Sinepedi Puanı

/10


bu filmi izledi.

Astilbe

Elini uzattığı anda, ipi tutup çekti “yaşam” denen usta.. Ve alkış koptu.. İlk oyunuydu bu kuklanın ve ilk kez anladı ki, elleri kendi elleri değildi.. Sandı ki perde kapanacak ve bitecek bu alçak oyun.. Ama bir sonraki biletler çoktan tükenmişti bil

O bir
Jön

Astilbe
Hakkımda

Öyle bir hayat yaşadım ki, cenneti de gördüm cehennemi de.. Öyle bir aşk yaşadım ki, tutkuyu da gördüm pes etmeyi de.. Bazıları seyrederken hayatı en önden, kendime bir sahne buldum oynadım.. Öyle bir rol vermişler ki, okudum okudum anlamadı


Kişisel Bilgiler
  • Seviye
  • Jön
  • Toplam
    Puan
  • 307,450
  • Bu Hafta
    Puanı
  • 0
  • Toplam
    Yorum
  • 449
  • Ortalama
    Yorum Puanı
  • 0
  • Cinsiyeti
  • Kadın
  • Doğum Tarihi: 
  • 12/01/1971
  • Üyelik Tarihi: 
  • 09/11/2008
  • Son Giriş: 
  • 23/02/2009 05:17

Film Yorumları (383)

Takva
11 Kasım 2009, 15:46
Dini inancın ve inanca bağlı ibadetlerin Allah ile kul arasında olduğuna, ibadetlerin göstere göstere değil bireysel olarak kalpten yapılması gerektiğine inanan bir insan olarak toplanmalara, kendinden geçercesine yapılan toplu ayinlere, tarikatlara kendimce karşı bir insanım.. Yüzlerce tarikat var, içlerinde mutlaka iyileri de vardır ama kendi yaşamımdaki gözlemimde hep çürük elmalara rast gelmiş bir insan olarak yine de körü körüne inanan insanların yüzdesinin çokluğunu düşünürsem bu filmi taşlanma pahasına çekilmiş cesur bir film olarak görüyorum.. Bu siteden bahsetmiyorum, film hakkındaki genel yorumları okuduğumda 30 Kasım 1925 tarihinde tekke ve zaviyeler kapatılmamıştı herhalde, ben yanlış hatırlıyorum diye düşünüyorum.. Erkan Can bence çok iyi bir oyuncu, rolünün de hakkını vermiş.. Birçok insan abdesti yanlış aldığını, namaz kılarken dirseklerini yere dayadığını falan söylemiş, ben çok şekilci bir insan olmadığım ve kalp temizliğinin daha önemli olduğunu düşündüğüm için önemsemedim açıkçası.. Diğer yandan filme de konu olan ve benim günlük yaşantımda fazlaca gözüme batan, ana ibadet dışında yüzyıllar öncesinin ilkel şartlarından bazılarını savunup, modern dünyanın özellikle teknolojik getirilerini, örneğin son model jip, bilgisayar, cep telefonu gibi araçları yüzleri kızarmadan nasıl kullanırlar çok şaşırıyorum doğrusu.. Amerika’nın bazı bölgelerinde yaşayan Amişler (Amish) vardır.. Amişler basit bir yaşama inanırlar, otomobil, telefon, elektrik gibi modern yaşamın kolaylıklarını kullanmaktan sakınırlar. Hatta fermuar, düğme gibi basit teknolojik araçları bile kullanmaktan kaçınırlar.. Bu insanlar kendilerini toplumdan dinsel inanışları yüzünden ayırırlar.. Oldukça sert dini görüşlerden sonra teknolojik aletleri pervasızca kullananları görünce Amishler’i takdir ediyorum doğrusu.. Beğendiğim ve favori filmlerim arasına kattığım bir film.. “Efendiler ve ey millet, biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler ve meczuplar memleketi olamaz. En doğru en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır.."  Mustafa Kemal Atatürk
21 Gram
11 Kasım 2009, 15:38
Öncelikle filmin adı “21 Gram” ile ilgili düşüncelerimi belirtmek isterim.. 1907 yılında ABD’nde bir doktor kendince yaptığı çalışmaları neticesinde insan ruhunun 21 gram olduğunu ortaya atıyor fakat bilim dünyası bu bilgiyi kabul etmiyor. Çünkü karşıt düşünceler de gündeme geliyor ve ruhun ağırlığının söz konusu olmadığı, bunun sadece ölüm anında halk arasında “son nefes” olarak bilinen akciğerlerde depolanan havanın boşalmasından ibaret olduğunu söyleniyor.. Şu ya da bu, bu konunun can alıcı noktası olan 21 gramlık kayıp yıllar sonra bu filme isim olarak seçiliyor.. Birçok kişi gibi ben de filmin neredeyse sonuna kadar filmin adıyla ilgili bağlantıyı kuramadım.. Filmin sonunda 21 grama sığdırılmış oldukça anlamlı laflar ediliyor fakat ben birçok kişinin, en azından kendi çevremdeki birçok kişinin filmde konu edilen 21 gram ile ilgili bir yanlış anlaşılma içinde olduğunu düşünüyorum. “Ruhun ağırlığı 21 grammış, biliyor muydun?..” gibi cümleleri o kadar çok duydum ki, sanki filmde bu tez destekleniyormuş gibi insanların “Bunları biliyor muydunuz?” dağarcığına bence filmde verilmeyen bu mesajı kattığını görüyorum.. Bence anlatılmak istenene gelirsem, bir insanın son nefesini vereceği ana kadar ki yaşamında, yaşadığı ömür boyunca üzüntüleri, sevinçleri, başarıları, hüsranları, sevmeleri, sevilmeleri ve daha pek çok yönleriyle kaç kere umutsuzluğa düştüğü, kaç kere yeniden doğmuş gibi hissettiği, dolayısıyla “Kaç kez yaşarız?.. Kaç kez ölürüz?..” cümlelerine yüklenen bir misyondu.. Hayat dinamik bir yapıya sahip. Herakleitos’un “Aynı nehirde iki kere yıkanamazsın..” sözü her şeyin bir değişim içinde olduğunu, hiçbir şeyin eskisi gibi kalamayacağını ifade eder. Nehire ikinci kez gittiğinizde ya sizin birinci gidişinizdeki ruh haliniz farklılık gösterir, ya da o günden farklı olarak ya bir dal parçası kırılmıştır, ya da nehirin akışı farklıdır.. İnsan da zaman içerisinde karakter değiştiren bu nehir gibi ortama adapte olur, hayatına farklı değerler katar ya da çıkarır.. Bir insana duyduğu sevgi için öleceğini sanır, ama an gelir acılar unutulur ve hayatına bir başkasını ortak eder.. Filmdeki "Bir insan sevdiğini kaç kere kaybeder?.. Bir kalp kaç kere ölür?.." cümleleri de bunu destekliyor bence.. Filmin hikayesine gelirsem kronolojik sıraya konduğunda gayet sıradan bir hikaye. Fakat baştan, sondan, aradan alınan parçalar çok güzel birleştirilmiş.. Bu yönü ve güzel oyunculukları nedeniyle favori filmlerim arasındaki yerini aldı..
Son Osmanlı: Yandım Ali
11 Kasım 2009, 00:47
Filmin bazı sahneleri "Ben bu sahneyi daha önce başka bir filmde gördüm.." demeye neden olacak kadar tanıdık gerçekten.. Biraz da abartı, 9 canlılık falan söz konusu.. Ben bunu aynı adlı çizgi romandan uyarlanmış olmasına bağlıyorum.. Filmde en çok Alican Yücesoy'un mükemmel bir makyajla canlandırdığı Mustafa Kemal görüntüsü hoşuma gitti. Görüntüsü diyorum, çünkü ses o kadar başarılı değildi.. Fakat şimdiye kadar izlediğim Atatürk konulu filmlerdeki en başarılı benzerlik bu filmde sağlanmıştı.. Bazı oyuncuların İngiliz aksanıyla yaptıkları konuşmaları da çok başarılı buldum..
Ve Ayna Kırıldı
31 Ekim 2009, 16:56
Miss Marple, Agatha Christie'nin pek çok roman ve öyküsünde yer alan hayali amatör dedektif karakteri.. Görünüşte sıradan yaşlı bir kadın gibi gözükmektedir ama aslında zekası ve sahip olduğu insan doğası ile ilgili bilgisiyle çevresinde gelişen cinayetleri İngiliz polislerini utandıracak kadar hızlı ve mantıklı bir şekilde çözümlemektedir.. Filmde Miss Marple karakterini Angela Lansbury canlandırıyor.. Angela Lansbury "Cinayet Dosyası" adlı uzun soluklu dizide Jessica Fletcher karakterini yıllarca canlandırdığı ve o dizide de kimsenin çözemediği cinayetleri kendine has zekasıyla çözdüğü için ben filmi izlerken süresi biraz daha uzun Cinayet Dosyası bölümlerinden birini izlemişim gibi hissettim.. Agatha Christie'nin bu romanını okumadım ama okuduğum romanlarının sürprizlerini düşünecek olursam, sonuca ulaşma adına onlar kadar tatmin edici ve karışık gelmedi bana.. Üstelik bu filme bu kadar namlı ünlünün ağır geldiğini düşünüyorum, özellikle Tony Curtis'in rolü kayda değer değildi..
Çılgın Marslılar
31 Ekim 2009, 16:31
Yıldızlar geçidi gibi bir film olmuş.. Bence bu kadar sevilen ve gözde oyuncu filmi çekerken eğlenmek ve sonrasında eğlendirmek için bir araya gelmişler.. Şahsen benim izlediğim en eğlenceli uzay filmiydi.. Jack Nicholson'un olduğu her filmden o güzel mimikleri nedeniyle her zaman zevk alırım zaten.. Marslılar ile yaptığı birlik beraberlik konuşması, Marslı liderin gözünden gelen yaş, ardından tokalaşma ve bayrak dikme sahnesi benim de gözümden yaş getirmiştir.. Her filmden bir ders çıkarma isteminiz yoksa, gülmek eğlenmek için bence izleyin bu filmi..

Duvar (14)

Duvara Yaz

  • Astilbe
  • 23 Ekim 2009, 02:33
    Ödünler ödünleri çeker.. Bir bakmışsın ki ne uğruna canlar verilen vatanın, ne inançların, ne de kişiliğin kalmış.. Hulki Cevizoğlu’nun benim arşivimdeki kayıtlarıma göre 27.12.2005 tarihli “Savaş nasıl kaybedilir?..” adı altında “Sarı Öküz”ü anlatan bir yazısı vardır. Hikaye de şöyledir:   Otlakların birinde bir öküz sürüsü yaşarmış. Çevredeki aslan sürüsünün de gözü öküzlerdeymiş. Ancak, öküzler saldırı anında bir araya geldiği zaman aslanların yapacak bir şeyi kalmazmış. Bu yüzden küçük hayvanlarla beslenmek zorunda kalan aslanlar, iyi beslenememeye başlayınca bir çare düşünmüşler. Topal aslan yanına bir iki aslanı da alarak, beyaz bayrak çekmiş ve öküz sürüsüne yanaşmış. Öküzlerin lideri Boz Öküz ve yanındakilerle tatlı dille konuşmaya başlamış: "Saygıdeğer öküz efendiler. Bugün buraya sizden özür dilemeye geldik. Biliyorum bugüne kadar sizlere zarar verdik. Ama inanın ki, bunların hiçbirini isteyerek yapmadık. Bütün suç hep o Sarı Öküz’de.. Onun rengi sizinkilerden farklı ve bizim de gözümüzü kamaştırıyor, aklımızı başımızdan alıyor. Biz de barışseverliğimizi unutuyor ve saldırganlaşıyoruz. Sizle bir sorunumuz yok. Verin onu bize, siz kurtulun, yine barış içinde yaşayalım.." Boz Öküz ve heyeti bu sözler üzerine aralarında tartışmış ve teklifi haklı bularak, Sarı Öküz’ü vermişler aslanlara. Bir tek Benekli Öküz karşı çıkmış ama kimseye derdini anlatamamış. Bir süre sonra aslanlar yine aynı yöntemle gelip, bu kez Uzun Kuyruk’u istemişler: "Gördünüz mü ne kadar barış severiz. Sizi de kararınızdan dolayı kutlarız. Ancak, şu sizin Uzun Kuyruk var ya, kuyruğunu salladıkça nereden baksak görünüyor ve aklımızı başımızdan alıyor. Size saldırmamak için kendimizi zor tutuyoruz. Oysa sizler normal kuyruklusunuz. Verin onu bize, bu konuyu kapatıp, barış içinde yaşamaya devam edelim.." Boz Öküz ve heyeti, Uzun Kuyruk’u teslim etmiş, yine Benekli Öküz karşı çıkmış. Uzun Kuyruk, aslanların pençesi altında can vermiş. Bu olay sürekli tekrarlanmış, her seferinde farklı bahanelerle. Sonunda öküzler zayıflamış, aslanlar küstahlaşmış.. Artık, hiçbir bahane ileri sürmeden, doğrudan müdahale ederek, "Verin bize şunu, yoksa karışmayız.." demeye başlamışlar. Birer birer aslanların pençesinde can verirken, Boz Öküz ve birkaç öküz kalmış geride.. İçlerinden biri liderlerine, "Ne oldu bize, nerede kaybettik biz bu savaşı?.. Oysa, vaktiyle ne kadar güçlüydük.." diye sormuş. Boz Öküz, Benekli Öküz’ün sözlerini hatırlayarak, gözleri nemli "Biz" demiş, "Sarı Öküz’ü verdiğimiz gün kaybettik bu savaşı.."
  • Astilbe
  • 29 Eylül 2009, 22:57
    “La Corrida” yı hiç dinleniz mi?.. Francis Cabrel’in harika bir parçasıdır.. Konusu arenaya çıkartılan bir boğadır.. İlginç olan, olayı boğanın ağzından anlatmasıdır.. Neler düşündüğünü, neler gördüğünü.. Boğa hayatında ilk defa arenaya çıkmaktadır.. Matadoru, bayrakları, gözünü kan bürümüş seyircileri görünce dehşete kapılıp şöyle der : “Bütün bu insanlar ciddi mi?..”
  • Astilbe
  • 11 Eylül 2009, 03:22
    Sitede aynı düşünceleri paylaştığım arkadaşlarıma sonsuz destek vermek amacıyla belirtmek isterim ki: "Nasıl bir film acaba?..", "İzlemedim ama kötü bir film olduğunu düşünüyorum..", “Dvd’si var, izlesem mi?..” gibi yorum diyemeyeceğim, puan alma amaçlı gereksiz yer işgal etmeler ciddi yorumlardan kat kat fazla.. Üstelik yorum yapmaktan aciz olan bu kişiler gelişigüzel tıklamakla bir vasıf sahibi olduklarını sanıp, yorumları çok güzel ve değerli olan arkadaşlarıma “0,5” puanı layık görmektedirler .. Bu konunun can sıkıcı olması bizlerin düşük puan alma kaygımızdan değil, fikri olmayan insanlar tarafından değerlendirilmiş olmanın sıkıntısını çekiyor olmamızdandır.. 7.Sanat sinemanın konuşulduğu bir ortamda amacı sadece puan toplamak olan, Türkçe’yi internet diliyle yazarak katleden, amaçları sadece rahatsızlık vermek olan insanları görmek istemiyoruz.. Çocuk-genç-yaşlı ayırmadan bir ortamı paylaşıyoruz. Yorumları çok güzel olan, aklı başında birçok genç arkadaşlarımız da var.. Ama bu böyle olmaz, iyi-kötü ayırdı yapılmalı artık.. Bu nedenle yaş sınırı olayını işin içine katmadan, mutlaka bir örneğine rastlamışsınızdır, bir deneme sitesinin burası için de gerekli olduğu aşikardır.. Belli kriterlerden sonra üyeler oradan buraya geçiş hakkı almalılar bence.. Ayrıca yöneticilerin silgisinin kuvvetli olması lazım.. Önemli olan şık görünüm, database’i boş laflarla doldurmak değil..
  • Astilbe
  • 23 Ağustos 2009, 21:05
    “kartalice” nickiyle sitede yer alan üye ile ilgili diyaloglarımız nedeniyle uyarımdır: Ben abuk sabuk dizilimli harflerle yapılan ifadelere, Türkçe anlatım içerisinde “w” harfinin kullanılmasına, kısaca insanların özentili birtakım ifadelerle kendilerini ortamın insanı sanmalarına tamamen karşı bir insanım.. Bu benim milliyetçi düşüncem değildir.. Sadece Türkçe değil, tüm dillerin gereken özenle yazılması ve konuşulması taraftarıyım.. Bunu daha iyi ifade edebilmek için hazal-139 arkadaşımızın “Yabancı Kelimelere Hayır” adlı grubunda yazmış olduğum bir mesajımdan alıntı yapmak istiyorum: “Diğer yandan, grup resminizi beğenmedim.. "Yabancı Dille Öğretime Hayır" neden olsun ki?.. Bence burada önemli olan ana dilimize sahip çıkmaktır.. Dünyaya neden gözlerimizi kapatıp, kulaklarımızı tıkayalım?.. Her ne kadar ben de dilimin dünya standartlarında daha popüler bir yerde olmasını arzu etmiş olsam da, görünen köy de kılavuz istemez.. Dünya öyle bir hale geldi ki, ilerleyen teknoloji nedeniyle insan gücünün yerini artık makineler alıyor.. Özellikle gençler için lisan bilmek, iş bulma kapasitesini arttıran en önemli etmen olacaktır.. Yabancı dil tabii ki öğrenilsin, ama ana diline saygıyı unutmadan..” Adı geçen arkadaşımız bu konuyla “din” konusunu bağdaştırmış.. “Dil” ile “din” aynı şeyler değildir.. Din, insanların hür ve vicdani kararıdır.. Devletin “dili” olur, ama “dini” olmaz.. Bu konunun tamamen alakasız olduğunu söylemek isterim.. Bu noktada, bu zamana kadar beni arkadaş listesine eklemek isteyen insanların profillerine her zaman bakmadığım için, aynı kafada olan, Türkçe’yi güzel konuşup yazmayan insanların beni arkadaş listelerinden çıkarmalarını rica ediyorum..
  • ravensto
  • 05 Ağustos 2009, 18:59
    Hani şu kafasının içinde soru işareti olan avatar yeri var ya, ne koyarsanız koyun oraya da şu sinir bozucu görüntü ve yorumlarınıza değer verilmemezlik hissi gitsin.. Rastladığım birçok anlamsız yorum içinde anlamlı yorumları olan insanları bulunca kaybetmek istemem.. Sevgilerimle..
İzlediği Filmler Gizle
İzlediği film bulunmuyor.
İzlediği Diziler Gizle
İzlediği dizi bulunmuyor.
Favori Filmleri (93) Gizle
Favori Sanatçıları (80) Gizle
Favori Salonları Gizle
Favori sinema salonu bulunmuyor.
Favori Karakterleri Gizle
Favori karakteri bulunmuyor.
Favori Haber/Kritik Gizle
Favori haber/kritik bilgisi bulunmuyor.
Göster