Film Yorumları (13)
- 1
- 2
- ›
- »
![]() |
Titanların Savaşı Hakkında |
| 07 Nisan 2010, 15:52 | |
| Medusa'nın kafasıdır bu film benim için. Evet bu. Belki bir tutam da Hades'in dumanı ve közü. Bir tatlı kaşığı Olimpos'ta özenle dövülmüş pop-art bir kılıç. Ha bir de, göz kararı ahşap. Özellikle yüz bölgesinde kullanılmak üzre. Ne mobilya yapar yalnız o elemanlardan bizim Modoko esnafı. Üff. ''Fena gitmiyo ya'' diyordum ilk yarının bitiminde. Ne bileyim umutlarım vardı. Tamam nedir yani, fena gitmeyecekti en azından. Hele bir ikinci yarı gelsindi. Hani her şey iyi giderken ayrılmak istiyorum diyen sevdiceğe şaşırıp da manalı bir tepki verememek ama ''İyiydikLan?'' demek gibi. Ama iyi değildik. Mitoloji seven bir adamım. İskandinav ve Yunan miti de bambaşkadır hani bende. Mitolojik film olunca da bi an öyle gaza geliyorum ki, bir anda atamıyorum o gazı bünyeden. Ne bileyim iki Argoslu, 3-4 Spartalı görünce hemşerimi görmüş gibi oluyorum. Ayran içer misin Perseus? Mis gibi yayık ayranı. Yeni çalkaladık. ''Bir kere Sam, Perseus'a olmamış aga!'' ayarında bir kıraathane sohbeti girişi yapasım var ki engel olamıyorum. Bu adam Terminator'da iyiydi, Avatar'da da fena değildi de Pegasus'a mı yakışmadı, niye böyle oldu hakikaten akıl alacak gibi değil sayın seyirciler. Dakikalar 60 küsürü gösterirken biz 20 dakikadır hala dev akrep izliyoruz. Ve o da ne, Perseus defansına yardıma gidiyor. Şimdi onlar düşünsün!.. . (akreplere hitaben) Akrepler, sıkıldım olm sizi izlerken. Yok yani bi numaranız. Perseus, insan-tanrı muhabbetinden çıkamadın bi türlü baba napıcaz? Ha? Babası, amcası tarafından öldürüldükten sonra ortalıkta ezik ezik dolaşıp felsefe sıçan Simba sinir bozuculuğunda kemirdin reseptörlerimi bütün akşam? Andromeda, sırf güzel kadın kontenjanı dolsun diye filmde var olduğunun farkında mısın? Hades, bir seni sevdim bir de Medusa'yı biliyor musun? O dumanlı kafanla şerefli duruşun etkiledi beni. Zaten uçkuruna sahip olamadığından ortalıkta sürüyle demigod ın dolaşmasının yegane sebebi olan o baş peze..eeeöö tanrı var ya, işte sen ondan daha şereflisin gönlünü ferah tut. Öyle yıldırım sallamakla olmuyor. Adamın kılığına girmeler, karısıyla yatmalar filan. Adamın münasip yerlerinden kan alırlar kan! Medusa, o gözlere bakmamak mümkün mü? Nasıl bir fantezinin ürünüsün sen be kadın? Korkuyorum senden. O değil de filme dair hakketen aklımda yer edebilen şeyler bunlardan ibaretmiş onu anladım. Al ayıcık şekerini, sarıl sevdiğine, tak gözlüğünü. Hafiften bi eğlenirsin 2 saat. O kadar. Aha yunan mitolojisi diye ''görkem''li bir şey bekleme. | |
![]() |
Donnie Darko Hakkında |
| 22 Mart 2010, 22:07 | |
| Edit: Boeing. | |
![]() |
Donnie Darko Hakkında |
| 22 Mart 2010, 21:23 | |
| Ha bir de, bu anasının düğününde Hitler ile karşılıklı polka yaptığımın filmi öyle bir filmdir ki senaryoyu yazan Richard adlı arkadaş, bizzat Max Planck ile sevişirken görülmüştür. Hatta eşcinselliğin hala tabu olduğu bir dünyada yaşadığının verdiği farkındalıkla Max, gel seninle paralel evrenlerde sevişelim demiştir Richard'a. Ki aslında Max, 1900 lü yılların başında, Richard ile aralarındaki bu büyük ve yasak aşkı zamanötesi bir şeye dönüştürmek için hayatını kuantum mekaniğine adamaya karar vermiştir. Ömrü, teoriyi tamamlamaya yetmese de, ardından olaya el atan diğer büyük fizikçiler ''yazık lan, sevmişler birbirlerini'' diyerek canhıraş vaziyette dalga kuramı senin, karacisim benim diyerekten çalışmışlardır. Sonunda Stephen Hawking'in de A Brief History of Time adlı, muhteşem eserinde anlattığı gibi uzay-zamanı bükmenin mümkün olduğu anlaşılmış ve sevenleri kavuşturmak adına bir başka önemli fizikçi Dc. Emmet Brown'ın da yardımıyla bir solucan deliği açılmıştır. O gün bu gündür, solucan deliğinden geçip hoyratça sevişmeye devam eden Max ve Richard, aktiviteleri sırasında Albert Einstein'a da laf çarptırmayı ihmal etmeyip bol bol ''kime göre, neye göre?'' diyerek görelilik teorisi ile kendilerince kafa bulmuşlar ve Einstein'i hayli kızdırmışlardır. Fakat Einstein karşılık vermekte gecikmemiştir ve solucan deliğini kapatmıştır. Tam o sırada ordan geçmekte olan Türk Hava Yolları'na ait tarifeli bir Boing-737 tipi uçağın tek motoru solucan deliğine girmiş ve büyük bir talihsizlik eseri Max'in tekli bazasının üstüne düşmüştür. Paralel bir evrende yaşamına bir tavşan kostümü içinde devam etme kararı alan Richard ise (ki bu kararı almasında Richard ile tavşanlar gibi sevişmesinin etkisi büyüktür), ilk başta duyduğu derin üzüntü ile lavaboda, ayna karşısında kendi fotoğraflarını çekip boş zamanlarında kuantum mekaniği üzerine kafa yormaya başlamıştır. Ne var ki bu eyleme 180 yıl da devam etse bir b ok olmayacağının farkında olmayan Richard çok büyük bir şans eseri Buzz Lightyear'ın büyük yardımlarıyla bizim evrenimize girebilmiştir. Ve yaşadıklarının hatrına böylesi alegorik bir eser meydana getirmiştir. ''Tolkien'in aksine alegorinin her türlüsünü bağrıma basarım.'' şeklinde beyanatlar vermekten de geri durmayan Richard, yaptığı filmdeki onca boşluğa, derinlik diyen fanboyların da etkisiyle eski neşesine kavuşmuştur. İşte bu film, böylesine hüzünlü bir öyküyü, bilim tarihini kendine arka plan edinerek anlatır. Öyle müthiş, öyle harikuladedir. Dalga boyunuzdan karacisim ışınımı eksik olmasın. Planck Sabitinize, anti-maddeler zeval getirmesin. | |
![]() |
Zindan Adası Hakkında |
| 13 Mart 2010, 23:50 | |
| Hakkında yorum yazarken çok hassas olunması gereken Scorsese harikuladeliği. Hatta hakkında yalnızca tek bir bilgiye sahip olunarak izlenmesi gereken bir harikuladelik: o da harikulade olduğu. Başka hiç bir şey bilmek istemezsin sinemasever, inan bana. Yalnızca izlemelisin. Bu yüzden haldur huldur yorum yapıp bu yapıttan alacağın zevkin ebesine döşemelik kumaş biçmek istemiyorum. Hassasım bu konuda. Sinemaya dair en çok keyif aldığım anlardan biri, bir şaheser ile karşı karşıya olduğuma ayıktığım andır. Uzun bir aradan sonra tekrar yaşadım bu yüce duyguyu. O kadar tatmin olmuş durumdayım ki, sigara içesim var. Öyle kusursuz bir kurgu ile karşılaşacaksın ki hayran kalacaksın insan zekasının kıvrımlı yollarına. Öyle müthiş; öyle sinematografinin tavan yaptığı bir atmosfer ile karşılaşacaksın ki, sinema izliyorum diyeceksin. Sinema. Film değil. Öyle bir rüya sahnesi izleyeceksin ki görsel orgazm nedir bire bir tadacaksın. Bire bir sevişeceksin sinemayla. Dicaprio, artık Titanik'teki Dicaprio değil. Çoktandır değil. Body of Lies'dan beri zevkle izlediğim, Scorsese'nin yeni vazgeçilmezi oyunculuğa doyuracak seni. Scorsese'nin kendine has kamera hareketleri, ''klasik müziğe klip çekercesine'' müthiş bir müzik kullanımı ve sadece büyük yönetmenlere has olduğunu düşündüğüm ''küçük ve basit şeylerle seyirciyi gerim gerim gerebilme'' yeteneği... Zevkin diğer tanımları bunlar. Michael Haneke'nin Funny Games'de bir golf topuyla seyirciye hissettirebildiği şeyi, Scorsese'nin bir kibrit çakışıyla yaşatması, insanın tüm sinirlerini gerebilmesi inan bana bambaşka bir kafa. Ha unutmadan, pop corn filan da yiyeyim deme bu film sırasında. Zaten doyacaksın, merak etme. Hadi afiyet olsun. | |
![]() |
Donnie Darko Hakkında |
| 11 Mart 2010, 02:47 | |
| Bana göre vöyg; bu filmden, hayatımdan götürdüğü 2 saatin hesabını sorarken, o Donnie denen ergen oğlanı bıçakla yaralamak ve al sana tavşan, al sana alice göndermesi, al sana batman göndermesi, al sana zaman yolculuğu, al sana aynştayn-rozen köprücük kemiği diye diye ver etmektir odunu kafasına. Bu filmi izlerken sıkıntıdan nefesi kesilip ölmüyorsa insan, her şartta yaşayabilir, inanın. Gayet gider uzun dönem askerlik de yapar. Bear Grylls ile Ultimate Survival da çeker. Her şartta hayatta kalır. Hayatımda bu kadar ''bi'şey'' anlatmaya çalışıp da anlatamayan bir film gördüysem sanırım o da The Fountain'dir. Hayır kaderin değiştirilemezliği, ergenlik, yalnızlık, şizofreni, gerçeklik, kurgu, zaman, aşk gidip geliyorsun da; anlatmaya çalıştığın şeyi bu kadar kasmadan da anlatabilen filmler var efendi! Ayrıca bu filmle bir kez daha gördüm ki derin gibi görünen ama aslında derin olmayan filmler hakkında yapılan yorumlara çok da güvenmemek gerekiyor. Birileri övüyor. Sonra birileri daha, övülüyor diye övüyor. Sonra anlamayan yüzlerce insan övüyor da övüyor. Ve sıfırdan bir efsane doğuyor. ''Neden o a ptal tavşan kostümünü giyiyorsun? Neden o a ptal insan kostümünü giyiyorsun?'' İşte efsanevi diyalogumuz. Kime donnie darko desem bunu duyuyorum. Donnie diyorum, Darko diyemeden ''neden o a ptal ...'' diye başlıyor adam. Ne demek şimdi bu diyalog diyorum, düzgün bir cevab veremiyor. Hayır ne ki bu şimdi? Ne anlamalıyız bu diyalogtan? Ne anladık? Bir de filmi beğenmeyene: sen anlamamışsın koçum, hele bikaç kere daha izle anlarsın triplerine girilmiyor mu, en yakın duvara kafa at yani, öyle. Anlaşılması için en az 3 kez izlenmesi gereken bir filmmiş muhterem. Bak sen. Halbuki alakası yok. Filmde o kadar çok havada kalan ve açıklanması gerektiği halde açıklığa kavuşmayan şey var ki, bunu öyle filmin derinliğine, yönetmenin ''david lynch vari''liğine, zaman yolculuğuna, aynştayna rozene bağlayamazsın arkadaşım. Bu film ne zaman olur biliyor musun? O lanet olası kitapta ne yazdığı seyirciye bir şekilde verildiğinde olur bu film. Bu haliyle yarımdır, olmamıştır, kötü ve sıkıcı bir denemedir. Sonuna dek izleyicinin kafasında soru işaretleri oluşturup finalde seyirciyi yine şaşırtmayı başaran filmleri severim, ama sonuna kadar bişey vermeyip, anlamsız repliklerle aforizma sıçarak seyirciyi oyalayıp, havada bıraktığı her şeyi yere indirme zahmeti duymadan biten bir filme ancak ''olmamış'' derim. Velhasıl fazlasıyla overrated bir filmdir. Jake'in sağlam oyunculuğundan, ayna karşısındaki psikopat triplerinden ve güzel bir soundtracktan fazlasını isteyene, 12 monkeys vardır. Hani zaman yolculuğu açısından. | |
İzlediği film bulunmuyor.
İzlediği dizi bulunmuyor.
Favori karakteri bulunmuyor.
Favori haber/kritik bilgisi bulunmuyor.
















