Çok tanınan üç kuşak aktris, kefaretin gücü, affetmedeki özgürlük ve anneliğin kırılamayan bağlarını anlatan bir filmde bir araya geliyor – Georgia Rule. Ve bu ailede, tavır kuşak atlamıyor.
Asi genç kız Rachel (LINDSAY LOHAN, Mean Girls, A Prairie Home Companion) çığlık atıyor, küfür ediyor, içki içiyor, aklından geçeni söylüyor ve genelde kontrol edilemiyor. En son yaptığı araba kazasıyla Rachel, annesi Lilly’nin (Golden Globe ödüllü FELICITY HUFFMAN, Transamerica, Desperate Housewives) San Francisco’daki evinde en son kuralı yıkıyor. İçinden geldiği gibi hareket eden ve ele avuca sığmayan kızını götürecek yeri kalmayan Lilly, sonunda asla dönmemeye yemin ettiği tek yere götürüyor – annesinin Idaho’daki evine.
Matriarch Georgia (iki Oscar’lı JANE FONDA, Monster-in-Law, 9 to 5) tipik bir sevimli, insanın üzerine titreyen bir büyükanne değil. Bir takm kırılamayacak kurallarla hayatını yaşıyor ve evine gelen herkesten de aynısını yapmasını istiyor; önce Tanrı geliyor, hemen arkasından çok çalışma. Artık genç kadının yetiştirilmesi üstüne kaldığına göre, Rachel’ın öfkesinin ardındaki nedenleri anlamak için sabırlı davranması gerekmektedir.
Ama Rachel ıstıraplı yaz tatiline dayanamayıp küçük kasabayı sarsmaya başlayınca, Georgia torununda bir şeylerin değiştiğini fark etmeye başlar. Bir biçim ve sorumluluklar verilince, kalkanını indirir ve özellikle de kendi annesine karşı şefkatli olmayı öğrenir. Onun yolculuğu, üç kadını da, gömülü sırların açığa çıkması ve ne olursa olsun, aile bağlarının asla kopamayacağını anlamalarını sağlayan bir yöne doğru götürür.
üç kadının (büyükanne,anne ve genç kız) kendi kurallarıyla yaşadığı apayrı hayatları var ama genç kız rachel'in yaşadığı sorunlar yüzünden büyükannesinde kalması gerekecek ve yaşamı onun kurallarıyla yürüyecek...peki rachel bunu başarabilecek midir? film bir yana yaşamda ne kısıtlanırsa kısıtlanan şey daha fazla baskın ortaya çıkıyor. georgia'nın katı kurallarına ve disiplinine rağmen kızı ve torunu bir o kadar istediği yaşam şeklinden uzaklar.. sadece bunlarla kalmayıp konu bambaşka yerlere de gidiyor. keyifli bir film.
filmi lindsay lohan var diye merak edip izledim ama hiçte beklediğim gibi değildi daha komik beklerdim ve açık sahneler vardı aile filmi değildi pek hoşuma da gitmedi..
evet öyle lindsay için söylemedim katilimi tanıyorum da da oynadı o da aile filmi değildi ama gayet güzeldi film aile filmi gibi duruyor ama değil demek istedim.
filmi felicity huffman ve jane fonda yı görür görmez aldım ve buna değdi başta kuşak çatışması üzerine olacağını düşünmüştüm ama ilerledikçe iş değişti rachel hiç inandırıcı durmuyordu ama sonunda anladım ki bizler hep görünene inanmaya alışmışız oda ne söylese inanılacağını biliyordu ve ne acı ki söylediği gerçekler yalanlarının arasında kayboluyordu yaşadığı şey korkunç ve kim olsa kendini kişiliğini kaybeder film ders veriyor dersimizi alalım kimseye güvenmeye gelmez ve görünenler cezbedicide olsa gerçek değillerdir
bence çarpık ilişkileri anlatan güzel bir film.
kızın üvey babasına karşı nasıl bu kadar rahat olabildiğini hala anlamıyorum hiç kızgın değil. son sahnede babanın o beni kıskırttı demesi filmin sonunun gelmemesi insanı düşünmeye yönlendiriyor sevdim..
karmakarısık olmus aile ilişkilerinin yansıtıldığı komedi içerikli bir dram filmi georgia yasası...anne-kız zıtlasmalarının yaşandıgı izlenmeye değer bir film...tavsiye ederim.
aslında çok komik bi film die beklerken, anne kız ve büyükanne arasında geçen duygusal çatışma ve bunun altında çok ağır bir dramın ortaya çıkışını konu alıyor film. bu yüzden sevgililer,aşıklar biraz ikinci planda kalmış diyebilirim. komik sahneleri de yok değil ama asıl konu insanı baya sarıyor. ama şunu da belirtmeliyim ki en sevdiğim karekter büyükanne oldu. diğerleri hakkında filmin sonunda her hangi bi açıkmala getirilmedi, fakat etkileyici olduğu kesin, izlemeye değer bi film..
bazılarına çok abes gelebilir ama ama benim kitabımda iki alkolik türü var, biri sokak alkolükleri işsiz güçsüz ve bakımsız, diğeri ise, solan alkolikleri, burjuva, o yüzden ikinci sınıf alkoliklere karşı bir sempatim var, işi gücü olmasına rağmen, bazı derin duygusal beklentiler yüzünden dibe vurmuş olanları anlayabildiğimden dolayı, bir sempatim var, felicity bu karakteri çok güzel aktarmış, ve yine özel hayatında da pek durgun olduğu söylenemeyen linda ise, çocuk yaşlarda üvey babasının tacizine uğramış biri olarak güçlü bir karakter çiziyor, ne kadar güçlü bir karakterin olursa olsun, belli bir noktadan sonra fay hattı çöküyor ve o çelikten asfalt bir kağıt parçası gibi yıkılıyor; işte öyle bir şey...hatalarıyla sevaplarıyla bir köprü oluşturan büyükanne jane ise, ki herkesin böyle bir büyükanneye ihtiyacı var bu zamanlarda diye düşünüyorum, söyleyecek bir söz bulamıyorum, komedi ve dramın mükemmel karışımı diyebilirim bu film için...beğenmeyebilirsiniz ama vakit kaybı olarak da göremezsiniz.
dün akşam ben de tvde izledim bu filmi. benim anladığım kadarıyla linda tacize uğramıyor, üvey babasını kendisi baştan çıkartıyor. sen filmin tamamını izlemedin sanırım.
o bir iddaaa tekrar izlemeni tavsiye ederim, hadi oldu baştan çıkarttı, üvey babanın balıklama üstüne atlaması mı gerekiyor bu durumda, geçerli bir neden mi? zaten diğer tema da bu, kız sadece annesinin, onun sözüne inanmasını istiyor, sadece annesinin diğerlerinin ona inanmasının bir önemi yok...
o bir iddia değil, filmin sonunda ortaya çıkan bir gerçek. kız zaten sürekli kendisine hayır diyecek bir erkek bulmak için erkeklere sarkıyor. en sonunda eskiden annesine aşık olan, eski karısını ve çocuğunu birkaç yıl önce kaybeden adam hayır diyo, o da rahatlıyor. elbette üvey babasının üzerine atlaması gerekmezdi ama kız istediğini alana kadar da ısrar eden bir karakter çiziyor zaten, adamın hemenmi atlatığını dirençmi gösterdiğini bilemiyoruz. kız biraz daha uğraşsa diğer adamla da beraber olabileceğinden ben eminim. fakat yalancı ve ahlaksız bir karaktere sahip olmanın -problemli bir çocukluk dahil- hiçbir gerekçesi olamaz bence.
güzel ahlaklı bir üvey kızım olduğunda durmalıyım, ahlaksız bir üvey kızım varsa çıkarlarımı üstün tutmalıyım öyle mi, ahlaksız bir kıza sarkıntılık ederek ahlaksız bir adam olmak peki hangi ahlaka sığıyor...
rachael 12 yaşında üvey babasını baştan çıkartmadı bence, babası onu taciz etti.. racheal, tüm bu ailevi huzursuzluğu da bu yüzden yapıyodu zaten.. karısını ve çocuklarını kaybeden adamla da beraber olmak istemesinin nedeni de, birisinin kendisini sevebilmesi veya yanında olması için, kendinden birşeyler vermeye mecbur hissetmesiydi, zaten o sahnede adam kızmıştı üvey babasına, racheal da kapanmıycak yaralar açtığı için.. arkadaş bulmak için bile, bişeyler yapmak zorunda hissediyordu çünkü kendini.. üvey babasının bu tacizi, nerdeyse tüm hayatını etkilemiş.
mustafa 1: hiçmi anlatamadım, adamın sarkıntılık etmediğini söylüyorum zaten. filmdeki ifade ile "akşam yemeğinde masanın altından 12 yaşındaki üvey kızının bacaklarını falan ellememiş" olduğu ortaya çıkıyor sonunda. 2: olay sarkıntılık olmasa da, adamın üvey kızıyla beraber olmasına aferin diyen yok. ben ahlaksızlığın gerekçesi olmaz yazmışım sen sarkıntılık etmek hangi ahlağa sığar demişsin. alakaya çay demle yani. ayrıca biraz önce yazmamışım filmi ikinci defa izleyecek kadar iyi bulmadım.
1. ahlaksızlığı savunduğunu söylemiyorum, genel olarak yazıyorum. 2. kızın onu baştan çıkardığını söylüyor ama gerçekten öyle olduğu için değil, bir bahane, bir gerekçe olarak kalıyor,bilmem anlatabildim mi?
arkadaşlar filmde bir vakitten sonra gerçekten üveybabasının kızı taciz edip etmediğine odaklandım. kırmızı elbiseyi giyip adamın otel odasına gittiğinde konuşmalarından kızın baştan çıkarttığı, kameraya aldığı ve o görüntülerle adama şantaj yaptığını karşılıklı konuşuyorlar zaten. kız kaseti ferrari için de yine şantaj malzemesi yapıyor. benim filmden anladığım bu, yanılma ihtimalim dahi olsa dediğim gibi tekrar izleyip emin olacak kadar da iyi bulmadım filmi. ben daha fazla uzatmayayım, iyi yorumlar.
şu an şu konuştuğumuz olayı o kadar merak ettim ki senaristi arayıp bulup artı bir tercüman tutup öğrenmek isteği hasıl oldu bende, hırsa bile dönüşebilir... :)
üvey baba lily ye kızın beni baştan çıkardı die lily nin acı çekmesi için söylediğini zannediyorum, ayrıca racheal annesinin onu sevdiğini bilerek üvey babasına onu mutlu et dedi, kendinii yalancı durumuna düşürdü bi yandanda.. hatta benim bile kafam karışmıştı kim yalancı kim değil die.. masadaki tacizler hepsi doğruydu zaten bunu büyük anne de anlamıştı. ama benimde kafam karışmadı değil arkadaşlar, bi kez daha izlemem gerekiyo..
Georgia Yasası
Sinepedi Katılımcıları