şu ana kadar jane austenin 2 romanını okudum. biri aşk ve gurur diğeri de emma. ikisi de muhteşemdi. ilkini okurken aşk ve gurur arasındaki uçurum gibi gözüken ayrımın aslında o kadar uzun olmadığını ve insanın aşk için gururdan vazgeçebileceğini gördüm. emmada ise kendi düşünceleri doğrultusunda insanların hayatlarına iyi ya da kötü şekilde etkisi olan bir genç kızın sonunda gözünün önünde duran ama çok geç farkedebildiği mutluluğa kavuşmasını gördüm. şu an yeni bir jane austen romanı okuyorum adı umut parkı. şu an ilk sayfalarda da olsam sonunu gerçekten çok merak ediyorum, ilk andan itibaren o kitabın büyüsü beni kendisine bağladı.
kitaba bağlama konusunda şu ana kadar jane austen kadar başarılı bir yazar görmedim. geriye elimde olmayan 3 romanı kaldı, en kısa sürede temin edilip okunmak üzere bir kitabevinin raflarında beni bekliyorlar...
kitabı dün bitirdim. bu kadar sağlam bir alt yapı çoğu romanda bulunmaz. jane austen aşk ve gururda insanı düşündürüp emmada şaşırtırken mansfield parkta okuyucuları müthiş bir olay örgüsüyle karşı karşıya bırakmış. gerçekten muhteşem bir yazar.
dün bitti ama yorumu bugüne kısmetmiş. gerçekten çok güzeldi, yazarın doygunluk dönemi romanlarında biri olduğunu her satırda belli ediyordu. jane austenin ikna adlı romanı ölmeden önce tamamlayabildiği son romanıdır.
sanırım favorim gurur ve önyargı, ama jane austen'in " gözbebeğim " dediği romanı da başımın tacı açıkçası. neden öyle dediğini de kitabın her sayfasında özetliyor bize adeta. bence bu hanımefendinin yazdığı kitaplar ingilizce aslından okunmalı. o yalın ve duru anlatımı, türkçe'ye çevrilmiş olsa da karmaşık betimlemeleri kesinlikle onun kaleminden okumak lazım bir de...aşk romanlarından hiç hoşlanmayan bir okuru " aşk romanları aslında sadece aşktan ibaret değildir. " cümlesiyle buluşturan bu yazara ve tabii ki elizabeth bennet'a çok şey borçluyum... :)
ben jane austen'ın aşk ve gurur ve emma'yı okudum ve ikisine çok güzel kitaplardı.jane austen'ın kitaplarında hiç beklenmedik olaylar olur genellikle ve bu da benim jane austen'ı seçmemi sağlıyor.diğer klasik kitaplar gibi sıkıcı yanı yok.hiç sıkılmadan okunucak kitapları var.keşke daha çok kitabı olsa.
arkadaşlar hangi kitaplarını okudunuz söyleyin bakalım...ben başlıyorum ilk okuduğum (aşk ve gurur)tabi ki...daha sonra (kül ve ateş),(emma),(inanç)ve tabi geri kalanlarıda bulduğumda okumak istiyorum...
biyogrofisi:
ingiliz edebiyatında jane austen’e kadar da kadın yazarlar vardı. mesela ann radcliff’in “the mystery of udolpho”(1794) adlı romanı bir hayli ses getirmiş, gotik edebiyata en çok kadın yazarlar vurmuşlardı damgalarını. ancak bu yazarlar ve ürünleri daha çok popüler roman türü içerisinde değerlendirilir ve edebiyatın o “yüksek” katına sokulmazlar. jane austen ise, orta sınıf ingiliz insanının -taşrada- kendisini kuşatan toplumsal ilişkilerin baskısına boyun eğerek sürdürdüğü yaşantısını büyük bir canlılıkla işlediği romanlarıyla farklılaşır hemcinslerinden.
romanlarındaki karakterler gibi, jane austen de taşrada, hampshire’ın bir köyünde doğdu(1775). babası bir din adamıydı ancak dini bir eğitim görmedi austen. zaten -resmi olarak- dokuz yaşına kadar gitti okula. entelektüel birikimi özel derslerle olmuş ve austen fransızca ve italyanca gibi yabancı diller kadar, ingiliz edebiyatını da öğrenmek fırsatını bulmuştu.
yazar, yaşamı boyunca kalabalık ailesinden hiç kopmadı ve kısa süren bu yaşamın büyük bir bölümünü de hampshire dolaylarındaki kırsal bölgede geçirdi. 1809 yılından 1817’deki erken gelen ölümüne dek, erkek kardeşinin malikanesinde ikamet ederken, bozulan sağlığının dışında yalnızca romanları ile uğraştı. kadın olduğu için, o dönemin yazılı olmayan ama zorunlu ahlaki yargıları gereği, takma isimle yayınladığı kitaplarına siyasal ve toplumsal olaylar hiç yansımamış, ne yazık ki romanları fazla bir ilgi de görmemişti.
edebiyatla ilişkisi erken yaşlarda -on dört yaşındayken- yazdığı küçük tiyatro oyunlarıyla başladı. daha sonra bu alanda eser vermemekle birlikte, oyun yazmanın austen’in romanlarındaki canlı tasvirler ve akıcı diyaloglar açısından oldukça faydalı olduğu söylenebilir. ölümünden yüzyıl sonra yayınlanan defterlerinde yer alan yazıları ve edebiyat eleştirileri yine gençlik yıllarına aittir. işin doğrusu romanlarını da çok erken yaşlarda tamamlamış ama yayıncıların ilgisizliği bu romanların yayınlanışını geciktirmiştir. ilk romanı “sense and sensibility”(duygu ve duyarlılık) 1795 tarihinde yazılmasına rağmen ancak 1811’de buluşabilmiştir okuyucularla. ikinci ve en önemli romanı “pride and prejudice” (gurur ve aşk) da aynı akibete uğrar; 1796’da hazırlanıp 1813’de yayınlanır. yayın tarihlerine göre son üç romanı “mansfield park”(1813), “emma”(1816) ve “persuasion”(1817), ilk romanlarında karşılaştığı yayın zorlukları ve okuyucu ilgisizliği nedeniyle daha ciddi ve ağırbaşlı bir üslup taşırlar.
orta sınıfın üst sınıfla ilişki tarzı; gurur ve aşk!
“aşk ve gurur” romanı, adından da anlaşılacağı gibi aşk üzerine kurulu olsa da kolay bir aşk değil elizabeth bennet ve fitzwilliam darcy arasındaki yakınlaşma. çünkü farklı sınıfsal yapıları ve farklı toplumsal ilişkileri olan bu iki gencin evliliğinin önüne pek çok engel dikilir. hepsinden önemlisi, darcy, elizabeth’in ailesinin basitliğini küçümsemekte, elizabeth’in gururu ise kendisine tepeden bakan darcy’nin evlenme teklifini kabul etmeye el vermemektedir. hikaye, olaylardan çok roman karakterleri arasındaki duygusal gel gitler, iyiler ve kötüler arasındaki çatışmalarla ilerler ve mutlu bir sonla noktalanır. sadece elizabeth ve darcy değil, bennet ailesinin diğer iki kızı da evlenmiş ve mutlu olmuşlardır. bir tek elizabeth’in yakın dostu charlotte için kaygılanırız. çünkü evde kalma korkusu ile charlotte, daha önce elizabeth tarafından reddedilen hem budala hem de kibrinden yanına varılmayan papaz william collins ile evlenmek zorunda kalmıştır.
jane austen’in pembeli beyazlı dizilerin ya da yeşilçam melodramlarının atası sayılabilecek bu romanı, bir toplumsal gerçekliğe vurgu yapması ve hatta böyle bir toplumsal meseleye kendi dönemine göre fazlasıyla cüretkar yaklaşmasıyla, başlattığı geleneği taklit eden popüler anlatı türlerinden çok farklıdır. austen’in amacı zengin oğlanla fakir kız arasındaki aşka indirgenemez. farklı “içtimai mevkiler” ama mutlu bir son o yılların ingiltere’si için tahayyül bile edilemezken yazmıştı hikayesini austen. siyasi bir tavrı yoktu ama insani açıdan bu tarz farklılıkların saçmalığını, toplumsal değer yargılarının ardındaki iki yüzlülüğü anlatmaya çalışıyordu.
gurur ve aşk”ı da kapsayan ilk dönem romanlarında mizahi bir üslubu vardır jane austen’in. ingiliz romanının başlangıç yıllarında oldukça ilgi gören bu tarz anlatım, sheakspeare’den başlayıp toplumu hicvetmek için iyi bir silahtı. zaten “gurur ve aşk”ın çatışma bölümleri, elizabeth ve darcy’nin karşılıklı konuşmaları, yazarın çok sevdiği sheakspeare oyunlarına göndermelerle doludur.
dar bir çevrede geçen ve avrupa’yı sarsan siyasi sorunlardan, savaşlardan, ekonomik sıkıntılardan uzak duran austen romanlarının başarısı, bu dar çevrede yaşayan insanların kıstırılmış dünyalarını ve boyun eğmiş ruh hallerini çok iyi yansıtmasından gelir. büyük kentin büyük insanlarının yanında, taşranın basit hayatının yavanlığı ve önemsizliği kabullenilmiştir yazar tarafından. romanlarındaki karakterler de hikaye içerisinde bu gerçeğe teslim olurlar. böylece “gurur ve aşk”ın mutlu sonu buruk bir mizaha dönüşür.
dar bir çevrede geçmesine rağmen, jane austen romanlarına yönelik oldukça “geniş” değerlendirmeler de yapılıyor. edward said’in “kültür ve emperyalizm” incelemesinde yazarla ilgili görüşler, bir edebi ürünün, o ürüne yönelik okuma biçimleriyle nasıl başkalaşabileceğini sergilemesi açısından dikkate değer; “ fazla küçük bir mekanda net göremez, net düşünemez, gerektiği türde düzenleme yapamaz ve dikkat gösteremezsiniz. austen’ın ayrıntılarındaki incelik, toplumsal ilişki kıtlığının, yalnız yaşanan dar kafalılığın, ufalmış bilincin, daha büyük ve daha iyi yönetilen mekanlarda giderilen tehlikelerini büyük bir şaşmazlıkla veriyor” diyen said, jane austen’ın romanlarının dar bir çevrede geçmesinin, emperyal iktidarın meşruiyetini onaylayan bir bakıştan kaynaklandığını söylüyor. “ austen, ülke içindeki otoriteyle uluslararası otoriteyi en net biçimde burada eşzamanlı kılmakta ve kiliseye kabul edilme, hukuk ve mülkiyet gibi yüksek konularla bağlantılı değerlerin, somut toprak sahipliği ve toprak üstündeki egemenlik temeline sıkı biçimde oturtulması gerektiğini açıklığa kavuşturmaktadır”.
alıntıdır.
Gelinim Olur Musun?
Aşk Ve Gurur
Aşkın Kitabı
İkinci Şans
The Jane Austen Book Club