-Sence ben aklımı mı kaçırdım? -Korkarım öyle... Delirmişsin, üşütmüşsün, keçileri kaçırmışsın... Ama sana bir sır vereyim bak: İyi insanların hepsi öyledir zaten... ♥ Alice in Wonderland ♥
- Seviye
- Profesyonel
- Toplam
Puan - 85,346
- Bu Hafta
Puanı - 0
- Toplam
Yorum - 51
- Ortalama
Yorum Puanı - 0
- Cinsiyeti
- Kadın
- Doğum Tarihi:
- 10/01/1989
- Üyelik Tarihi:
- 10/08/2009
Arkadaşları
Toplam 241 Arkadaşı var
Tüm Arkadaşları
Film Yorumları (45)
- 1
- 2
- 3
- 4
- 5
- ...
- ›
- »
![]() |
Guguk Kuşu Hakkında |
| 04 Aralık 2010, 16:12 | |
| Filmle ilgili bazı notlar: -Guguk Kuşu 1993 yılında Amerika Birleşik Devletleri Kongre Kütüphanesi tarafından “Kültürel, Tarihi ve Estetik Olarak Önemli” filmler arasına seçilerek, ABD Ulusal Film Arşivi’nde muhafaza edilmesine karar verilmiştir. -Film Metallica’nın ünlü şarkısı Welcome Home (Sanitarium) için esin kaynağı olmuştur. -Film İsveç’te tam 12 sene sinemalarda gösterilerek, dünyadaki gösterim rekorunu elinde bulunduruyor. | |
![]() |
Guguk Kuşu Hakkında |
| 04 Aralık 2010, 16:07 | |
| Sinema tarihinin en çılgın ayrıca tehlikeli tiplerinden biri olan Mcmurphy (Jack Nicholson) ile onun tamamen karşı olduğu düzeni temsil eden yine sinema tarihinin en soğuk karakterlerinden biri hemşire Ratched (Louise Fletcher) karşı karşıya. 5 kez hüküm giymiş bir mahkûm için, güvenlik önlemlerinin daha az olduğu belki de daha çılgınca fikirlerini daha rahat gerçekleştirebileceği bir ortamı olan Eyalet Akıl Hastahanesi, azılı mahkûmların olduğu bir hapishaneden çok daha cazip görünüyor olabilir. Bundan sonrası için yapılması gerekli tek şey deli taklidi yapmak. Mcmurphy gibi bir karakter için çok da zor olmasa gerek. Mcmurphy’nin akıl hastahanesindeki macerası başladığında aslında yaptığı birçok şeyi kendisi için yapıyormuş gibi görünse de, kaçık olarak nitelendirdiği diğer hastalarla arasında tuhaf bir bağ oluşmasına sebep oluyor. Hastanede zorunlu tutulan hastalar, gönüllü olarak kalanlar… Bunlara karşı bir de çılgın ama deli olmayan deli gibi görünmeye çalışan bir karakter… Onlara çılgınlığı mı, asıl deliliği mi yoksa yalnızca deli cesaretini mi öğretmeye, yaşatmaya çalışıyor? Nerede yaşarsak yaşayalım, burası ister bir hapishane, ister bir akıl hastahanesi, isterse normal ya da anormal bir ev, mekân olsun. Her yerin kendine özgü kuralları, programları vardır. Ve düzene karşı koyduğumuzda yaramaz bir çocuk, uslanmaz bir serseri, belki tehlikeli bir suçlu ya da delinin teki olursunuz. Peki, zaten düzen sizle başa çıkamamış ve gelebileceğiniz son yere gelmişseniz. İşte o zaman siz isteseniz de istemeseniz de, olsanız da olmasanız da deliliği size kabul ettirirler. Ama göz ardı edilen bir şey vardır ki o da sağır hatta hem sağır hem dilsiz birinin bile olanlara kayıtsız kalamayacağıdır. Sonuçta herkes az biraz da olsa olduğundan farklı görünmek zorunda bırakılır çoğu zaman. Ve deliliğin de bulaşıcı olmadığına kim yüzde yüz emin olabilir ki? Oyuncu performanslarına gelince… Ana karakterlerimiz Mcmurphy ve hemşire Ratched tek kelimeyle kusursuzlardı. Onlardan başka hangi oyuncular bu rolleri bu kadar layıkıyla yerine getirebilirdi ki? Zaten almış oldukları En İyi Kadın ve Erkek Oyuncu Oscar ödülleriyle de başarıları taçlandırmışlardır. Ve tabi ki Jack Nicholson geldiği yeri kanıtlar nitelikte. O rol için olabilecek en iyi performansı sergilediğini düşünüyorum. İzleyenlerini büyük bir hayranlıkla kendisine bağlıyor. En iyi repliklerden biri: - Başkalarıyla birlikte geçirilen zaman iyileştiricidir. Oysa yalnız başına kara kara düşünmek yalnızca kopukluk hissini arttırır. - Yani demek istiyorsunuz ki kendi başına olmayı istemek hastalıklıdır? Kesinlikle tavsiye edilir. İyi seyirler... | |
![]() |
Hatırlanacak Bir Anı Hakkında |
| 25 Kasım 2010, 20:35 | |
| NOT: Yazdığım yorum filmle ilgili olumlu-olumsuz yönleri irdeleyen bir kritik olmaktan çok, filmin bana düşündürdüğü düşünceler ve hissettirdiği duygularla ilgilidir. Ama belirtmeden geçmeyeyim, filmdeki oyuncu performansları gayet güzeldi ve müzikleri de çok beğendim. Romantik-Dram türünde bir film için, gönül rahatlığıyla seçip izlenebilecek bir filmdir. | |
![]() |
Hatırlanacak Bir Anı Hakkında |
| 25 Kasım 2010, 20:30 | |
| Bazı şeyleri unutmak meziyettir. Belki bazı kötü anılar, kendimizi kötü hissetmemize sebep olan olaylar... Kinimiz, nefretimiz, düşmanlığımız belki de... Aslında unutmak değil de daha farklı hatırlayabilmek, daha aydınlık bakabilmek... Peki ya zihnimizin oynadığı oyunlarla, hatırlamamız gereken kişileri, anılarımızı, tüm geçmişimizi, hatta kendimizi bile unutuyorsak... İşte o zaman da Bazı şeyleri hatırlayabilmek meziyettir. Su-jin\'in unutkanlığıyla birleşen tesadüfler ve tanışma... Sonrasında gün geçtikçe büyüyen, onları mutlu bir birlikteliğe götüren aşk... Hayatta herkesin yaşayamadığı bazı duygular vardır. Mesela Aşk... Çoğu insanın başına gelemeyecek kadar özel bir duygudur. Ne türlüsü olursa olsun, onu yaşayan insan şanslıdır. Ama dram her insanın hayatında yalnızca bir kez dahi olsa bile, kendine göre, mutlaka yaşadığı, daha gerçekçi bir duygudur. Ve böylesi bir aşkın, bağlılığın içinde, böylesi bir dram... Unutkanlıkla gelen bir aşk, yine aynı sebepten böylesi bir gidişi de getirebilir miydi? Cheol-su'nun, Su-jin'i yanında tutabilmek için sarf ettiği cümleler, o çaresiz, hüzünlü ve dram dolu sahneler... -Hatıralarım yok olursa, ruhum da yok olur. Korkuyorum... -Ruhun niye kaybolsun ki? Ruhunu bana bırak. Ben senin ruhunum. Ben senin kalbinim. Aşk iki kişinin ayrı ayrı yaşadığı duygular değildi. Birlikte yaşanılan ve bu yüzden tek'lik gerektiren, tek'lik getiren bir duyguydu. Onlar birlikte, tek bir aşk yaşadılar. Kendilerine ait bir ruhları, kalpleri ya da anıları yoktu. Sahip oldukları aşkın ruhu, aşkın kalbi, aşkın anılarıydı. Birbirinden farklı iki bedende, aynı Aşk'a sahiptiler. Ve bu yüzden birisi için her şeyin silinmesi hiçbir şeyi yok etmiyordu. Her şeyi unutabilirdi... Ama neyi ve kimi hatırlaması gerektiğini biliyordu. Bildiklerini bile unutuyordu ama hissediyordu belki de... Su-jin: Söylesene, anılar gidince aşkın ne anlamı kalır? Bana bu kadar iyi davranma. Her şeyi unutacağım. dediğin de; Cheol-su: Ben her şeyi senin için hatırlayacağım. demişti. Sanırım her şeyi onun yerine de, onun için hatırlayan birisi olduğu içindi. "Kafamın içinde bir silgi var, her şeyi siliyor." dediğinde başlamıştı asıl dram. Ama onların bir öyküleri vardı ve aşk dolu bir öyküydü. Bu silgiye karşılık bir de kalem olması gerekiyordu ama kalplerinde... Bütün bu olanlardan yepyeni bir öykü yazabilmek için... Silinen her şeye karşılık... Ve onlar yazdılar. İşte onların öyküleri... İyi seyirler... | |
![]() |
Bugün Aslında Dündü Hakkında |
| 21 Kasım 2010, 17:44 | |
| -Eğer yaşayacak yalnızca bir günün kalsaydı, ne yapardın? Zamanımızın bir günde donup kalması ve tekrar tekrar aynı günü yaşamamız gibi bir durum söz konusu olsaydı, bu fikir bize cazip mi gelirdi yoksa sıkıcı mı? Ya da ilk anda bardağa boş tarafından mı yoksa dolu tarafından mı bakardık? Hava durumu spikeri olan Phil, prodüktörü Rita ve kameramanı Larry ile birlikte, geleneksel Köstebek Günü Şenlikleri için Punxsutawney Kasabası'na gelir. Aslında planı yapması gerekeni işi hemen bitirip, nefret ettiği bu kasabayı terk etmektir. Ancak Phil için zaman o günde durmuştur. Her gün olan ve yaşaması gereken gün, o gündür. Köstebek Günü... Bu durumu fark ettiği ilk anlarda, şaşkınlıkla ne olup bittiğini anlamaya çalışsa da, sonrasında olayları kendi lehine çevirmeye çalışır. Ancak zamanın ilerlemeye başlaması ve sevdiği kadının kalbini kazanması gerekmektedir. Konudan da anlaşıldığı gibi filmimiz gayet sağlam bir kurguya sahip. Ve bu konunun içinde gerçekleşen olaylar, o kadar doğal, kendi halinde ve eğlenceli bir yapıda sunulmuş ki bir an bile sıkılmadan büyük bir keyifle izleniyor. Fantastik-Romantik-Komedi türünde verilen bu filmde, bütün ögeler kararında kullanılmış. Hani bazı filmler vardır... Mesela Romantik-Komedi türünde denilir, komedi kısmı ya da romantizmi ağır basar; işte o tür filmlerden değil. Türünün hakkını kararında vermiş ve özgün bir yapım olmuş. Oyuncu performansları da beğenilmeyecek gibi değil. Özellikle ana karakterlerimizi canlandıran Bill Murray ve Andie MacDowell. Ve müzikler... Gerçekten çok hoşuma gitti ve gayet iyiydi. -Bir yere sıkışıp kalsaydınız ve her gün aynı gün olsaydı, ne yapardınız? Phil'in aynı günü ve yalnızca bir günü, defalarca tecrübe ederek, ne kadar anlamlı ve dolu dolu yaşayabileceği konusunda böylesine bir derse ihtiyacı vardı sanırım. Ve bizim de bu karakterden ve bu filmden üzerimize alınmamız gereken bazı şeyler var belki de... Eğer aynı günün sabahına uyanmayacağımıza eminsek tabi... | |
Duvar (336)
Duvara Yaz
-
-
24 Haziran 2010, 15:53Dostlar arasında sevdiğim birininBeni aslında sevmediğini duyduğumdaHissettiğim sadece beslediğim sevgininOnurlu bir şekliyle devamıEksiltemez benden başkası içimdeki sevgiyiO yüzden hep en çok kendimden korktumVicdanın beni sana bağladıSevmediğim huylarında vardıEn sevmediğim çekip gitmenVe gittikten sonraEn çok duyduğum soruyu senden bekleyip asla duymayışımAnneciğimin de sevmediğim huyları vardıAma annemdiHiç düşünmedim onu sevmemeyiSen bu duyguma mirasSadece yoksun diye vazgeçememUyandığımız sabahlardaUyuduğumuz gecelerdeHiç aklımıza gelmediOlmazdı zannederdikGittin...Beraber inandıkYalnız yanıldımÖlesiye sevmiştikÖylesine sevmişsin (CEYHUN YILMAZ)
İzlediği film bulunmuyor.
İzlediği dizi bulunmuyor.
Favori karakteri bulunmuyor.





















