. izlenmesi şiddetle tavsiye edilir.
bence bu film de aşkdan daha farklı birşeyler var,farklı bir gözle mi izledim diye düşündüm senin yorumundan sonra.sanki daha cok güvensiz,yalancı,yorgun ve mutsuz bir adamın kendisiyle yuzleşmesi var ve tabiki bunu saglayan o muhteşem kadın!
belkide luc besson amacına ulaşmış farklı gözle ve farklı tatlar alarak izleyen bir sürü seyirci,çok hoş bir film tavsiye edilir.
siyah beyaz paris güzleliği dışında filmin sinemaya yeni birşey kattığını söylemek zor .. işin arkasında luc besson olunca insan daha farklı bir senaryo falan bekliyor ama melekler şehri konulu bir film işte jamel dabuzze iyi oyuncu ama yetmiyor luc besson filmografisinde geriye bir adım olmaktan başak bişey olmuyor bu film ama parise siyaha beyazında yakıştığı görülüyor film sayesinde iyi seyirler
bana göre bir film izlerken o filmi daha iyi anlamak,daha iyi özümsemek için mutlaka orjinal dilinde filmi izlememiz gerektiğine inanıyorum.mesela örnek vermek gerekirse,benim adım sam filmini orjinal dilde izlemek filmi anlamak ve sean penn'in oyunculuğuna daha iyi vakıf olmak açısından çok önemlidir bence.angel-a'da oyunculuklar güzel,kamera geçişleri fark yaratıcı,senaryoda pek farklı olmasada iyi denebilir,kısacası izlenilmesi gereken bir film daha.7/10.iyi seyirler.
hayatımın siyah beyazı . bayıldım filme .bence avrupa sineması diye bir sinema yok, hele hele fransız sineması hiç yok , luc besson sineması diye bir sinema var.
oldukça duygusal bir film..oyunuluklarda çok iyi..yer yer güldürsede içinde çok şeyler barındırıyor hayata dair..çekim tekniğide ilginç film boyu siyah beyaza varan bir çekim var..ama bu sizi yormuyor tam tersi başka bir dünyaya götürüyor..birgün bende böyle bir melek bekliyorum kendim için:))herkese iyi seyirler..
luc besson’un gözünden ilginç, ironik, eğlenceli, düşündürücü, yer yer duygusal bir hayat serimlemesi.. film, bir nevi yin yang öğretisi gibi ve filmin siyah-beyaz çekilmesi bir keyfilikten çok bu öğretinin sembolüne atıfta bulunuyor sanki. ayrıca siyah tüm renkleri soğuran ya da diğer bir deyişle, içine hapseden, beyaz ise tüm renkleri içinde barındıran ve ışığı yansıtan renktir. bu anlamda böyle bir filmin siyah-beyaz çekilmiş olması, filmin diyaloglarına önemli bir katkı sağlamış düşüncesindeyim. ‘hiçbir şey göründüğü gibi değildir’ temelinde çarpıcı, sorgulayıcı diyaloglarla izleyenin hayatına farklı açıdan bakmasını salık veren bir tavır sergiliyor film. …ve angel-a’nın andre’ye geçmişiyle ilgili anlattığı birbirinden farklı bir sürü hayat hikayesinden sonra, filmin çarpıcı bulduğum repliklerinden biri geliyor ; ‘hangisi senin hayatını daha katlanılabilir yapıyor?’… sorgulamayı seven ve görünenin ardındaki görünmeyeni arayan sinemaseverler için izlenmemişse büyük bir kayıp…
iyi seyirler…
filmin farkında ve derinlikli insanlara hissettirdikleri anlamında sorgulanması ve özümsenmesi noktasında
gerektiği değerin ortaya konması adına çok hoş bi yorum..gereken ilgiyi ve değeri izleyicinin yanısıra
eleştirmenlerdende alamamış,çok özel ve çok nitelikli bir film olduğu noktasında, içimdeki sızıyı ilave
edebilirim bu görüşlerinize...ve filmin bütünlüğünde anlatılmak istenene; belkide aşık olunana onu ötekileştirmeden verilen değeri en çok ortaya koyan,üstelikte bunu içtenlikli ve naif bi tadla yapan repliğinden, filmin derinliğine katkı yapmak anlamında söz etmeden geçemeyeceğim.o da ''meleğimizin'' yatakta uzanmış vaziyette yaptığı teklifin ifade ettiğine(elbette ordaki diyalogların tümünü gözardı etmemek lazım durumun anlaşılabilir olması adına,durumun filmi izlemeyenler açısından basitleştirilmesinide istemem açıkcası:)) , andre nin ;birisine ve ilişkiye verilen değeri çok iyi ayırt eden,ben düzüşmek değil sevişmek istiyorum diye verdiği yanıttır..sanırım filmin tümünün değerini ortaya koyan önemli sahnelerden biride budur; sizin vurguladığınız repliğin yanısıra... ve bu filmin anlatısının bu kadar görkemli olmasındaki en büyük etkenin siyah beyaz çekilmiş olmasında yattığı konusundaki görüşünüzede tümüyle katılıyorum..sinemadan çıktığımda kesinlikle siyah beyaz bi film izlediğim duygusunda değildim...insana dair anlattıkları ruhumda öyle renkler açtırmıştıki,önemsediğiniz bişey yaşıyorsanız onun renkleri okadar güzel ki dışarının renklerine bakmıyosunuz bile duygusu baskın çıkmıştı belkide..ve sanırım bu anlamda luc besson un yapmak istediği,en azından bende karşılığını bulmuştu:)....sizin, bu filmin sinemayı (ve insanın derinliklerini) seven herkesin kesinlikle izlemesi görüşünüze bütünüyle katılıyor..ve bende izleyin arkadaşlar diyorum:)
kimse gökyüzünden beklemesin meleği,çünkü ordan gelmiyor:)..merakla ve içtenlikle yollara düşüp
duygularınızı besleye besleye giderken..bi gün biyerde buluyorsunuz..ve sakın o anı bir şans sanmayın..o sizin
hayata verdiğiniz emeğin karşılığı..sadece biraz çaba ve samimiyet,ve duyguları farkedip ,onları derinleştirmeyi becerebilmek yolalırken hayatın içinde...uygarcan içindekileri bu kadar''uygarca'' ve samimiyetle dökebildiğine göre, eğer yoksada bi melek, hayatının ilerisinde bi yerde bekliyor ,endişeye mahal yok:)....içindekileri yazıya dökmedeki samimiyetin çok güzel..kutlarım
angel-a gibi melekler gökyüzünden düşmez,mussanonun da dediği gibi.bunun yanısıra karşımıza çıkmasını beklemek yerine o meleğin içimizde bir yerlerde olabileceğini de düşünmek gerekmez mi? her insana tanrı tarafından az ya da çok meleklik bahşedilmiştir kanısındayım.eğer bahşedilen vasfın ölçüsü çoksa o insana melek gibi,azsa da şeytan gibi demez miyiz genelde:) bu film için söylemek gerekirse angel-a aslında andre'yi tamamlayan yanı değil midir? insanı tamamlanyan da onun mantığı, duyguları, vicdanı ve yaptığı ya da yapmadıklarıdır öyle değil mi? şimdi tekrar düşündüm de yazdığım yorumu çok daha derinlemesine ele alabilirmişim... paylaşımlarınız ve film üzerine yeniden düşünmeme neden olduğunuz için tekrar teşekkür ediyorum..
italo calvino nun görünmez kentler diye bir kitabı vardır..orda insanın derinlikleri üzerinden kadın adları verilmiş hayali kentleri anlatır..orda şimdi tam hatırlayamıyorum ama meali şöyle olan bir cümle vardı''sizi bir kente hayran bırakan onun 99 harikası değildir,sorduğunuz sorulara verdiği yanıtlardır'' ...film de tam olarak bunu başarıyor sanırım...angel ve andre, kendi dünyalarındaki sorularını ve o soruların yanıtlarını farkediyorlar belkide birbirlerinde...yoksa 99 harikalarını değil:)...film üzerine yeniden düşünürken bi ışık olsun istedim..:)
bu filmin yönetmeni luc besson, nikita, leon gibi filmlerin yönetmeni olunca en acımasız eleşştirmenin bile kötü diyesi gelmiyor.. filmin fragmanlarını ilk izlediğimde işte dedim l.besson dan harika bir romantik-dram.. izledikten sonra malesef hiç beğenmedim.. filmin siyah-beyaz olmasına nasıl bir anlam yüklemeye çalıştığını çözemedim, bu ambiyansın senaryoya uygunluğunu kabul etmiyorum çünkü zaten kurguyu romantik ve dramadan ziyade, romantik-komediye yakın ve hatta duygusal yönününde çok hafif kaldığı bir şekilde oluşturmuş.. inanmadığım bir oyunculuk jamel debbouze den gelmiş, kadın oyuncudan bahsetmeye bile değmez.. filmde hiçbir şekilde özgünlük yok, gereksiz zorlama diyaloglar ve siyah-beyaz çekilerek katılmaya çalışılan etki luc bessonun yeteneğine rağmen sönük kalmış... iyi seyirler...
luc besson'un yaptığı en harika filmlerden birisi.keşke böyle bi meleğim olsa diyemiyorum çünkü var.o önerdi bide bu filmi bana.bak bak der gibi,gözüme sokar gibi:)
başrolde paris'in olduğu ve görselliğin bizleri etkilediği bir film. hikaye daha etkileyici olabilirdi belki de. konusuna göre iddiasız ama hoş bir film.
fransız sinemasını aslında pek sevmem ama kendini izlettiren bir jamel debbouze var karşımızda....tam her şeyden ümidini kesen bir adam artık hayattanda ümidini kesecekken her şey yeniden başlar...filmdeki asıl soru şu güler misin ağlar mısın ???? siyah beyaz olan film bize kısacası aşkın saflığını ve engel tanımayacağını sunuyor karşındaki melek de olsa..
Angel-A
Sinepedi Katılımcıları