Sinepedi Puanı

/10


bu filmi izledi.

O bir
Profesyonel

aliveli4950
Hakkımda

Henüz kendisini bizlere anlatmamış!


Kişisel Bilgiler
  • Seviye
  • Profesyonel
  • Toplam
    Puan
  • 125,729
  • Bu Hafta
    Puanı
  • 0
  • Toplam
    Yorum
  • 289
  • Ortalama
    Yorum Puanı
  • 0
  • Cinsiyeti
  • Erkek
  • Doğum Tarihi: 
  • 26/04/1984
  • Üyelik Tarihi: 
  • 24/02/2009

Film Yorumları (226)

The House of Small Cubes
21 Nisan 2011, 22:02
Fakat her defasında yitip gidenlerin melankolisini yalnızlığımızın kaçınılmaz serzenişleriyle harmanlayacağız. Bu an da ve belki de en çok bu anda, tek arayacağımız şey, tek arzulayacağımız şey "sevgi" olacak. Sevgiyi bir zaman anne ve babamızla, derken sevgilimizle,eşimizle ya da belki küçük kızımızla yaşayacak ve değerinden habersiz geçiştireceğiz. Bence sevgiye değerini vermeli, sevginin ruhu yücelten kuvvetinden ilham alabilmeliyiz.Bu ilham, sular yükselip de artık kaçacak hiçbir yer kalmayınca bile, boğazımıza kadar yükselen suların derinliklerinde arayacağımız ve bulmayı umacağımız yegane şey olmaya devam edecek. (Bu harika kısa filmden yine bir o kadar harika olan yorumuyla haberdar olmamı sağlayan Damla arkadaşıma teşekkürler.)
The House of Small Cubes
21 Nisan 2011, 21:48
Zaman ve eylem:  Varoluşumuzun kırılgan zeminine karanlık gölgeleri düşen iki olgu. Tepemizde Demokritos'un kılıcı gibi duran, huzursuzluğumuzun kök kaynakları. Bu noktada, belki indirgemeci de sayılabilir, eylemi bina/binaya çıkılan yeni katlar ve zamanı ise binanın katlarını her defasında yeniden basan ve bu baskıyla binaya yeni katlar çıkmayı zorunlu hale getiren su yerine koyuyorum. Sürekli yükselen suyun seviyesi, binanın (eylemi ve binayı; zamanı ve suyu birbirinin yerine hemen aynı anlamda kullanacağım) gelişmesine, farklılaşmasına, ve genel olarak yeniden üretilmesine dayanak sağlayan önkoşulken bir yandan da, binayı sürekli yutmakta/yok etmektedir. Suyun yükselişine bir çaresi olamayan ihtiyar (eylemci birey) binayı geliştirmek mecburiyetinde, yaşamını yeniden üretmek mecburiyetinde olmakla beraber özgür bir eylem ortaya koymak şansından da yoksundur. Bu eylemcinin (insanoğlu) varoluşuyla getirdiği zincirleridir. Hayatımız binamıza katlar çıkmaktan ibaret. Hayatın asıl anlamı hayatın sürekli geliştirilmesiyse yani eylemin kendisiyse, eylemi kuşatan zaman ve bilinç, mutluluğu/huzuru ancak her an tedirgin serçe kuşlarının ürkek yüreklerinde hissedebildikleri kadar hissedebilmemize olanak sağlayabilir. Eylemlerimizin yokoluşunu görüyor; ve hem hayatın zorunlu koşulu hem de bu yokoluşu unutabilmemizi sağladığı için eyleme sığınıyoruz. Arkadaşlarımız, aşklarımız, yoldaşlarımız, düşmanlarımızla gün be gün, yaşamak denilen bu eylemin kısıtlı eylemcileriyiz. Bilinç kendi yarattığı eyleme tutunamadıkça, kendi mutlak yalnızlığının kahredici hüznünü hep yaşıyor. Bilincimiz, anılara sığınıyor. Fakat anılar da bir gün kalmayacak. Bilinçaltımızın (aynı zamanda binanın sular altında kalan eski katları) dehlizlerinde seyahat edecek belki biraz sevgi ve biraz mutluluk kırıntıları toplamaya çalışacağız.
Fahrenheit 451
09 Nisan 2011, 20:46
  Hem distopyalar, hem de ütopyalar bana her zaman ilgi çekici olduğu kadar her türlü taasubun yetkin bir düş gücüyle irdelenebildiği bir "özgür alan" olarak da cazip gelmiştir. Eski bir yapım olan filmimiz de, bu bakımdan, benim hem zihnimde hem de gönlümde avantajlı bir konuma daha baştan sahip olmuştur. Hele ki, odaklandığı noktanın kitap olması, daha da düşündürücü ve zihin açıcı bir kaç parantezin açılmasına sebep vermiştir. İnsanlık tarihinde, hatta günümüzde, hatta şu an yaşadığımız ülkemizde dahi kitaplar yakılmış/yakılmaya devam edilmektedir. Kitapların günümüzde yakılmak yerine toplatılması; ya da yazarının tutuklanması/zapturapt altına alınması bizi aldatmamalıdır. Hala, antik İskenderiye Kütüphanesini yakan "ruh" modernite içinde kıyafet değiştirerek ama aynı budalıkla "yakmaya" devam etmektedir. Belli ki bu yangında, kitap okumak değil de kitap olmak gerekir.
Fahrenheit 451
09 Nisan 2011, 20:45
İlk kurban hep kitaplardır. Her iktidarın ilk işi, düşünce dünyasının serüvencilerini asmak olmuştur. İdam sehpalarında ölü solgun bedenleri sallanan kahramanlar hep, o kitaplarla tanıdığımız bıçkın yüreklerdir. "İktidar kirletir, mutlak iktidar mutlaka kirletir" demiştir Bakunin. Reel politik sızdığı her yerde makyavelci bir maskenin arkasında "özgürlük" için özgürlüğü esir alır,  "bağımsızlık" için bağlar, "mutluluk" için acı çektirir,  "barış" için savaşır. Hele ki, "reel politik" in bedenlendiği iktidar mutlaklaştıkça; mutlak doğrular ve mutlak çözüm yolları iyiden iyiye "gerçek"in yerini aldıkça; aşağılık bir soytarılıkla "yıkım"ın şölenleştirildiği, bireyin ve toplumun kirlendiği bir dünyada yaşar bulursunuz kendinizi. Bu yıkımın en kirli yanı da, kirliliğin kanıksanması, - ve daha da ötesi- kirliliğin temizlik sanılmasıdır. Zaman olur ki, itfaiyeciler yangın söndürmek için değil yakmak için varolurlar.   Her kitap bir başka özgürlüktür. Bir ve aynı şeyi ifade etmez, reçete sunmaz ve her kitap -düzen kurmayı hedeflese dahi- düzen dışıdır. Her kitap düzensizliktir, her yazar yeni bir düzensizliğin/kaosun entelektüel yaratımını gerçeklerler. Biz kaosumuzu seviyoruz, ama kapitalizmin yabancılaştırıcı kaosunu değil, insanın doğasındaki o kaosu,  bıçkın yüreklerdeki kaosu, fırtınaları seviyoruz. Ve biliyoruz ki: her kitap, her düşünce fırtınalı bir deniz verir bize. İyi tarafı ise, bu fırtınalı denizde bize emredici olmayan bir rehberlik sunmalarıdır. Bu yüzden kitaplar, bu yüzden her kitap ( her ne kadar üstüne basa basa nesnel/mutlak/rasyonel bir rehberlik sunduğunu, bir reçete verdiğini iddia etse dahi) öznel bir deneyimdir. Öyle bir öznel deneyim ki, hem gözlemci hem de gözlenen kaotik bir özgürlükle başbaşadırlar. İşte bu özgürlüğü savunmalı ve korumalıyız.  
Moliere
26 Şubat 2011, 16:22
Moliere, "soyluluğu" soylulara güldürtmüş,  döneminin toplumsal ve sınıfsal çelişkilerini hicvetmiş, tiyatro tarihinde devrimci izler bırakabilmiş bir deha. Moliere'in hayatına tanıklık etmek aynı zamanda "traji-komik"in doğuşunu ve gelişimini izlemenin yolunu da açıyor.Dolayısıyla böylesi sıradışı ve ilham verici bir insanın yaşamının dehlizlerinde sinemasal bir yolculuğa çıkmak zaten başlı başına güzel. Fakat film, başta, izlemekten her defasında keyif aldığım, Romani Duris'in performansı olmak üzere hemen her yönüyle çok keyif verici. Romain Duris Moliere'in kıvrak zekasını ve bu zekadan beslediği alaycılığını sadece bakışlarıyla oynamış. Bu sinemaseveler için çok keyif verici olsa gerek.Bunun dışında filmdeki başlıca tüm roller de hakkıyla yerine getirilmiş.17.yy Fransa'sının havasını içinizde hissettirecek, özenle seçilmiş kostümler ve dekorlar da filmin diğer bir başarısı.  

Duvar (13)

Duvara Yaz

  • senar1st
  • 09 Nisan 2011, 18:51
    Dostum merhaba, bir süredir siteye giremedim. Özel hayat, iş hayatı, siyasal hayat hepsi birbirine girmiş durumda :) Nasılsın görüşmeyeli peki?
  • senar1st
  • 08 Mart 2011, 21:59
    İyiyim kardeşim teşekkür ederim. Kusura bakma bir süredir giremedim siteye, yazını yeni gördüm. Sen de iyisindir umarım.
  • senar1st
  • 26 Şubat 2011, 15:50
    Dostum, linki değerlendirdiğin ve paylaşarak da önemli bir katkı sağladığın için teşekkür ederim. Bu çok önemli bir halk hareketi olmuş durumda ve en önemli özelliği de taşıdığı samimiyet. Çünkü ateş düştüğü yeri yakıyor ve yakmış durumdadır. O yangını hisseden köylülerin, kendi vatandaşımızın sesidir bu. Ve samimiyeti de burdan kaynaklanmaktadır. Ne kadar çok insana, en azından bu kısa filmi izletebilirsek, o kadar büyük oranda bir duyarlılık ve iletişim ağı sağlayabiliriz.Göstermiş olduğun yurtsever ve insani tepkin için teşekkür ediyorum. Bu ülkeyi üç beş müteahhite teslim etmememiz gerekiyor, bu ülke bu kadar ucuz değil.Saygı ve selamlarımla dostum.
  • senar1st
  • 25 Şubat 2011, 15:41
    Evet seni anlıyorum dostum, benim yazdıklarım aslında bir eleştiriden çok naçiza bir ilave olmuş oldu :) görüşürüz
  • senar1st
  • 24 Şubat 2011, 15:30
    Merhaba dostum, daha önce seni takdir etmiştim biliyorsun. Bu yorumun için de takdir ediyorum. Fakat yorumunun ilk kısmında bahsettiklerin öyle kolayca geçiştirilemeyecek felsefi önermeler içeriyor.Öyle ki, bahsetmiş olduğun yoldan ilerlersek, bu bizi bir süre sonra, nesnel dünyanın tamamını inkar edecek kadar kışkırtıcı bir solipsizme değin götürür. Tabii, bu post-modernizmde akla ilişkin şüpheciliğin gölgesi her yere düşüyor.Dolayısıyla sinemaya da... Bu yüzden eleştirinin kurulacağı iskeletin, tüm bu sürecin analitik bir değerlendirmesini ve anlık hezeyanlara yenik düşmeyecek bir tutarlılık içermesini gerekli görüyorum. Kısaca toparlamaya çalıştıklarım umarım yeterince anlaşılırdırlar. Zaten senin film eleştirisi yaparken gösterdiğin özen ve elde ettiğin metin içerikleri belli. Ben sadece ufak bir katkı yapmaya çalıştım. Sağlıcakla kal dostum!
İzlediği Filmler Gizle
İzlediği film bulunmuyor.
İzlediği Diziler Gizle
İzlediği dizi bulunmuyor.
Favori Filmleri (176) Gizle
Favori Sanatçıları (123) Gizle
Favori Salonları Gizle
Favori sinema salonu bulunmuyor.
Favori Karakterleri Gizle
Favori karakteri bulunmuyor.
Favori Haber/Kritik Gizle
Favori haber/kritik bilgisi bulunmuyor.
Göster