bende karayip korsanlarını söylesem mi die bir terddüt yaaşadım ama onu saymazsak don juan ve tabiki makaseller birde tim burtonla ilk filmi olması itibariyle...çok severim. sürekli değişio aslında...
arkadaşlar bende yeniyim.johnny depp'in çok büyük hayranıyım.nerdeyse bütün filmlerini arşivime kattım. en sevdiğim filmleri tabiki herkes gibi tim burtonla yaptığı filmleri ve en iyiside edward scissorhands
arkadaşlar ben tugba... yıllardır bir johnny hayranıyım.. sanırım makas ellerle başladım... tim burton ile yaptığı işlerin tamamına hayranım ama... 10 yıldır tüm filmelerini bulup izlemek gibi bir emel edinmiştim kendime... çoğunuda izledim... acayip cool bi adam... bu gruba katılmaktan büyük memnuniyet duyduğumu belitmeliyim...
ben bu gruba yeni üye oldum aslında siteye yeni üye oldum :d:d grubunuzu çok beğendim johnny depp'e bayılırım çok büyük hayranıyım :d burda ii vakit geçirceğimi düşünüyorm herkese ii eğlenceler ;):)
kızı için 2 milyon dolar bağışladı
karayip korsanları filmindeki başarısıyla kariyerinin en parlak günlerini yaşayan johnny depp , koli basili yüzünden böbrekleri iflas eden küçük kızı lily rose `u yeniden hayata döndüren londra çocuk hastanesi `ne tam 2 milyon dolar (yaklaşık 2. 2 milyon ytl ) bağışladı.
depp ile vanessa paradise `nin 8 yaşındaki
kızları hastanede 9 gün tedavi görmüştü. hastalık
dönemini "cehennem gibiydi, hayatımızın
en korkunç günleriydi" diye anlatan depp ,
doktorlara mimnettar olduğunu söylüyor. doktorlara minnettar olduğunu söylüyor.
ledger`ın yerine johnny depp
bir süre önce evinde ölü bulunan heath ledger "ın, şu sıralarda çekimleri devam eden filmi için, yönetmen terry gilliam , kalan sahnelerde johny depp "in rol almasını istedi.
stüdyo yetkililerinin verdikleri bilgiye göre, filmdeki sahnelerden birinde heath ledger sihirli bir aynaya düşerek farklı bir boyuta geçiyor. yapımcılar bu düşüşün ardından karakterin değişerek ortaya çıkabileceğini ve bu rolü de johnny depp "in üstlenebileceğini düşünüyor.
filmin zaman yolculuğuyla ilgili olduğunu belirten yapımcılar, heat "in canlandırdığı karakterin kolayca görüntüsünü değiştirebileceğini ve bu durumun film içinde de bir dönüm noktası oluşturabileceğini söylüyor.
depp "in şu sıralar çalışmadığını belirten yetkililer, bu teklifi kabul edebileceğini belirtiyor.
depp: yanlış anlaşıldım
bbc - berlin - ünlü oyuncu johnny depp , amerikalılardan özür diledi. stern dergisindeki röportajında abd yönetimini sivri dişli, büyük, aptl bir köpeğe benzeten depp , sözlerinin yanlış anlaşıldığını ve amerika karşıtı olmadığını ifade etti. ünlü oyuncu ayrıca sevgilisi vanessa paradis fransız olduğu için fransa`da yaşadığını, bu durumun onu amerika`nın geleceğinden umutlu olmaktan alıkoymadığını açıkladı.
johnny depp karaya oturdu!
`karayip korsanları` filminin ünlü oyuncusu johnny depp, gerçek hayatta gemisini karaya oturttu. depp, son model mercedesiyle fransa`daki lüks villasının kapısına vurarak büyük hasara yol açtı.
`karayip korsanları ` filminin ünlü oyuncusu johnny depp , gerçek hayatta gemisini karaya oturttu. depp , son model mercedesiyle fransa `daki lüks villasının kapısına vurarak büyük hasara yol açtı. ınternetteki `londonsun` sitesinin haberine göre, `karayip korsanları ` filminin jack sparrow karakteri depp , `gemisini` filmdeki kadar ustaca kullanamadı. yeni satın aldığı son model mercedes marka otomobiliyle eşi vanessa paradis ve iki çocuğuyla beraber yaşadığı lüks villanın bahçesinde deneme sürüşü yapan depp , cote d `azur `da yeni aldığı villanın kapısına çarptı. evde ve otomobilde toplam 18 bin dolarlık hasar meydana gelirken, komşuları da kazaya hayret etti.
johnny depp`in sırrı
hüsna erdem
abd`li ünlü aktör johnny depp, 44 yaşına rağmen genç görünümünün sırrını düzenli olarak spor yapmak ve beslenmesine dikkat etmekle açıkladı.
deep buzdolabından çilek, kivi, soya sütü, yaban mersini ve ananası hiç eksik etmiyor. kırmızı et sevmeyen sanatçı bazen tavuk yiyiyor. ünlü aktör balığı en çok da ton balığını tercih ediyor.
yumurta eksik olmuyor...
johnny depp `in evindeki aşçı , tüm yiyecek ve soslardaki kaloriyi hesaplıyor. düşük sodyum oranı taşıyan gıdalar özellikle seçiliyor. kırmızı et sevmeyen ünlü aktör yumurtayı ise masasından eksik etmiyor
[johnny depp]
johnny depp kidman`ı istiyor
hüsna erdem
o dünyanın en ünlü ve en seksi erkeklerinden biri... hollywood `un efsaneleri arasına adını çoktan yazdırdı. fakat tüm bunlar johnny depp `in bir kadınla `bir arada` olmak için mektuplar yazmasını engellemiyor. sakın depp `in şarkıcı eşi vanessa paradis `ı aldattığını düşünmeyin. depp gerçekten bir kadına mektup yazdı. ama yeni bir filmde birlikte yer alabilmek için. bu kadın ise avustralya asıllı nicole kidman !.. söylentilere bakılırsa, kidman da bu fikre sıcak..
[johnny depp]
kanlı müzikal, şanlı korku!
hayalet süvari'yi anımsatan sarı bozuk renkler, soluk gölgeler, karanlık, mezarsı, uğursuzluk kokan mekanlar, grotesk figürler, kostümler, makyajlar, ölü, kinli bakışlar...
bir sanat eserinden etkilenip başka bir sanat eseri yapmanın düsturu da böyle bir absürtlük olsa gerek. sahnede bir müzikal izleyip etkilendikten sonra, sinemada sadece müzikalin kalıplarına sığınmak da zaten tim burton’a yakışmazdı. tim burton varsa grotesklik var, tim burton varsa absürtlük var, tim burton varsa gotik unsurlar var.
büyücü tim burton, iksirci tim burton, erkek cadı tim burton, adeta gezer önce ormanda, sonra topladığı malzemeleri atar büyülü kazanına, başlar karıştırmaya. müzikaldir etkilendiği, johnny depp’tir oyuncusu, antikahramanlardır yakın hissettiği, punk stillerdir aradığı, gotik şehirlerdir yardımcısı...
ödüllü bir broadway müzikali olan sweeney todd: the demon barber of the fleet street’ten etkilenerek filme uyarlayan burton’un elinde 19. yüzyıl ingilteresi vardır mekan olarak. soğuk, puslu, gri ingiltere’yi, hele ki o dönemdeki buhran atmosferi ile kendi kurmaca dünyasına katmakta zorlanmamış olsa gerek. johnny depp ise makyajın yardımını hiçe saymasak da, oyunculuğunun - donuk bakışlarını tüm film boyunca değiştirmemenin - başarısıyla, “kin” adını verdiğimiz duyguya adeta can vermiş, başta ben beceremem dese de, sesini de kullanan nice oyuncuya taş çıkartacak başarıyla ölümcül şarkılarını söylerken bile zerre kadar bakışlarından ödün vermemiş.
gotik helena bonham carter ve içinden parmak çıkan turtalarını, boğazı kesilip vücudunda kana dair hiçbirşey kalmayan kurbanların fırına atılmalarını, gri, siyah, beyaz, tozlu, kasvetli renklerin arasında kıpkırmızı kanın neredeyse gözlerimize kadar fışkırmasını izlerken; karşımızdaki, korku mu, müzikal mi, komedi mi diye düşünüyoruz. kan sıçramış gözlerimizi sonuna kadar açarak seyredebildiğimiz nadir “slasher”lardan, hadi gerçekçi olalım, belki de ilki...
ingilizce’deki “bloody” kelimesinin tam türkçe’si olmalıydı, hem kanlı hem de argoda müthiş, sağlam anlamına gelen “bloody”, bu filmin en önemli kelimesi belki de. biz de türkçe’ye sığınıp “tim burton, gene yapacağını yaptın” diyelim büyücümüze, ne dersiniz?
okurdan korkan senarist david koepp: en pahalısından
ihtişamlı hollywood'da eğer büyük bir prodüksiyona başlıyor ve gişe başarısını garantiye almak istiyorsanız, öncelikle düşünmeniz gereken konuların başında senaryo gelir. bunun için de, daha önce benzer büyüklükte filmler için yazdığı senaryoları ile iş yapmış isimlerden birini seçmek tabii ki daha garantilidir. bu isimlerin arasında david koepp'in adı en üst sıralarda yer alıyor. koepp'in neden bu kadar önemli ve neden dünyanın en pahalı senaristi olduğuna şöyle bir bakalım...
1964, abd doğumlu david koepp yazarlık kariyerine kısa öyküler yazarak başladı. kapağı wisconsin üniversitesi'ne attığında elinde bir sürü bitmiş öyküsü vardı. kariyerine gerilim türü ile başlayan koepp iki yıl sonra universal studios'un yöneticilerinden casey silver'dan teklif aldı. silver'ın genç senariste teklifi, yeni bir komedi filminde çalışıp çalışmayacağıydı. ancak koepp, gerilim türü ile devam etmekte kararlıydı ve teklifi reddetti. koepp'in komedi türünü reddetmesi ile gerilim türündeki serüveni bu hafta vizyona giren gizli pencere filmindeki yönetmenlik deneyimi ile oldukça hızlı bir şekilde devam ediyor.
keopp'in senaryosunu yazdığı başarılı gerilim filmleri arasında rob lowe'un ve james spader'ın oyunculukları ile ilgi çeken 1990 yapımlı bad ınfluence bulunuyor. ürkek yapılı bir finansal analistin, ortalığı karıştırıcı bir yabancının hayatına girmesiyle başına gelenleri anlatan gerilim filminin başarısı casey silver'ı oldukça şaşırtır ve koepp'i kimselere kaptırmaya niyeti olmadığından genç senarist ile uzun süreli ve yüksek maaşlı bir anlaşma imzalar. koepp bu anlaşma ile hollywood dünyasındaki yerini garantilemeyi başarmıştır.
bu anlaşmayı takiben koepp portfolyosunu birbirinden renkli filmler ile doldurmaya başlıyor: toy soldiers, robert zemeckis'in çektiği kara komedi death becomes her, sinema tarihinin en büyük gişe başarılarından birine dönüşen jurassic park...koepp'in jurassic park için yazdığı en ilginç repliklerden birisi filmin kahramanları dinozor parkı'nda güven içerisinde araçlarıyla seyrederken jeff goldblum'un ağzından dökülüyordu: “tanrı dinazorları yarattı. tanrı dinazorları öldürdü. tanrı insanı yarattı. insan dinazorları yarattı. insan tanrı'yı öldürdü.”
jurrasic park'ın olağanüstü gişe başarısı sayesinde koepp daha kişisel çalışmalara dönme fırsatı bulabildi. izleyen iki fim de daha karakter ağırlıklı, daha insana dairdi. bunlardan ilki, brian de palma'nın 1993 tarihli carlito'nun yolu adlı filmiydi. çatışma noktası her ne kadar tam bir klişe olsa da, koepp'in senaryosu, akıllıca sıraya dizilmiş olay akışı ve unutulmaz replikleri ile de palma'ya ve oyunculara müthiş fırsatlar sunuyordu. pacino başta olmak üzere tanınması imkansız sean penn ve penelope ann miller bu fırsatları gayet güzel değerlendiriyor ve film hem eleştirmenlerden hem de izleyicilerden tam puan alarak sinema tarihine geçiyordu. carlito da, pacino'nun o zamana kadarki rolleri arasında yaralı yüz ile
birlikte zirveye çıkıyordu. carlito'nun son nefesini verirken “elimden geleni yaptım bebeğim” deyişi sanki gerçek bir andı.
koepp'in diğer bir başarısı ise senaryo yazımında aksiyon ile gerilimi birleştirmesindeki ustalığı... görevimiz tehlike, brian de palma'nın çektiği yılan gözler ve örümcek-adam. örümcek-adam birçok yönden eleştirilsede senaryosundaki başarısı ile takdir edildi. koepp'i dünyanın en pahalı senaristi yapan film ise 4 milyon dolar aldığı, david fincher'ın yönetmenliğindeki panic room. new york'ta, kızı ile birlikte bir apartman dairesine yerleşen genç kadının (jodie foster) başına gelenler, fincher gibi, karakterlerine eziyet etmeye bayılan bir yönetmen için biçilmiş kaftandı. üstelik senaryonun içerdiği “teknoloji bazen hiçbir işe yaramaz, güvenliğinizi sağlamaz” deyişi, fincher'ın takıntılı olduğu temanın ta kendisiydi.
ilk filmin gişe başarısından sonra örümcek-adam 2 için taslak senaryoya başlayan koepp'in aklı o sıralarda sürekli, stephen king'in bir kısa öyküsü ile meşguldü. king'in secret window, secret garden adlı kısa öyküsünden geniş bir uyarlama yapan ve üçüncü kez yönetmen koltuğuna oturan koepp, biraz da başroldeki oscar adayı johnny depp sayesinde, geniş kitlelere reji yeteneklerini gösterme fırsatı yakalamış görünüyor. koepp bu filmde, yazar/senarist olmanın en büyük korkusunun okur/seyirci olduğunu vurguluyor. “sizin işini iyi yapamayan bir düzenbaz, bir aşırmacı olduğunuzu düşünmelerinden korkarsınız” diyor usta senarist.
king'in eserini bu bakımdan ilginç bulduğunu, ayrıca çekilmesinin zorluğunun kendisini kışkırttığını söylüyor. kendi senaryosunu çekmenin en iyi tarafının sık sık ana metinden sapmak olduğunu itiraf eden koepp, birlikte çalıştığı de palma ve spielberg gibi dev isimlerden etkilendiğini gizlemiyor. filmin her karesinde görünen johnny depp'in sık sık kendi kendine konuşmasından ilginç bir açılım yakalayan koepp, bu bakımdan david fincher'ın dövüş klübü'nden etkilenmiş görünüyor.
daha fazla yazıp heyecanı bozmayalım ve tüm sinemaseverleri, bu önemli senarist/yönetmenin yeni filmine davet edelim. hemen belirtelim, yavaş yavaş yönetmenliğe ağırlık vereceği hissedilen david koepp'in en sevdiği filmler, rosemary'nin bebeği, tootsie ve kayıp hazine avcıları...hepsi birer popüler hollywood filmi. karşımızda da hollywood büyüsünü yaratan adamlardan birisi duruyor zaten.
dr. parnassus'un üçlüsü!
heath ledger'ın yerini johnny depp, jude law ve colin farrell aldı!
(18 şubat 2008) genç aktör heath ledger'ın erken trajik ölümünün terry gilliam'ın the ımaginarium of dr. parnassus projesini belirsizliğe sürüklediğini daha önce yazmıştık.
filmde ledger'a ait olan tony karakterini, johnny depp, jude law, ve colin farrell'in oynamasına karar verildi. üç ünlü oyuncu aynı projede, aynı karaktere hayat vererek zor zamanlar geçiren projeye büyük bir destek veriyor.
christopher plummer ve tom waits'in de oyuncuları arasında bulunduğu film, tony'nin üç ayrı boyutta yaşamasını konu ediniyor. filmin çekimleri uzun zaman önce londra'da başladı.
[johnny depp]
johnny depp, ustura kullanmayı türk berberden öğrenmiş
ünlü aktör johnny depp, son filmi 'sweeney todd'da canlandırdığı katil berber karakterini daha iyi oynamak için, londra'nın en eski berberi geo. f. trumper'ın türk baş berberi kamil öztürk'ten ders almış.
2007'nin en çok kazanan aktörü(tabiki johnny depp!!)
1932’den beri yaptığı anketle her sene yılın en çok kazanan sinema yıldınızı seçen quigley yayımcılık şirketi 2007 sonuçlarını açıkladı.
işte 2007’nin en çok kazanan ilk 10 ismi:
1. johnny depp
2. will smith
3. george clooney
4. matt damon
5. denzel washington
6. russell crowe
7. tom cruise
8. nicholas cage
9. will ferrell
10. tom hanks
[johnny depp]
johnny hakkında farklı yorumlar
hüsna erdem
fransa'da, bir yazlık şatoda, bir akşamüstü güneş günlük sıcak devrini tamamlamaya hazırlanırken, şatonun şarap mahzenine inen bir adam. bu kişi, bir zamanlar o hiç sevmediği amerika'nın los angeles eyaletinde bir otel odasında delirip odanın içinde ne var ne yoksa yakarak hapsi boylayan johnny depp'ten başkası değil.
kendisini en çok sanırız arizona dream'de ambulansın içinde aya doğru ilerleyip tüylerimizi diken diken eden sahneden hatırlayabiliriz. amerika'da yaşamayı reddedip avrupa topraklarında yaşayan yakışıklı aktöre neden amerika'da yaşamadığı soruluyor. şarap mahseninde parmakları arasına sıkıştırdığı ve neredeyse bir organı haline dönüşmüş olan sigarasından bir nefes çektikten sonra dumanı havaya üflüyor. sigara içenlere ikinci sınıf insan muamelesi yapılan bir yerde yaşamaktansa, hemen hemen her yetişkin insanın parmakları arasından çıkan duman eşliğinde çalıştığı, yürüdüğü, kafenin ayrım yapılmadan istediği herhangi bir yerinde oturabildiği, kültürel gelenekleri olan avrupa topraklarında özgürce sigarasını içerek yaşamak istediğini tercih ettiğini söylüyor. bunu söylerken soruyu soran kişiye elindeki sigara paketini uzatıyor. bu adamı reddetmek mümkün mü sizce? kabul ediyor. ancak depp’in paketi uzattığı kişinin kabul ettiği sigara hayatında içeceği ilk sigara!
edward makaseller ile akılda kalıcı rollerine başlayan bu adam kuşkusuz şu an yaşayan aktörler arasında her role yakışan ender aktörlerden biri olarak tanınıyor. hollywood'a asla yakın durmayan ve bu yüzden oscar alması zor gözüken aktör, bu sene en azından akademi tarafından oscar'a aday gösterildi. yine kendi çizgisindeki bir aktör olan depp, sean penn'e kaptırdığı oscar ödülüne sanırız çok da üzülmemiştir.
o akşam, woody allen'ın annie hall ile oscar’ları topladığı gece klarneti ile gece kulübünde çalmayı tercih etmesi gibi farklı bir işi olmadığından, kırmızı halıyı adımlayıp rahat etmediğini düşündüğümüz koltuklara oturmuş olmalı. keşke mümkün olsaydı da akademi ödülleri paylaştırabilseydi. sean penn kadar johnny depp'te bu ödülü şüphesiz hakediyordu. hatta daha fazla hak ettiğini düşünenlerin sayısı sanırız daha fazla.
depp'in oyunculuğunu, kendine has aurası ile çevrelenmiş ve herşeyi altına çeviren bir simya ile zenginleşmiş bir sihir olarak tanımlayabiliriz. bunu elbette daha çok kadınlar iddia ediyor olmalı. kate moss'u intiharın eşiğine sürükleyen, winona ryder'ı alkol komalarına sokan bir adam olduğunu düşünürsek, kendisine yönelik bu fetiş yaklaşımları aslında normal karşılamak gerek.
bütün bu magazinsel durumları bir kenara bırakıp oyunculuk açısından değerlendirme yaptığımızda da, ortaya gerçekten "yakışıklı bir performans" ortalaması çıkıyor. etkili jestlerini ve entonasyonu belli bir imge ile buluşturup oynadığı karakteri zenginleştirme yeteneğine sahip olan depp, seyirci ile doğrudan temas kurabilen nevi şahsına münhasır aktörlerden.
onu izlerken gerçekten doğrudan seyirciye hitap ettiğini, seyircinin ona dokunduğunu, her zaman onun etrafında olduğunu ve sık sık oluşturduğu sürpriz etkilere tüm sarsıcılığı ile yakalanıp şaşırmadan edemediğini görürüz. depp, seyircinin bilinçaltına kasıtlı olarak saldırdığını düşündürür. çünkü canlandırdığı yalnızca etten kemikten bir karakter değil aynı zamanda bir imgedir. edward scissorhands, arizona dream, dead man, don juan demarco, fear and loathing in las vegas filmleri akla hemen gelen ilk örneklerdir. özellikle tim burton ile yakalamış olduğu "yönetmen-oyuncu sinerjisi" örneklerine az rastladığımız cinstendir. fellini-mostroianni, sergio leone-clint eastwood, david lynch-jack nance nasıl beraber anılıyorsa; burton-depp ikilisi de şüphesiz birlikte akla gelir.
burton’ın konu ile ilişkilendirilebilecek hoş bir yapımı da vardır aslında:ed wood. sinema tarihinin en başarısız, en azimli ve en kült yönetmenlerinden birinin portresini çizen bu ikili. ed wood-bela lugosi ilişkisi ile aslında “yönetmen ve vazgeçilmez oyuncusu” konusunda da bir saptama yapmışlardır. ed wood filmleri her ne kadar başarısız olmasına rağmen bela lugosi ile anılıyorsa, tim burton filmleri de şüphesiz johnny deep'in varlığıyla anılacak.
depp, büyük bir oyuncunun sahip olması gereken doğal yeteneğin yanı sıra, artık yüklü de bir deneyim fonuna sahip. bu “cephanelik”, yani başka bir deyişle oyunculuk metodları, hünerler, kendine has trüklerden oluşan bir birikim. depp her rolü için bunlardan belli sayıda bileşenler seçip kendi aurasını konuşturarak seyirciyi avucunda tutabiliyor. bu hüner hakiki aşktan kaynaklanan verme ve alma tutumunu andırıyor. çünkü depp’in oyunculuğunda varlığını saran ihtirası görebiliyorsunuz. o yüzdendir ki sinemada fetişleştirilen oyuncuların başında geliyor. kısacası, tıpkı büyük bir şairin sözcüklerden kendi dilini yaratması gibi, depp te kendine özgü oyunculuk yeteneklerinden oluşan, kendisine ait psikanalitik bir dil inşa ediyor. örneğin fear and loathing in las vegas filminde canlandırdığı karakterin fazla uyuşturucu kullanmaktan dolayı geldiği nokta tam da bu psikanalitik duruma tekabül ediyor.
amerikan rüyasını uçabilme isteğiyle ilişkilendiren arizona dream'de de bu anlamda zengin bir oyunculuk performansı sunuyor. bu tür filmlerde depp’in tercih edilmesi ve oynadığı filmlerden sonra o rolde başkasını düşünememek aslında bunu doğrular nitelikte.
deep şu anda eğer bir film setinde değilse sanırız evinin arka bahçesinde çocukları ile yakalamaca oynuyordur. ama her şeye rağmen o sigarayı ağzında düşürmeden.
kaptan jack için siyah inci gemisinin anlamı nedir?
siyah inci gemisi özgürlüğü temsil eder. kaptan jack'in tek gerçek aşkıdır.
jack bir korsan. buna rağmen bağlı olduğu birtakım kurallar var mı?
sanırım jack'in kendine özgü kurallar dizini var. o dönemdeki gerçek kuralların tabi olduğu belirli kanunlar çerçevesinde hareket ediyor. o dönemin korsanları bu kanunlar konusunda çok katıydılar. sanırım jack'in de kendine göre belirlediği birtakım parametreler var.
"ölü adamın sandığı"nda jack'in başına ne gibi belalar geliyor?
jack'in aklında finansal kazancın çok ötesinde bir şeyler var. filmde çıktığı bu yolculuk için bir çeşit spiritüel yolculuk diyebiliriz. az bulunur bir şeylerin peşinde.
filmin iki temel unsuru olan sandık ve kalp unsurlarının öyküdeki yeri nedir?
filmin başlangıcında jack'in 'kara nokta' aldığını görürüz. bir korsan eğer kara nokta almışsa sonu gelmiş demektir. hayatınızı denizden kazanan bir korsan iseniz ve birisi size 'kara nokta' yollamışsa bu, işiniz bitmiş anlamına gelir. jack bu kara noktayı aldığı andan itibaren tehlikenin kapıya geldiğini anlar. kara noktanın gelmesi, jack'in belki biraz panik halinde de olsa spiritüel yolculuğa çıkmasına yol açar.
bu hiç kuşkusuz büyük bütçeli bir film... portresini çizdiğiniz karakterin bütünlüğünü sağlamaya çalışırken bu düzeyde bir filmde oynamanın getirdiği dikkat dağıtıcı unsurlardan nasıl uzak kalabildiniz?
-ilk filmi çektiğimiz günleri hatırlıyorum da, her şey bana sanki küçük bütçeli bir film yapıyormuşuz gibi gelmişti. yönetmenimizle beraber oraya gittik, trençkotlarımızı giydik, viskilerimizi içerken her şey olup bitti. böyle bir anlayışla çalıştığınız zaman o çerçevenin sınırları içinde kalıyorsunuz. aslında bende sonradan şafak attı diyebilirim. ne kadar büyük bir film yaptığımızın farkına sonradan varabildim. filmin ilk fragmanının kurgulanmamış halini izlediğimde çekimlerin yarısına gelmiştik. fragmanı izleyince şok olduğumu, "bu harika!" diye bağırdığımı hatırlıyorum.
şimdi "ölü adamın sandığı"nı yaparken elimde oturmuş bir karakter yapısı var. jack sparrow karakterini artık çok iyi tanıyorum. bu yüzden ikincisinde oynarken tek isteğim, ilk filmdeki karakteri fazlasıyla aşmak, çok daha büyüğünü yapmak oldu. öyküsel ve yapısal açılardan daha karmaşık bir çekim tekniği uygulandı. yapımcılar ikinci filmde çıtayı çok yükseltti diyebilirim.
filmin çekimlerini birtakım egzotik mekânlarda yaptınız. bu çekimlerde hava koşulları önemli rol oynadı mı?
hava koşulları açısından olabilecek her türlü zorlukla karşılaştık. st. vincent ve dominique'da çekime başladığımızda bunaltıcı nem ve cehennem gibi sıcaklar söz konusuydu. ardından bahama adalarına geçtiğimizde o bölgeleri adeta silip süpüren kasırgalarla karşılaştık.
egzotik mekânlarda art arda iki film çekmek, özellikle de bunu su üzerinde yapmak, bir yönetmen için çok zorlu bir görev olmalı? yönetmeniniz bunu nasıl başardı?
gore verbinski'ye çok büyük saygı duyuyorum. ilk filmde bera