Somerset Maugham’ın klasik romanı The Painted Veil’e dayanan film 1920’lerde genç bir İngiliz çift arasında geçen bir aşk hikayesini konu alıyor: Üst sınıfa mensup bir kadın olan Kitty, orta sınıfa mensup bir doktor olan Walter’la yanlış nedenlerden ötürü evlenmiştir. Çift Şanghay’a gider ve genç kadın burada bir başkasıyla aşk yaşar. Walter karısının bu sadakatsizliğini öğrenince, intikam almak amacıyla, Çin’in ölümcül bir salgının kol gezdiği, ücra bir kasabasından gelen iş teklifini kabul eder ve karısını da beraberinde götürür. Yaptıkları bu yolculuk sayesinde ilişkileri bir anlam kazanır ve dünyanın bu en uzak ama en güzel köşelerinden birinde ortak bir amaç edinirler.
Kitty, Londra’nın üst sınıfında yer alan genç bir bayan için uygun olan evlenme yaşına yaklaşmaktadır. Sosyeteye aşırı derecede önem veren annesi için Kitty’nin evlenmemesi hem çok yakışıksız hem de çok küçük düşürücü bir durum olacaktır. Ayrıcalıklı yaşam biçiminden sıkılmış olan Kitty, ciddi bir bakteriyolog olan Dr. Walter Fane’in yaptığı evlilik teklifini kabul eder. Genç çift Şanghay’a taşınır.
Fane çifti, Çin’in popüler kültürünün, siyasi entrika ve ahlaksızlığının merkezi olma yolunda ilerleyen bu tuhaf şehirde, İngiliz koloni topluluğuna dahil olurlar ve İngiliz Elçi Yardımcısı Charles Townsend’le tanışırlar. Walter kendini işine ve yeni eşine adarken, Kitty kocasını Charlie’yle aldatır.
Walter karısının sadakatsizliğini öğrenince, Çin’in ölümcül kolera salgınının hüküm sürdüğü ücra bir köşesinden gelen iş teklifini kabul eder ve umutsuzluk içindeki Kitty’yi de kendisiyle birlikte gitmeye zorlar.
Mei-tan-fu köyüne gelişlerinden sonra, Fane çiftinin dış dünyadan kopuk, soğuk birliktelikleri devam eder. Bir süre sonra, Kitty, komşuları olan Komiser Yardımcısı Waddington’la arkadaş olunca, önceki yaşantısının duygusal tuzaklarından yavaş yavaş sıyrılır ve içinde bulunduğu çevrenin gerçekleriyle yüzleşmeye başlar. Fane çiftinin iki bireyine de yeni bir yaşam amacı sunan kolera salgınının ortasında, Kitty ve Walter bağışlamayı, anlayışı, ve hatta şefkati öğrenirken, bir yandan da birbirlerini yeniden keşfederler.
Filmin başrollerini Naomi Watts, Edward Norton, Liev Schreiber ve Toby Jones paylaşıyor. Ron Nyswaner’ın kaleme aldığı filmi John Curran yönetiyor.
duvakk sıkıcı biraz duragan biraz amaçsız bir erkegin herseye ragmen karısını sevmesi gib bir film ama edward norton karaktre öle güzel hayat vermişkiii =))
kadın erkeği sevmeden evlenirse, kadının neler yapabileceğini izleyicilere bir kez daha sunuyor film, ve erkeğin de kadının yediği naneleri anladığında yapabileceklerinin bir sınırı olmadığını da, film öncelikle her iki tarafın da patlamaya hazır duygularını çok iyi bir şekilde anlatmış, aslında başlangıçta verdiği küçük bir ipucuyla her iki tarafın da karakter analizine ışık tutuyor, burdan walter ın sessiz, sakin, naif bir kişiliği olduğu, kitty nin ise daha dışa dönük, heyecanlı ve maceracı bir insan olduğu sonucu çıkıyordu, edward norton ve naomi watts iyi oyunculukla, senaryosu öyle aman aman olmayan bir filmde gayet iyi idare ediyorlardı, ben ayrıca toby jones u da beğendim, iyi bir karakter oyunculuğu yapmış. filmi izlenebilir kılan unsurlardan biri de o güneydoğu asyanın harika doğası, o yeşillik, o nehir, nehir üzerinde kanoyla romantik bir gezinti. film ayrıca arka planında, bir kargaşanın eşiğindeki bir ulusun dramasını da gözler önüne seriyordu. sonuç olarak kadın ve erkek ilişkisinin dinamiğini anlatan film, müziklerinin de etkisiyle eksiklerini görmezden gelebileceklere tavsiye edilir.
zorlama bi ewlilik ve ihanet gurur intikam aşk fedakarlik vs temalari uzerine bi film yapilmaya çalişilmiş. cok iyi bi film diyemeyecegim. ama izlenebilir. şahsen norton-watss ikilisininden beklentim daha yuksekti fakat genede izlenebilir bi film olmuş. filmin 2. yarisin children of huangshi ye benziyor izleyen warsa o filmi. kadrosunun yuzu suyu hurmetine 7/10 bu filme.
aşk nedir varmıdır iki insan birbirini nasıl tanır üzerimizdeki örtülerden içimizi göremiyormuyuz
iyi insan olmak yetermi....
bir film repliği der ki önemli olan kimi ve ne zaman affedeceğimizi bilmektir
aşka sevgiye insanlığa dair pek çok şey söylemeyi başarana ender filmlerden bence harika görüntüler nefis bir müzik üstelik edward norton var insan daha ne ister
bir insan bu kadar güzel ölür bir filmde seni seviyorum ed
iyi seyirler
filmden çıkan sonuç:sadece gözlerle görmek yetmeyebilir
romantik ve dramatik..izlemeden önce biraz önyargı vardı ama izledikten sonra kendime şaşırdım çünkü dört dörtlük bir filmdi oyuncularından tutun da konusuna kadar.henüz izlememiş olanlara şiddetle tavsiye ederim:)
ilk başta pek izlemeye heves etmediğim ama izledikten sonra da "iyi ki izlemişim!" dediğim bir filmdi. belki konusu ya da türü olarak herkesin ilgisini çekmeyebilir ama izlerken sıkmayan, hoş ve güzel bir filmdi. edward norton ve naomi watts iyi bir ikili oluşturmuşlar.
fragmanı resmen filmi ele veren bir şekilde hazırlanmış. keşke biz syircileri meraklandıran bir fragman olsaydı diyorum. neyse filme dönmek gerekirse gerçekten çok güzel bir film. gururlu asil edward norton ile şımarık naomi watts'ın aşk hikayesini içeren dram ağırlıklı hoş bir film. iyi seyirler.
ayy gercekten cok begendm filmi harikaydı diebilirm edwart norton ı hiç bole gormemiştim karısının yaptıgı onca seye ramen onu hala cok sevebilio ayy ama sonu cok huzunluydu gozlerm doldu kendimi zor tuttum kesinlikle herkese oneriorm...
sosyal sınıfların etkin bir biçimde insanların hayatınca rol oynadığı dönemlerde,toplumun yüksek tabakasından bir bayan ile doktorluk görevini icra eden bir erkeğin ilişkisini anlatan dram ve romantizm yüklü bir film.kitty,belki de yasak bir ilişki olduğundan,yasak meyveyi yemenin zevkinden olsa gerek charlie ile bir aldatmaca oyununun içine girer.uzakta olan gözümüze daima daha değerli ve ulaşılmaz görünür.şanghay'ın bir köyüne yerleşmeleri ile birlikte kitty,daha önceki lüks ve sefa içinde süren hayatının kör ettiği gözlerinin açılışına,"diğer" insanların da varlığına tanık olmaya başlar ve tabii bu arada eşini başka gözle görme şansını da elde eder.bildik temaların üzerine kurulmuş bir film olmasına rağmen konunun işlenişi bakımından etkileyici bir filmdi.romantizmin yanısıra dönemin başa beka hastalığı kolera ve insanların hayatına etkilerini de çok iyi bir biçimde yansıtıyor.
klasik bir konusu olmasına rağmen, güzel bir aşk filmi... karşılıksız bu denli sevip kadının yaptıklarına karşılık onu affedebilen bir adam ve elinden kayıp giderken onun değerini anlamaya çalışan bir kadın...sonunun böyle olması filmi daha acı dolu ve seyredilinebilir kılmış... ama ben böyle sonları ne olursa olsun hiç sevmiyorum...
biz insanlar kıymet bilmez varlıklarız elimizdekilerin değerini neden hep geç kavrarız yada neden hep yanlışlarımızı geç farkederiz ..bence fimde sevilmenin güzelliğini ,sevmenin bazen acı bazense eşsiz parlaklığını anlatmak istemişler..ne kadar gizemli, ne kadar kaygan yapıda ise o his en ufuk bir nedenden yönünü değiştirebiliyo..ama en önemlisi elindekilere doyasıya tutunmak gerek ..filmin izlerken kitap uyarlaması olduğunu bilmiyodum sürekli "eski roman havası var bu filmde" diyip durmuştum..genel olarak beğendim zaten edward norton'nın adı geçen bir yapımın kötü olucağını düşünemiyorum..
Duvak
Sinepedi Katılımcıları