Lütfen hikayeye devam etmeden önce bütün yazılanları sırayla okuyun...en sonunda cevap ver buttonuna basarak cevabınızı verin...yorum yaparak yazmayın...cunku yapılan yorumlar silinecektir...Bu hikayeyi birgun bitirebilirsek sizin için duzenleyip bir araya getirir ve download linkini buradan paylaşırım :) hadi iyi eğlenceler :) iki tane hikayemiz war ikisinede devam edebilirsiniz...hatta ikisinede ayrı ayrı katkıda bulunabilirsiz...bu arada bu bir hikaye yarışması değildir...iki hikayeyide guzel bir şekilde devam ettirmek lazım :) az öncede soylediğim gibi hikayelere cevap vererek devam edin...hikayelere yorum yapmayın eleştirmeyin...eleştirilerini ozel mesajlarınızda yapın :) cunku hikayenin akışını bozan mesajları silicem :)
insanoğlu kendi doğasını kendi belirliyordu. zekasının yanında zavallı duygularını besliyor olsalarda yinede düşünüldüklerinde görkemli eserleri gözardı edilemezdi. dev krallıklar, yaşamı kolaylaştıran araçlar herşey mükemmel insanoğlunun eseriydi.ancak mükemmel zekaları kendi sonlarını bulmaktada çok gecikmedi. düşünceler yoketme adınada sarfedilince korku ve nefret yüreklerine büründü. silahlanıp daha fazla güç adına büyük savaşlar ve büyük ölümlerde görüldü. duygularının peşinden giderken düşünen insanlık ap tallaşarak savaşın aslında bir gereksinim olduğu kanısına kapıldılar ve dev krallıklar karşı karşıya geldiler. kimileri büyük krallallıkları değerlendirirken onları iyi ve kötü diye nitelendirdiler. iyi nitelendirilen krallıklardan tralyon ve müttefikleri acımasız die nitelendiirilen diğer krallık badlis ve onun müttefikleri ile karşı karşıya kalmıştı. kazanan tarihe tarihe yeni bir yön verecek ve uygarlığının gücünü dünyaya ıspatlayacaktı.binlerce insanın yanında evcilleştirilmiş yaban hayvanlarıda savaşa eşlik edecekti.kazanan kim olur die düşünülürken aslında kaybın insanlık adına olacağı yine insan zekası tarafından farkedilemiyordu. bu savaşın galibi nasıl bilinsede değişmek insan için bir hastalıktı. sonunda insanlığın karagünü gelmiş binlerce insan iki büyük krallık arasında bulunan felyana şehriniin dümdüz toprakları üzerinde karşı karşıya geldiler. yaşanmış en büyük savaşa sadece bir kaç adım kalmıştı. savaşı tralyon kralı vustatın kılıcının ileriyi göstermesi ile tralyon tarafından başlatılmıştı.iki ordud bir birine denkti, silah açısından badlis daha üstün olsada tralyonun da savaş deneyimi çoktu. savaşın sonu neticeye kavuşmadan yaşananlar sadece insan oğlunun eseriydi. büyük taş kütlelerinin insanların üzerine düşüşü, hayvanlar tarafından boğazından yakalanan insanlar ve daha onlarca çeşit katliyam. savaş tralyonun üstünlüğü ile sürüyordu. ama sadece badlis üzülmedi, tralyon kralı vustat ın 19 yaşındaki oğlu bizzat badlis kralının kılıcıyla acımasız bir şekilde öldürüldü. savaşın geri kalanında gücü zayıflayan badlis geri çekilmek istedi ancak tralyon ısrarlı bir şekilde tek bir badlisli kalmayıncaya kadar savaşı sürdürmeye kararlıydı. badlis çaresiz ve binlerce insanı ölürken bir badlisli bu durumun daha fazla süremeyeceğini anlayıp kralına arkasından yaklaştı. titreyen elleri kılıcı tutmakta zorlanırken öldüreceği kişinin kralı olduğunu görmemek için gözlerini kapatmıştı ve cesaretini toplayıp yapması gerekeni yaptı. kralın sırtından giren kılıç ona arkasını dönme şansı bile vermedi.çok sürmeden kralını öldüren badlisli başka bir badlisli tarafından anlayışla karşılanmadı. vustat badlis kralının cesedinin yanına yaklaşıp adamlarına savaşı brakmalarını emretti. buda yeterli değildi hırslı bir badlis askeri yayını ikiye ayrıracak kadar çektiği oku bırakarak tralyon kralı vustatı boğazından vurarak savaşı kralsız bırakmıştı. bütün uygarlıkların en büyük iki kralı bu savaşta ölü bedenleri ile yanyana düşmüştü.
savaşın daha fazla uzatılmasını gereksiz bulan askerler savaşı bitirdiler. kimse savaşı kazanan yada kaybedeni ile hatırlamadı. iki büyük kral bu savaşta yitirilmişti. uzun yıllar boyunca acısı krallıklar üzerinde hissedilsede insanoğlu unutmaya elverişli bir yapıya sahipti. kendi sistemlerinde yeni krallar başa getirerek toparlanma hırsıyla eski görkemlerini arayışa kapıldılar. savaş halklarına acı yüzünü göstermiş kocasız kalan kadınlar babasız büyüyecek çocuklar. onları savaşa karşı farklı bir tavır içerisine sürmüştü. ama insanoğlu yine uslanmıyordu kimileri intikam hırsına büründü savaşı tekrar ve daha şiddetli istedi. bunu anlamsız bulan saygın bilgeler asla sonu gelmeyecek demelerine karşın tralyon kralı tarafından hepsi susturuldu. öte yandan badlis tralyonun savaşma isteğine olumlu bakınca insanlık tekrar karanlığa gömüldü.
yeni tralyon kralının ilk işi eksi tralyon kralının oğullarını zehirliyerek öldürmek olucaktı.tralyon kralının oğlu tarko'yu zehirliyerek öldürdükten sonra karısıyla evlendi.bu arada eski tralyon kralının küçük oğlu zedga eski kralın sadık adamları tarafından güvenli bir yere yerleştirilmek isteniyordu.bir gece yarısı eski kral'ın oğullarının babası öldükten sonra yaptırdıkları kaleye dört atlı adam yaklaşıyordu.yağmur yüzünden yollarda oluşan su birikintileri üzerinde atlar adeta yüzüyordu.kalenin önünde yaşlı bir kadın ve yanında soğuktan titriyen zedga wardı.içlerinden biri yaşlı kadına vustad yaşasaydı seninle gurur duyardı dedi.yaşlı kadın sadece ağlıyordu.yeni tralyon kralının adamları tarafından öldürüleceğini biliyordu.dört atlı adam yağan yağmurun içinde hızla kaybolurken zedga nereye ve niçin gittiğini belkide bilmiyordu...
aradan uzun zamanlar geçmesine karşın kimse savaşa yaklaşacak cesaretli bir adım atamadı zedga yetiştirildiği onlarca farklı yerlerde ona krallığının sevgisi kazandırıldı. onada bir hırs verildi ancak bu hırsı ona krallığına sahip çıkması adına öğretildi. onu yetiştiren vustatın sadık adamları asla kendi ismini kullanmama yemi ettirmişlerdi ancak bunu saklama gereği duymayacak kadar yetişkin ve cesaret sahibi olmuştu.
tralyon'un hükmünün geçmediği uzak bir diyarda vustad'ın isimsiz adamları ve zedga,halktan uzak bir tepede yaşıyor,hergün zedga'ya biraz daha zor bir eğitim tarzı uyguluyor ve kutsal bir amaca hizmet ettikleri düşüncesiyle her saniye azimlerini dahada arttırıyordu.yaşadıkları yer sessiz,yemyeşil tepeler ve ağaçlarla dolu,insanın ciğerlerine çektiği zaman ruhunu arındıran ve tüm kaslarına yayılan bir havanın bulunduğu eşsiz bir yerdi.birgün vusdat'ın adamlarından uzun kızıl sacları ve sakalı olan goriyan zedganın yatağının başına gelir ve:"zedga ! kalk artık sabah oldu...horozlar bile uyandı der!" zedga üstündeki örtüyü iyice yukarı cekerek:"uyumaya ihtiyacım var! üstelik horozlar bazen şafaktan önce bile ötmeye başlıyorlar." goriyan gülerek zedgayı tek hamleyle kuvvetli kalın kolları yardımıyla kaldırıp yere bıraktı.zedga bacağını tutarak bağırdı ve "tamam geliyorum dedi" goriyan:"kasabaya iniceksin! onun için seni erken kaldırdım!" diye bağırdı odadan cıkarken.biraz sonra zedga uyanıp üstünü giyinip aşağı indi.bu arada vustadın adamlarından en zekisi bernion kapının önünde atı hazırlıyordu.zedga'yı gören bernion :"su listedekileri kasabaya in ve al ! fazla gecikme ! hepimiz açız ve seni bekliyeceğiz" dedi.zegda atına bindi ve hızla tepeleri aşmaya başladı.bir saat sonra kadar kasabaya ulaşmıştı.kalabalıkları seviyordu.insanların ona ve atına bakmasını...bernion'un ona soylediklerini teker teker aldı.aslında işi bitmişti ama kalabalıkların uğultusu insan ların sesleri ve genç kızlar ilgisini çekiyordu.dört erkeğin içinde büyümüştü ve artık yaşı ona bazı şeyleri işaret ediyordu.bu sırada bir kızı gördü.omuzunda bir sepet ve içinde elmalar olan kıza doğru atını sürümeye başladı.başka hiç şeye bakmıyor sadece atını sürüyordu.kızın yanına geldiğinde kız arkasını döndü ve:" elma ister misin" dedi.zedganın şu zamana kadar duyduğu en güzel sesti.bir süre zedga kızın yüzünün bütün ayrıntılarını seyretti.bu güzel rüyadan kalın ve kaba bir sesle uyandı.arkadadan yaslı bir adam:"cek su atını be çocuk! görmüyor musun ? yolu kesiyorsun" diyordu.zedga yoldan çekildi ve attan indi.kızın yanına giderek: "ben zedga!" dedi. kız:"bu kasabadan değilsin galiba" zedga:"evet sayılır.şu tepenin ardında yaşıyorum." kız:"sen ve ailen için boyle bir yaşam zor olsa gerek." zedga:"şey...aslında benim ailem öldü.bana babamın kardeşleri bakıyor." kız :"şey ! ben üzgünüm seni üzmek istemedim." zedga:"önemli değil.adın neydi bu arada?" kız:"lendiya" dedi.lendiya...bu isim zedganın gelene kadar aklındaydı.onun ne kadar güzel olduğunu tıpkı bir tanrıça gibi göründüğünü düşündü.ancak yollar bittiğinde ve varılması gereken yere vardığında onu bekliyen sinirli dört adam vardı.zedga için onların söyledikleri önemsizdi.o günün nasıl geçtiğini anlamadı.soğuk yatağına yattığında tek düşündüğü lendiya'ydı.onu bir daha görebilicek miydi ? o'na gerçeği söylemeli miydi ? hiç birşey bilmiyordu.kafası karışık fakat mutlu bir şekilde uyudu...
zedga hülyalarla dolu uykusuna dalarken; uzaklarda, varisi olduğu topraklar olan tralyonda işler pek de yolunda gitmiyordu. halk yeni kralın koyduğu ağır vergileri ödemekte zorlanıyor, askerler kendilerine verilen yetkilerle halka zulüm ediyorlardı. bir zamanların refah simgesi trayonda artık huzursuzluk hüküm sürmekteydi. diğer taraftan badlis krallığı da ilk savaştan beri asla tam olarak toparlanamamış; dışardan ne kadar sağlam görünse de, güçlü bir rüzgarda savrulup dağılabilecek kadar zayıftı. orada da halk huzur ve refahtan uzaktı. askerler savaş isteğiyle homurdanmaktaydılar. daha birkaç yıl önce kendilerine müjdelenmiş bulunan tralyonla girecekleri savaş bir türlü başlamıyordu.
insan oğlu tarihinde hiç bu kadar kendini güçsüz hissetmemişti. henüz savaş için atılmayan adımlar mutlaka atılacaktı. krallıkların iradeleri buna elvermişti. sadece uygun zamanı beklerken onun için birşey yapmasalarda, yinede ona muhtaçtılar insanlık, huzurunu arıyordu.
çok geçmeden badlisin yeni efendisi deneyimli savaş geçmişine aldanarak ikinci kez savaşı başlatma kararı almıştır. ancak endişe sadece badlis adına değil tralyon içinde duyulmaktaydı.iki krallıkta son şansını deneyecek verecek oldukları kayıpların getireceği zararları yıllarca yeniden yaşayacaklardı. ama badlisin daha güçlü ordusu bundan hiç endişe duymuyordu. intikam hırsına bürünmüş ve sadece savaşa odaklanmışlardı. ilk savaştan sonra hergün artan öfkelerini dindirmek için gün sayarken o gün hiç bu kadar yakın olmamıştı.tralyon ise endişenin merkezini oluşturuyordu. duygularının temelinde ne kadar intikam hırsı barındırsalarda krallarına olan güvensizlik bu savaşın onlar için karlı bir yol olmadığı düşüncesindeydiler. savaşın başlatılma kararını öğrenen tralyonun ileri gelen savaşçı liderleri krallarından gizli bir toplantı kararı almışlardı. toplantılarında duydukları kuşku ve stratejileri dile getirirken ordu komuta şeflerinden eski tralyon kralınada yakınlığı ile bilinen artkor kalkarak ''ya kral ona razımıyız? bu savaşın sonucu ne olursa olsun, onunla devam edebilecekmiyiz?'' dedikten sonra salondakiler bir birlerine şaşkınlık içinde baktılar hepsinin içinde aynı his vardı. arkor ''vustadın nasıl öldüğünü gören sadece bir kaç kişi olmuştu. dagresta nınkini kimse görmez'' salonda ufak fısıldaşmalar başladı herkes çok şaşkındı daha fazla toplantının uzayıp kararların ayaygaraya dönmemesi için toplantıyı bitirmişlerdi. daha sonra artkor diğer bir kaç dostuylada konuştuktan sonra bu karar sadece uygulama ile devam edecekti. o güne kadar ikinci kez kral kendi adamları tarafından öldürülerek insanoğlunun tarihine geçicekti.
zedga krallık adına öğrendiği herşeyi artık sergileme gereği duyarken dagresta nın öldürülme planları savaştan sonra ona krallık için yeni bir şans sunacaktı. ama bu durumun öncesi krallığın söz konusu olamayacağı gibi hayatıda büyük bir tehdit altındaydı. ama yinede büyük savaşa sradan bir asker olarak bile katılmaya razıydı. ve onun bu isteği nekadar risklide olsa yakın dostları tarafından kabul görüldü. savaşa katılan sıradan köylü sıfatı ile yanında hiç savaş görmemiş bir dostla yola koyuldu. geride bir daha göremeyeceğini düşündüğü lendiya ve onunla birlikte yaşayabilecek mutlu bir hayatı bırakmıştı. ancak insanlığın zayıf yönünü yansıtmayacak insan yoktu. zedga tralyonun dev surlarının önünde bu görkemli inşaya ve içindeki onbinlere hükmetme arzularına boğuldu. kimin kanını taşıdığını ve aslında olması gerektiği yerin burası olduğunu düşünmeye başladı.çok geçmeden savaşta sıradan bir asker olarak görev almayıda başardı.
hergün gibi...o günde bilincinden yoksun bir adam vardı ikamet ettiği birisinin evinde.birisinin...hergün başka birisinin evinde.o gün bu şanlı insanın adı zeynep'ti.zeynep düzgün bir işe sahip,düzenli bir hayatı olan ve universite için geldiği memleketine dönmeyi reddeden güzel alımlı ve zeki bir kızdı.o gün sefer(esas oğlan) neden o evdeydi ? zeynep neden o gün onu o eve aldı bilinmez.zeynep için hayat o günden sonra,o günden önce oldugundan farklı olucaktı.ancak su zamana kadar okuduklarınız size hikayenin merkezinin zeynep oldugunu dusundurebilir.yanılıyorsunuz.bu hikayenin merkezi seferdir.
sefer sabah kalkar...etrafta yogun bir şekilde hissedilen vodka kokusu,yerlerde cips paketleri ve masaların üzerinde bira şişeleri vardır.kimin evinde oldugunu bilmiyordu.ama bu onu sasırtmıyordu.hergun baska birinin evinde uyanmak onun için alışılmış bir yaşam tarzıydı artık.mutfaktan sesler geliyordu.dun geceki ev sahibini merak ederek mutfaga dogru yürümeye başladı.mutfaktan güzel bir kadın gayet neşeli bir sesle:"günaydın genc adam !"
sefer baş ağrısından dolayı biraz keyifsiz bir şekilde:"sanada günaydın"
zeynep:beni tanıyormusun ? ( şakacı bir şekilde )
sefer,gayet ciddi bir şekilde : hayır !
zeynep:kahvaltı etmek istermisin ? yumurta kırıyorum...
sefer:yok hayır ! hiç birşey yiyebiliceğimi sanmıyorum.aslında ben yatsam iyi olur der.
zeynep:televizyonu acabilirsin !
sefer içeri gider.televizyonun sesini acar 2 haberleri vardır televizyonda.kanepeye uzanır ve haberlerin sesleri eşliğinde yavaşca dalar...
yeniden uyandığında zeynep tekrar yanındadır. iyimisin die sorar sefer evet ya sen? der. zeynep evet. dün akşam nasıl tanıştık die tekrar soru yönelten sefere zeynep şaşkın bakışları ile sen ii değilsin galiba der. sefer biliyorum bu sürekli olan bişey ama sorun değil hayatına nasıl girdim bilemiyorum ama nasıl çıkacağımı ii biliyorum zeynep nasıl die sorunca sefer şimdi bu kapıdan çıkıcam ve sen beni bir daha göremiyeceksin der. zeynep sen öyle san. sefer nneden diye sorar. zeynep suskundur. ne diyeceğini bekleyen sefer ona şaşkın şaşkın bakar oysa şaşırmak onun için sıradışı olsada. zeynep çay içermisin die sorar sefer ayağa kalkarak ona bak ne olduğunu bilmiyorum birdan uyandım her sabah uyandığım gibi karşımda tanımadığım birine rastlıyorum hafıza kaybı gibi birşey ama değil çünkü yaşadığım yeri evimin yolunu ve işimi biliyorum sana gelince seni tanımıyorum adının ne olduğunuda zeynep konuşmayı keserek adım zeynep der. sefer dahada şaşırarak yeter die sesini yükseltir ceketini alarak kapıya yönelediğinde sefere gerçeği söyleme gereği duya rak dur der.
"dur". sefer kısa bir süreliğine durur. zeynep'in güzel yüzüne bakar. ne duyacağını zaten tahmin etmektedir. zeynep geceyi özetler: dün akşam iş çıkışı gittiğim barda tanıştık senle.. başta çok ilgisizdin, havadan sudan konuşurken yüzüme bakmıyordun bile. ben de seni önemsemedim, öylesine sohbet ediyorduk. derken bir an bir elektirik oldu aramızda. elini uzattın, gel dedin.. ben de tereddüt etmeden elini tuttum ve çıktık işte..
sefer ceketi elinden bırakır ve kahkaha atmaya başlar: "tanıştıgım evinde kaldıgım milyon kadından birisin.bu konuyu fazla büyütüceğini tahmin etmemiştim.ben özür dilerim ama gitmem gerek.ben hiçkimseyim ! " kapıyı kapatır ve dışarı çıkar.zeynep'in içini bir boşluk duygusu kaplamıştır.ancak sefer için önemli değildi.sefer dışarı çıkar ve taksiyi durdurur.elini kot pantalonunun cebine attıktan sonra gülümsüyerek duran taksiye devam et diye işaret eder.daha sonra otobüs durağına doğru yürümeye başlar.otobüse bindiğinde aç olduğunu fark etmişti.karnının gurultusu yanındakini rahatsız edicek şiddettedir.evine doğru giderken zeynep'e acıdığını fark etmektedir.yinede onun için yapabilicek birşey yoktu ! sefer için zeynep bunu soyluyen ilk kadın değildi ve sonuncuda olmuyacaktı.bir üst sokağındaki durağa gelmişti sonunda.otobüsten indi ve evi doğru yürümeye başladı.elini cebine attı ve cebinden çıkardığı 5 lira ile bir ekmek bir yumurta ve bir paket winston marka sigara aldı.evinin ordaki bakkaldan çıktıgında bir sigara yaktı ve evine doğru yürümeye başladı.
evine vardığında dağınıklığı gördü ve öylece kendini bıraktığı koltukta geriye yaslandı. düşündüğü tek şey nereye gittiğini farketmediği hayatının nerede son bulacağıydı. elini telefona uzatarak doktorunu arayıp ona ''hiç bir faydanı göremedim bu böyle devam ettiği taktirde benden fazla zarar göreceğinin bilincinde olmalısın'' savurduğu tehditten sonra doktorunu dinlemeden telefonu kapatır.
ve kapatır kapatmaz savurduğu tehditin pişmanlığına boğulur.. o an hayatı film şeridi gibi geçmeye başlar gözlerinin önünden.. doktorun suçu ne diye düşünür ve artık kendi kendimin doktoru olacağım diye net bir karar alır.. bu arada zeynep te hala aklının bi kenarındadır..
aslında zeynep'i değil hayatındaki bütün zeynepleri düşünüyordur.bir kadına bağlı olabilecek karakterde değildir. bu arada hayatındaki çelişkiler doktora söyledikleri ve sonraki pişmanlığı hakkında bir analiz yapmaya çalışır.bir sonuca varamamaktadır.kararsızdır onun için bireyler önemli değildir.karakterlere değil tiplere yoğunlaşır.çünkü hayatına giren tek kullanımlık kadınları teker teker düşünmesinin imkansız olduğunu çok iyi bilir.bir yandan bunları düşünürken öbür yandan yumurta pişer ekmeği ve tavayı masaya koyar.tekrar düşünmeye başlar.bu sefer aklına takılan soru "tek kullanımlık" kavramıdır.çünkü aslında kendisininde o kadınlar için tek kullanımlık bir adam olduğunu anlar.ancak bu ona acı vermemektedir.çünkü sefer bu tarz bir yaşamı kendi iradesiyle seçmiştir.sefer birden yumurtanın bittiğini fark etmektedir.dolabı açtığında boş olduğunu görür ve bir bardağa çeşmeden su doldurup ekmeği yemeğe başlar.bu arada camdan dışarı baktığında havanın yeni karardığını görür.yarının pazartesi olduğu aklına gelir.nefret ettiği işine gitmek zorundadır.küçük giyim firmasının pazarlama departmanında çalışıyordu.işinden nefret ettiği halde ayda 1.500 lira verdikleri için sesini çıkaramıyordu.zaten bildiği tek işte budur.başka bir alternatifi yoktu.birden kapı çalar!kapıya doğru gider.kapıyı açtığında karşısında kapıcının küçük oğlunu görür.çocuk:"sefer abi bunlar sana" sefer:"sağol" der ve kapıyı kapatır.herzamanki gibi faturalar gelmiştir.faturalara bakarken telefon çalar.herkim aradıysa yanlışlıkla aramıştır.sefer"yanlış numara" der ve telefonu kapatır.sonra kendi kendine "yanlış numara ! yanlış adam ! yanlış kişilik ! yanlış hayat biçimi ! " der ve güler.cebinden sigara paketini çıkartır.içinden bir tane alıp yaktığı anda yine telefon çalar.bu sefer sinirli bir şekilde açarak:"yanlış numara dedik ya kardeşim" diye bağırır.ancak karşıdaki kişi zeyneptir.zeynep:"daha kimi aradığımı bile söylemedim" der sefer:"sen misin ? neydi adın ?" zeynep:"zeynep ! unuttunmu söylemiştim" der sefer:"numaramı nerden buldun.ceplerimimi karıştırdın yoksa?" zeynep:"o kapıdan çıkarak hayatımdan çıkamıyacağını söylemiştim" sefer:"pekela zeki kız ! biraz konuşmamız gerekiyor.bak gerçekten özür dilerim.ciddiye alıcağını düşünemedim.o gece ne yaşadıysak.unut!" zeynep:"ben aslında nufüs cüzdanını burda unuttuğun için aramıştım" der.sefer birden bocalar.ne diyeceğini bilemez.ve:"pekela bekle gelicem oraya" der ve telefonu kapatır.sefer ceketini alır.dışarı çıkar.otobüs durağında beklerken zeynep için boşa endişe ettiğini düşünür.o sırada otobüs gelir.otobüse biner.zeynep'lerin evine gidene kadar hiç birşey düşünmez.otobüsten iner.zeyneplerin ev 500 m. kadar uzaklıktadır.biraz yürüdükten sonra zeynep'in evine gelir.kapıyı çalar.zeynep kapıyı gülerek açar.kapıyı yarısına kadar açmış ve kafasını kapıdan uzatarak:"içeri girsene" sefer:"ben nufüs cüzdanımı alıp gidiyim" der.zeynep içeri gider ve nüfus cüzdanını getirip verir.zeynep'in gülen yüzünü hayal kırıklığı almıştır.
hayal kırıklığı bazı bünyelerde üzüntü ve gözyaşı olarak vücut bulurken, bazı bünyelerde de öfke ve nefret olarak kendini göstermektedir. bazılarında ise her ikisi birden.. zeynep o gece sefer elini uzattığında onun gözlerinde gördüğünün aşk olduğunu sanmıştı.. boş bir bakış için kalkıp gidemezdi.. o bakış boş değildiyse, peki şimdi bu durum da neydi! sefer belki tek kullanımlık ilişkiler yaşıyordu ama bu hiç de zeynep'in tarzı değildi. peki şimdi ne yapmak gerekliydi? yarıya kadar açık kapıdan nüfus cüzdanını uzatırken aklından bunlar geçiyordu zeynep'in..