Balmumcu
Güzelim siteye ne yaptınız anlamıyorum. Uzun süredir sayfamı düzgün kullanamıyorum.
O bir
Profesyonel
Şunu kabul etmek gerekir ki, iyi bir sinema seyircisi, bir sinefil aynı zamanda bir film eleştirmenidir; sevdiği filmleri neden sevdiğini anlamak ve anlatmak, filmle ilgili eleştirel yargılarını paylaşmak ister. ************************************
- Seviye
- Profesyonel
- Toplam
Puan - 140,410
- Bu Hafta
Puanı - 0
- Toplam
Yorum - 356
- Ortalama
Yorum Puanı - 0
- Cinsiyeti
- Erkek
- Doğum Tarihi:
- 02/03/1979
- Üyelik Tarihi:
- 22/02/2008
- Son Giriş:
- 31/12/2011 20:43
Arkadaşları
Toplam 136 Arkadaşı var
Tüm Arkadaşları
Film Yorumları (323)
- 1
- 2
- 3
- 4
- 5
- ...
- ›
- »
![]() |
Özgürlük Yolu Hakkında |
| 31 Aralık 2011, 20:47 | |
| Fikirlerin önemli bir kısmına katılmamakla birlikte güzel yazı, tebrikler... | |
![]() |
Cennetimden Bakarken Hakkında |
| 25 Aralık 2011, 20:49 | |
| Film arşivimde uzun zamandır bekliyordu. Çünkü eleştirmenler nezdinde aldığı olumsuz eleştiriler beni biraz soğutmuştu. Seyrettim nihayet ve eleştirilerin haksız olduğunu düşündüm. Evet mükemmel değil; evet Jackson'ın performansında bir miktar düşüş var ama basbaya iyi bir film Lovely Bones! Üstelik, şahsen ben, eleştirmenlerin en çok övdüğü kısmı cennet tasvirlerini yetersiz buldum. Daha fazlasını bekliyordum filmin fantastik öğeleri açısından. Filmde bana göre olmamış bir şey daha vardı; o da Mark Wahlberg tercihi. Role de filme de hiç gitmemiş. Tabi Weisz'in canlandırdığı annenin filmin ortalarında verdiği saçma karar da ayrı bir tartışma konusu. Hiçbir anne bir kızı öldürülmüşken geride kalan iki çocuğunu bırakıp öyle bir şey yapmaz. Film roman uyarlaması olduğu için bu saçmalığa da birşey diyemiyorum. Lakin en azından bu durumun altı biraz daha doldurulabilirdi. Son tahlilde, filmi beğendim. Belki de bir kız babası olduğum içindir. Bana çok dokundu. Sinema derseniz vazifesini ortalamanın üstünde yerine getiriyor, bizlere de izlemek düşüyor. (7/10). | |
![]() |
Özgürlük Yolu Hakkında |
| 25 Aralık 2011, 20:30 | |
| Sinema eleştirmenlerinin yerden yere vurduğu film. Bilirsiniz bu kesim genelde sol görüşlüdür. Filmi izleyenler bilir; film boyunca ve özellikle sonunda sert bir komünizm eleştirisi var. Sinema dergisinde bu durumu yerden yere vuran yazılar bile okudum. Filmden "özgürlük istiyorsanız kapitalizme gelin" mesajı çıkaran bazı yazarlar adeta çıldırmıştı. Sadece o açıdan bakarsak, evet gerçekten özgürlük ekseninde bir kapitalizm övgüsü var alttan alta. Ama bir filmi sırf bu yüzden eleştirmek ne kadar doğru, orası tartışılır! The Way Back bir kaçış hikayesi olduğundan ve bakir bir coğrafyada geçtiğinden senaryoyu zenginleştirmek çok mümkün olmamış. Buna bir de gereğinden uzun süresi eklendiğinde ciddi sarkmalar ortaya çıkmış. Kurgu bana göre ciddi anlamda sorunlu. Hele son 10 dakikada bir daldan dala atlama durumu var, evlere şenlik. Sanki Peter Weir bitse de gitsek modunda tamamlamış son 10 dakikayı... (5/10). | |
![]() |
Felekten Bir Gece 2 Hakkında |
| 25 Aralık 2011, 19:53 | |
| Şablon ilkiyle aynı. Değişen tek şey mekan ve karakterler. Sahi böyle bir filmin devamı için de başka bir yol yok gibi görünüyor. O yüzden herşey aynı diye eleştirmek ne kadar doğru bilemem ancak bir konuda çok eminim: Esprinin dozajını iyice kaçırmışlar. Yani izlediklerimi düşündüğümde tutucu bir sinema seyircisi değilim diyorum ama şu travesti esprisi sizce de fazla olmadı mı? İlk başlarda bu filmde Mel Gibson'da düşünülüyormuş. Hangi rol için hatırlamıyorum ama ya dövmeci ya da Giamatti'nin rolü için olsa gerek. Lakin her iki rol de mevcut halleriyle Gibson'a birkaç gömlek küçük gelirdi. Filmse zaten küçük! De bu 7.7 puan ortalaması da neyin nesidir? Bu sitede insanlar bir filme puan verirken ne düşünüyorlar acaba? (6/10). | |
![]() |
Pariste Geceler Hakkında |
| 24 Aralık 2011, 23:47 | |
| Sırf Paris'i görmek için bile seyredilebilir. Ne de olsa Woody Allen filmlerinde mekanı hep iyi kullanmıştır. Aynı Barselona Barselona filminde olduğu gibi... Burada da benzer bir durum söz konusu; Allen için Paris ayrı bir karaktere, kanlı canlı bir role bürünmüş durumda. Bize de bunun keyfini çıkarmak düşüyor. Zaten film yaklaşık beş dakika süren bir Paris güzellemesiyle başlıyor. Owen Wilson dışında oyuncu kadrosu oldukça iyi. Wilson neden tercih edilmiş sorusunun cevabı, şaşkın karakterlerdeki başarısı olarak görülebilir. Ancak bana her zaman itici gelen bir aktör olmuştur. Rachel McAdams'ın film boyunca giydiği elbiseler kimi zaman filmi bırakıp O'nu takip etmeme bile yol açtı. Aniden 20. yüzyılın başındaki Paris'e dümen kırıp pekçok tarihi karakter arasında küçük bir gezinti yapan senaryo keyif vericiydi. Ama mükemmel değildi. Allen'ın son yıllarına baktığımda sinema adına büyük yapımlar ortaya koymadığını ancak filmlerinin izlenebilirliğinin yüksek olduğunu söyleyebilirim. Güzel bir sinema akşamı için iyi bir tercih olabilir (7/10). | |
Duvar (9)
Duvara Yaz
-
-
16 Ocak 2011, 22:53KÜÇÜK ŞEHİRLERDE SİNEMACILIK Sanırım Muğla gibi küçük şehirlerde, yerli sinemanın film ve seyirci potansiyeli artmazsa, sinema işletmeciliği uzun ömürlü olmayacak. Çünkü, misal, Predators Muğla'da gösterime girdiğinde blu-ray diski çoktan ABD'de çıkmış, blu-ray rip divx'i ise elime geçmişti. HD kalitesinde sinema keyfini hem de evimde hem de şehrimin sinemalarının ses ve görüntü kalitesinin çok üstünde yaşama şansı buldum. Benzer bir durum Eat Pray Love filminde de yaşandı. Inception gibi bütün dünyada aynı anda gösterime giren büyük prodüksiyonlar haricinde kalanlarda durum hep böyle. Küçük şehrinizin küçük sinemasına gelmeden blu-ray ripi çoktan çıkmış oluyor. Hele ki şehrinizin sinemasının konforundan, özelliklerinden memnun değilseniz bu seçenek çok cazip bir hale bürünüyor. Sinemayı çok seven biri olarak, yaşadığım şehrin sinemaları beni sinemaya gitmekten soğuttuğundan, bu yeni teknolojiyi kullanmakta bir sakınca görmüyorum. Ve inanın böyle bir görüntü kalitesi orjinal dvd'de bile yok...
-
-
25 Şubat 2010, 12:07Mesajını yeni gördüm. Bu siteyi ben de çözemedim henüz. Yazıyorum, kayboluyor. Üç gün sonra ortaya çıkıyor. Kullanıcı sayfaları kullanışlı değil. Mesela biri beni arkadaş listesine ekliyor, kabul ediyorum. Ama sadece ben O'nun listesinde görünüyorum. O'nun da benim listemde görünmesi için ayrıdan benim de davet göndermem ve O'nun kabul etmesi gerekiyor (Fırsat bu fırsat bu nedenle sana bir arkadaş daveti göndermiştim, kabul edersen sevinirim). Sadede gelirsek, seninle aynı fikirde sayılırız. Türk filmi saysının çoğalmasıyla düşen seyirci sayısında senin de belirttiğin gibi filmlerin çok birbirinin tekrarına dönüşmesinin de etkisi var. Ortada 70 film var ama toplasan kaç eder acaba. Zaten bunların yüzde 70'i komedi. Bir de böyle komik bir durum var. Sahi başka türde film çekmeyi de beceremediklerinden bu manzarayı pek eleştiremiyorum. Bir de şu var: Seyirci yabancı sinema vesilesiyle her türlü aksiyonu, westerni görmüş. Türk sineması bunları yapmaya kalkışınca biraz tuhaf oluyor. Misal Yahşi Batı! Yahu madem bu kadar paran var, ne işin var Vahşi Batıda. Seyircinin buna açlığı yok ki. Böyle bir prodüksyon yapabileceksen, o zaman Osmanlı dönemini resmet. Dünya sinemasında örneği yok, ilginç olur. Ama yok, ille de yapılanı taklit etmek ya da mevcut üzerinden prim yapmak. Ya da Recep İvedik? Film her bölmüyle trilyonlar kazandı ama bak bakalım prodüksiyon kalitesinde gram artış var mı? Nasıl olsa ben bunu yediririm zihniyeti, senin de belirttiğin gibi!
-
-
23 Şubat 2010, 10:41Farklı fikirlere sahip olmamız sinemanın yarattığı zenginliklerden biri. Benimle aynı fikirde olmamanı bu nedenle bir zenginlik olarak algılıyorum. Espriyle karışık o yarım yıldıza takılmak istedim. Bu arada şimdilik senin yorum zenginliğine yetişmem zor gibi görünüyor. Sayfanı takip ediyorum. Başka filmlerde görüşmek üzere :))
Favori haber/kritik bilgisi bulunmuyor.




























