Genel beğeni toplamış filmler üzerinden yapılan parodi filmler son zamanlarda daha sık karşımıza çıkar oldu. Sinema tarihinde geriye doğru bir yolculuğa çıkıldığında film parodileri konusundaki büyük ustaların daha çok belli filmleri değil de belli bir türü konu edindiğini görmek mümkün. 1970’lerin ortalarından itibaren popülerlik kazanan film parodileri, ilk başyapıtlarını, öncülerini de bu yıllarda çıkardı.
Bu konudaki en büyük örnek hiç şüphesiz şahane İngilizler “Monty Python” ekibi olsa gerek. Kendi tarzlarını ustalıkla kabul ettiren ve büyük mitlerle, tarihsel konularda epik filmlerle geçtikleri dalga hala lezzetle izleniyor. 1975 yapımı “Monty Python and the Holy Grail” hiç eskimeyecek başyapıt olmaya devam ediyor. DVDsinde Matrix’in ekstralarındaki tavşan ile dalga geçecek kadar yenilikçi üstelik.
Bu konudaki bir diğer öncülerden biri de hiç süphesiz Mel Brooks olsa gerek. 1976 yapımı “Silent Movie” ve Alfred Hitchcock filmleri parodisi (Özellikle de Vertigo) 1977 yapımı “High Anxiety” hala izlemekten bıkılmayacak filmler.
Film parodileri konusunda daha üretken ekibin ortaya çıkması ise 1980 yılına... Devamı >>
Mustafa Kemal Atatürk, muasır medeniyetler seviyesine ulaşmak için yaptığı ve halen yapılan inkilâpları tek başına yeterli görmemiş, kültür düzeyinde de batılılaşmak ve çağdaş bir Cumhuriyet olabilmek için sinemanın önemini vurgulamıştır. Ata bir sözünde; “ Sinema, gelecekteki dünyanın bir dönüm noktasıdır. Şimdi bize basit gibi gelen eğlence olan radyo ve sinema, bir çeyrek asra kalmadan yeryüzünün çehresini değiştirecektir. Japonya’daki kadın, Amerika’daki zenci, Eskimo’nun ne dediğini anlayacaktır. Tek ve birleşik bir dünyayı hazırlamak bakımından sinema ve radyonun keşfi yanında tarihte devirler açan matbaa, barut, Amerika’nın keşfi gibi olaylar oyuncak nisbetinde kalacaktır ” diyerek sinemanın önemini ortaya koymuştur. Üstelik bu sözünü radyonun emekleme devrinde olduğu, sinemada ise yeni yeni çalışmalar yapıldığı bir dönemde ifade etmiştir.
Fuat Uzkınay ve TBMM Ordu Film teşkilatının operatörleri, batı cephesinde verilen mücadeleyi, İzmir’in Yunanlılardan kurtarılışını ve Türk ordusunun İstanbul’a girişini belgelemişti. Atatürk henüz savaş halindeyken bile sinemanın taşıdığı önemi görmüş ve Cumhuriyet’in ilanından sonra da bu konudaki duyarlılığını ortaya... Devamı >>
On yıllık bir dostluk aşka dönüşebilir mi? Yoksa bu başından beri “aşk” mıdır aslında?
Romantik komedi türünün en sevdiğim özelliği; gerçek hayatta çoğumuzun yaşadığı ya da yaşama ihtimali olan bilumum insanlık hallerini, yer yer abartıya kaçsa da, sürükleyici bir olay örgüsü ve keyifli bir anlatım ile beyazperdeye yansıtarak; seyirciye, filmdeki karakterlerin dünyasına dahil olma ve kendi bakış açısına göre dersler çıkarma imkanı tanıyor olması. Elbette ki bu süreci bol kahkahalı ve eğlenceli şekilde sunmayı başaran filmlerin ticari anlamda şansı çok daha fazla oluyor. (Bu konuda “Bridget Jones’un Günlüğü”nü tek geçerim!)
Bu hafta vizyona giren “Gelin Benim Olacak / Made of Honor” da, yukarıda tarif edilen niteliklere sahip, ana hatlarıyla başarılı bir romantik komedi. Film, on yıllık yeri doldurulamaz bir dostluğun, gülümseten detaylarla dolu aşka dönüş hikayesini tüm akıcılığı ile beyazperdeye taşımayı başarıyor. Dakikada bir kahkaha atmanızı sağlayan sahneler sayesinde zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz. “Gelin Benim Olacak”, ilk sahneden itibaren güldürmeye odaklanarak, komedinin ön... Devamı >>
“Made in Europe” filmini yazan – yöneten İnan Temelkuran, göçmenlerin dünyasına ışık tutan filminde neler anlatmak istediğini kendi cümleleriyle ifade etti. Temelkuran tarafından kaleme alınan bu özel yazıyı sizlerle paylaşıyoruz:
İnan Temelkuran'ın Kaleminden "Made in Europe" ve Göç Sorunu
Göç; en önemli, en belirgin nedenlerinden, en küçük sonuçlarına kadar son yıllarda sosyologların üzerinde en çok tartıştıkları konulardan biri. Ama üzerinde ne kadar çok analiz yapılırsa yapılsın, ne kadar çok teori üretilirse üretilsin, her zaman eksik bir şeyler kaldığı ya da yapılan analizlerin ve üretilen teorilerin sorunları çözmediği çok açık. Çünkü göçmenlerin günlük hayatları çok daha renkli, çok daha zengin, çok daha kendine özgü durumlar içeriyor.
Böyle olmasına rağmen, şimdiye kadar sinemacılar tarafından hep benzer gözlerle incelendi, benzer temalar işlendi ki bunlar; adaptasyon veya entegrasyon sürecinde ortaya çıkan aksak durumlar; birinci, ikinci ve üçüncü kuşak arasında çıkan çatışmalar ya da göçmenler tarafından kurulmuş küçük sokak mafyaları arasında geçen olaylar. Bunların da yabana atılacak, görmezden... Devamı >>
Roma Film Festivali’nin açılış filmi olan, 27.Uluslararası İstanbul Film Festivali’nin ardından geçtiğimiz Cuma günü yaygın gösterime giren “İkinci Nefes”, Fransız polisiyesinin önemli yönetmeni Jean-Pierre Melville‘in aynı konulu filminin bir yeniden çevrimi. Bu kez yönetmen koltuğunda Alain Corneau var. Daha önce de Melville’nin çalışmalarını “Second Wind” adıyla yeniden çeviren yönetmen aynı yoldan gitmeye devam ediyor. Daniel Auteuil, Monica Bellucci, Michel Blanc ve Eric Cantona gibi usta oyuncuların yer aldığı “İkinci Nefes” başarılı polisiye filmlerin arasında yer alabilecek bir film.
Namı yaygın bir gansterin hapisten kaçışını ve kurtulma çabasını konu alan filmde olayın gelişme safhaları kaba hatlarıyla şöyle; 10 yıldır hapishanede olan Gu başarılı bir kaçma planıyla firar eder. İşe 3 kişi girmişlerdir ama yalnız ikisi bunu başarabilir, 3. kişi duvardan düşüp ölür. Gu daha sonra eski dostlarının yanına döner. Sevgilisi Monouche ile kaçmaya, artık bu işleri bırakıp sakin bir hayat yaşamaya karar verir. Ancak istediği hayata kavuşabilmesi için paraya, para için de... Devamı >>
En süper Kahraman: Bir yusufçuk nasıl uçamaz?
Atatürk ve Sinema
Gelin Benim Olacak: Ateşle Barut Yan Yana Durmaz!
İnan Temelkuran ‘Made in Europe’u Anlatıyor
İkinci Nefes: Bir Gangsterin Hikayesi