Kaderlerine karşı mücadele veren iki kadının iç içe geçmiş yaşamları yoluyla aktarılan zamanın sisleri arasından çıkagelen cesaret, aldatma ve kader üzerine epik bir hikaye.
bu filmi izledikten sonra gerçek adını li usta olarak anmaya başladığım chow yun fat'in artık benim için hiç bir filminde doyurucu olamayacağını üzülerek takip ediyorum. bu filmdeki eşsiz oyunculuğu, dövüş sahnelerindeki soğukkanlı ve keskin hareketleriyle tam bir usta özellikleri taşımakta. hele bizim gibi asırlarca savaşlarda savrulmuş bir ulusun evlatlarına süngü taktırıp peşinden savaşa sürükleyecek karizmaya sahiptir üstat. ayrıca shu lien ustayla olan destansı aşkları bambaşka bir roman konusudur bence. gel gelelim li ustanın ölümüne sebep olduktan sonra jen'in pişmanlıkla karışık çektiği büyük ızdırap ile wu dan dağından kendini tan dun'un farewel müziği eşliğinde sonsuzluğa bıraktığı sahne karşısında kayıtsız kalan arkadaşların hiç aşık olmadıklarını dahası hiç çok sevdikleri için işkence çekmediklerini düşünmekteyim.
ön yargılı arkadaşların filme uçup zıplanılan tarzdaki filmlerle aynı yaklaşımda bulunmamalarını rica ederimki filmin felsefesini ve saflığını yakalayabilsinler. aksi halde 90 lı yılların van damme filmerini izlemeye devam etmeleri daha faydalı olur kanımca.
uzun zaman bekledim bu filme yorum yazmak için çünkü arşivimdeki kült filmlerimden biridir ve bu film hakkında ne yazsam azdır.
en güzel tarafı bence müziğinden başlamak. eğer yanılmıyorsam o sene film müziği oscarını aldı jo jo may. dövüş sahnelerindeki ritm, aşk sahnelerindeki tonlama hasılı müzik tek kelimeyle enfesti ama son sahnedki kızın vudan dağına atlarken çalan müzik...işte o esnada taklamakan çölünün kokusunu duyuyorsunuz adeta...
aşk sahnelerindeki temalar ise en romantik filmlere bile taş çıkartır. gençelerin pervasızca aşklarını yaşamaları, at üstünde çöle meydan okuma vs, daha olgun li mu by ve sevdiği kadının örf ve ananelere uygun ağır aşkıha bir de saray muhafızıyla polisin kıznın mahcubi hoşlantısı enfes bir lezizlikte sunulmuş.
dövüş sahneleri ve limuby ın film boyunca kendine emin duruşu sıfırhata ile yansıtılmış.
dedim ya aşk var, müzik var, sanat var, dövüş var, nefret var hepsinden önemlisi daha söylenecek o kadar çok şey var ki...
bu arada 2 not düşmek isterim izleyiciye. öncelikle jadefox gerçekten vardır. sadece bir şahıs değil ejder gibi kötü bir efsanedir. diğeri de filmde gördüğünüz uçmaların duvar üstünde yürümelerin ve prensesin lokantada yemek yerken tek eliyle dövüşmesinin sebebi, yani matrixten gelme bu sahnlerin sebebi iki filmin de yapımcısının aynı olmasıdr. yorumumu bititirken 2004 yılında jojomay ın istanbula gelidğini ve askerde olduğum için konserine gidemediğimi büyük bir teessüfle belirtmek isterim.. iyi seyirler.
tayvan doğumlu olan ama amerika da sinema yapan ang lee !ıce storm' ve 'sense and sensibility'gibi mesafeli ve gözlemci bir üsluba sahip filmlerin ardından, çocukluğunun düşlerini gerçekleştirmek için türlerin en mesafesizine,en savunmasızına el attı: bir dövüş filmine,lee nin bu sıçramasının sonucunda ortaya çıkan masalsı film,eşine az rastlanır bir doğu-batı melezi.
filmdeki oyuncu kalitesi tartışılamaz okadar iyilerki,filmde dövüş sahneleri harika ama beni daha cok etkileyen yanı dramı sonu mükemmel bitiyor,uzak dogu deyince benim aklıma hep tıpba verdiyi önem aklıma geliyor zehirleri,nasıl tedavi eddikleri cok ilgi uyandırıyor bende
uzak doğunun samurayları arasında parlayan iki kadının savaş,hırs ve aşk ve üzerine gelişen hayatları ziyi zhang ve michelle yeoh ikilisinin bir geyşanın anılarında önce ilk olarak bir araya geldikleri film.. diğer çin filmlerine göre görsellik ögesi bence iyi kullanılmamıştı dövüş sahneleri etkileyici ve güzeldi belki ama benim anlam veremediğim bir konu var ciddi ciddi uçuyolardı ordan oraya sanki yürümek gibi bişey olmuş onlar için..
nasıl oldu da ben böyle dövüş sahneleri barındıran çin filmini beğendim?galiba -kill bill 'le başlayan- beni eski günlere shogun'lara ,samuray'ın intikamı gibi dizilere özlemle hatırlattığı için olsa gerek,gerçekten sevdim
hayır..sorunun cevabı bu değil. çünkü bu kesinlike bir dövüş ve karate filmi değil. bu fbir aşk ve felsefe filmi ondan beğendiğin. ha bir de yönetmen kelimesinden sonra ang lee yazıyor bu da başka bir ayrıntı.
havada uçan çinlilere alışmaya başlamamız gerektiğinin ilk işaretlerinden olan film bana biraz sıkıcı gibi geldi. ayrıca türdaşlarındaki estetiği bu filmde gördüğümü söyleyemeyeceğim. parlayan hançerler, kahraman ve altın çiçeğin laneti gibi filmler hem senaryolarıyla hem de görsellikleri ile bu filmden daha iyiler bence.
Kaplan Ve Ejderha
Sinepedi Katılımcıları