"Yalnızlık paylaşılmaz." Özdemir Asaf... Bu yüzden yalnız bir insan bazen hayal dahi edemeyeceği kadar saçma ve kendisine uzak şeyler yapabilir. Bu siteye üye olup yorum yazmak gibi....
- Seviye
- Profesyonel
- Toplam
Puan - 92,773
- Bu Hafta
Puanı - 0
- Toplam
Yorum - 241
- Ortalama
Yorum Puanı - 0
- Cinsiyeti
- Erkek
- Doğum Tarihi:
- 23/01/1990
- Üyelik Tarihi:
- 06/08/2010
Arkadaşları
Toplam 37 Arkadaşı var
Tüm Arkadaşları
Film Yorumları (210)
- 1
- 2
- 3
- 4
- 5
- ...
- ›
- »
![]() |
çoğunluk Hakkında |
| 08 Nisan 2011, 17:53 | |
| Geçen yılın en iyi yerli filmlerinden olan ÇOĞUNLUK'u izleme fırsatını kaçırmış arkadaşlara önemle duyurulur: 8 nisandan itibaren tekrar vizyonda | |
![]() |
Gölgeler Ve Suretler Hakkında |
| 03 Nisan 2011, 11:13 | |
| "Aferin, gölgeye aldanmayacaksın. Perdeyi kaldırıp hakikatı arayacaksın." Derviş zaim, çalışmalarını merakla beklediğim sayılı yönetmenlerimizden birisi. el sanatları üçlemesinin son filmi olan gölgeler ve suretler, gölge oyunları ile mecz edilmiş, Kıbrıs’ın derin ve ıssız sularına yelken açmış politik bir dram. Zaim türüne az rastlanır cesur yönetmenlerimizden. Her filminde yeni bir şeyler denemekten çekinmeden çıtasını sürekli yükseltiyor. Kendisi de Kıbrıslı olan Zaim’in aslında ilk Kıbrıs filmi değil, gölgeler ve suretler. Pek bilinmese de sürrealist bir yaklaşımla imgeler üzerinden Kıbrıs’tan bahsettiği Çamur’un aksine bu filminde gerçekçi bir hikaye örgüsü oluşturmuş. Zaim’in ve filmin takdire şayan zorlu noktalarından birisi de Kıbrıs gibi daha önce kimselerin değinmediği bakir ve politik olması hasebiyle de tekin olmayan bir alanda cesur sözler söylemesi. Kıbrıs sorunuyla ilgili akademik araştırma yapan biri olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki; Kıbrıs maalesef Türkiye’de bırakın sanatı, akademik yazın ve diplomasi alanında bile en çok ihmal ettiğimiz yaralarımızdan birisi. Bu zamana kadar üvey evlat muamelesi yaptığımız Kıbrıs hakkındaki yavru vatan edebiyatları hamasi nutukların ötesine geçemiyor. 1963'te Kıbrıslı rum ve türkler arasında çıkan çatışmalar sırasında kaybettiği babasını arayan Ruhsar(Hazar Ergüçlü)ile beraber bizde Kıbrıs sorununun, zamanında anlamsız bir şekilde patlak veren çatışmaların hakikatını arıyoruz. Her ne kadar zaim filmle ilgili kendisiyle yapılan mülakatlarda ne kadar isterse istesin tarafsız olamayacağını ifade etmiş olsa da, film yaşananlara oldukça tarafsız ve yargılayıcı olmayan bir pencereden bakıyor. Ne kimseye lanetler yağdırıyor ne de bazıları gibi günah çıkarmaya yelteniyor. Kıbrıslı türk ve rum oyuncuların doğal oyunculukları, filmi izlerken kendinizi hikayeye kaptırmanızı sağlayan bir diğer artı özellik. Finaldeki çatışma sahnesi ise abartıya kaçmadan çekilen, türk sinemasında eşine az rastlanır gerçeklikte çatışma sahnelerinden. Son derece başarılı bulduğum gölgeler ve suretlerin, kolpacina bomba’nın box office’de zirve yaptığı sinema salonlarımızda doğru düzgün gösterilmemesi ise bence türk sinema endüstrisi kadar büyük ölçüde bu endüstriye yön veren biz izleyicilerin de ayıbıdır. | |
![]() |
Uzaktaki Anılar Hakkında |
| 27 Mart 2011, 10:10 | |
| Filmin neresini beğenmedim? bir kere hikaye hiç gerçekçi değil. öyle züppe bir çocuk tabir-i caizse bu kadar çabuk esfel-i safilinden alay-i illiyine yükselemez. hadi yükseliyor diyelim sizin senaryoda esas bu dönemin üzerinde durmanız lazım. halbuki filmde bu değişim dönemi alabildiğine hızlı geçilirken, ondan öncesindeki serserilik dönemi çok daha fazla işlendi. karakterleri tanıtmak için bu kadar vakit harcayıp esas olayı es geçmek büyük handikap. gerçekçiliği kıran diğer bir nokta da mesela landon'dan çok daha pisli.k olan o eski arkadaşları kızın durumunu öğrenince birden melek kesiliyorlar. hayat bu kadar toz pembe değil maalesef. senaryo, karakterler çok basit. film çocuk masalı gibi. bir tarafta sütten çıkmış ak kaşık karakterler bir tarafta da zift gibi kara insanlar var. sonunda ise hepsi arınıyor, temizleniyor. hayat sence bu kadar basit mi? bu noktalar zaten sizi filmden koparıyor. sizi bağlayacak kadar başarılı performanslar da yoksa hikayeye bir türlü kaptıramıyorsunuz kendinizi. araya bir kaç tane, etkileyici hoş sevgi replikleri ekleyerek filmi başarılı yapamazsınız. aklıma gelmişken mesela tiyatrodaki şarkı sahnesi bana kliplerin olmadığı zamanlarda, meşhur arabesk şarkıcılarımızın yeni şarkılarının reklamı için filmlerinde bütün şarkıyı okuduğu sahneleri anımsatmıştı. ne kadar uzun bir sahneydi. filmi izlerken daha bir sürü ayrıntı takılmıştı gözüme. o zaman yazacaktım ama vakit harcamaya değmeyeceğini düşünürek vazgeçmiştim. şimdi de o kadar hatırlayamıyorum zaten. Dediğim gibi sadece alelade. bu hususlara da pek itiraz edilebileceğini zannetmiyorum. filmi beğenmişseniz beğenmişsinizdir. demek ki böyle çocuksu, toz pembe hikeyeleri seviyorsunuz. ama maalesef sizin filmi beğenmeniz filmi sinematografik açıdan kaliteli yapmaz. | |
![]() |
çoğunluk Hakkında |
| 21 Mart 2011, 19:05 | |
| Azınlığın izlediği film: Çoğunluk Sanat dünyasının ilgisini genelde azınlıklar çekmiştir. belki onları anlama çabası, belki bilinmeyenin çekiciliği veya uyandırdığı merak, belki de onları çoğunluğa tanıtma saikiydi bu duruma müsebbep. sebebi ne olursa olsun ilgi odağı olan ve hakkında çalışmalar yürütülen her daim azınlık oldu. çoğunluk, belki sıradanlığı, belki de zaten birçoklarının bildiği ve hakkında söylenecek çok birşeyin olmadığı zannıyla hep kadrajın dışında kaldı. seren yüce ise, alışılmışın dışında birşeyler deniyor ve kamerasını orta-üst sınıf "batı"lı bir ailenin hayatına çevirerek bu zamana kadar bildiğimizi zannettiğimiz belki de hakkında üç maymunu oynadığımız çoğunluğun, farketmeden karanlıkta bıraktığımız dünyasına ışık tutuyor. ilk uzun metrajlı filmini çeken seren yüce'nin oldukça sade ve gerçekçi bir üslubu var. bana nuri bilge ceylan'ın üç maymun'unu anımsattı. fakat tabii ki üç maymundaki derinliği yakalayabilmesi zor. bu noktada karakterlerin ağzından dobra dobra dökülen şovenist ifadeler bana biraz eğreti geldi. ancak bunu da yüce'nin daha ilk uzun metrajı olması hasebiyle mazur görebiliriz diye düşünüyorum. her ne kadar yer yer tekrara düşen ve son kısımları ile biraz gereksiz sahneler barındırsa da çoğunluk, kıvamını yakalayabilmiş bir film. bartu küçükçağlayan'ın performansı oldukça başarılıydı. oynadığı karakteri gerçekten pedeye iyi yansıtabilmesinin ötesinde mertkan'ın çoğunluğun kendisine biçtiği rolü oynarken bir yandan da vicdanı olan bir "birey" olarak çektiği acıları kelimelerden azade bir şekilde aktarabilmesi küçükçağlayan'ın oyunculuğunun önemli bir boyutu. finali bir çok arkadaşa garip ve saçma gelebilir. ancak bir filmin finalinde illaki birilerinin ölmesi, ayrılması veya kavuşması gerekmez. zira hayat sürekli böyle olaylar zinciri şeklinde devam etmez. çoğunluğun hayatından bir kesiti ekrana getiren yüce'nin gerçekçi,sade üslubuna ve filmin havasına yakışan bir final olduğunu düşünüyorum. kapanış sekansında ekrana gelen ve birçoğunuzun afişte de farkettiği üzere ilkokuldaki tahtaya çizilen düz çizgiler üzerine yazılmış olan çoğunluk kelimesi de bir çok şey ifade ediyor: çoğunluğun algılarını oluşturan birçok kalıbın aslında eğitim sistemi aracılığyla dimağlarımıza monte edilmesi gibi... | |
![]() |
Hayali Aşklar Hakkında |
| 21 Mart 2011, 10:24 | |
| “Dünyadaki tek gerçek, aşkın mantıksızlığıdır.” Alfred de Musset 22. uluslararası ank. film festivali kapsamında izleme şansı bulduğum hayali aşklar; ergenlik döneminin psikolojik sıkıntılarını ele alan ilk uzun metrajlı filmi annemi öldürdüm ile festivallerde sükse yapan, kanadalı, henüz 22 yaşındaki genç yönetmen xavier dolan'ın 2. filmi. Film, aynı erkeğe aşık olan bir kadın ve gey bir adamın platonik aşkları çerçevesinde popüler kültürün, sonu hüsranla biten aşklarını ele alıyor ve bunu perdeye yansıtmada da oldukça başarılı. Konu bir yandan bu üçlünün hikayesi ile aktarılırken bir yandan da birbirinden bağımsız ve oldukça farlı olmasına karşın aslında özünde hep aynı şeyi anlatan hoş monologlarla destekleniyor. yukarıya aldığım, filmin girişindeki epigraf da bu minvalde filmi gayet iyi özetliyor. Filmin aynı zamanda senaristlik ve başrol oyunculuğunu da üstlenen dolan’ın bu genç yaşına rağmen oldukça güçlü bir üslubu var ki bence özellikle bu filmi için ne anlattığından ziyade nasıl anlattığı ile ilgilenilmeli. Bana in the mood for love’ı anımsatan, etkileyici müzikler eşliğindeki slow motion sahneleri oldukça orijinal. Ancak aşırı yakın çekimlerle beraber bu kadar sık tekrarlanması ise bir müddet sonra biraz itici gelebilir. Bu arada film, platonik popüler kültür aşklarından bahsediyor deyince filmin aşk acılarıyla dolu ağır bir dram olması beklenebilir. Ancak işte tam da bu noktada devreye dolan’ın o kendine has mizah anlayışı devreye giriyor. Bence genç yönetmenin en kuvvetli yönlerinden birisi bu. Seçtiği karakterler ve onlara yüklediği oyunculuklarla beraber davranışları öyle garip ki onların o acı dolu söz ve hareketlerine siz gülümsemeden edemiyorsunuz. Tam bir traji-komedi söz konusu. Mesela ben filmin Francis ve Marie’nin birlikte şemsiye altında yürüdükleri sahnede bitmesini ister ve böylesini çok daha anlamlı bulurdum. Ancak bana öyle geliyor ki, dolan’ın çok da anlam yüklemek gibi bir derdi yok. Zira oldukça komik bir şekle soktuğu finalle resmen birçoklarının kutsadığı aşkla dalga geçiyor. Xavier dolan oldukça yetenekli bir yönetmen ve bence yaşı biraz daha ilerledikçe, anlatmaya değer daha sağlam konuları işlediğinde sinemasının ayakları da yere çok daha sağlam basacaktır. | |
Duvar (16)
Duvara Yaz
-
-
30 Mart 2011, 22:46bir nebze tebessüm için: --Matt Damon'ın birilerinden ya da bir şeylerden kaçmadığı yeni filmi, sinemaseverler tarafından tedirginlikle karşılandı... -> Marmaray kazılarında mezarın içinde secdeye yatmış şekilde bulunan 8500 yıllık iskelet, 5000 yıllık Firavun II Ramses'i geçerek kâfirlikte 1. sıraya yükseldi... -> Turkcell ve Vodafone'un birbirine cep anayasası fırlatması üzerine Avea apar topar yeni bir kamu tarifesi düzenleyerek TSK'yı göreve çağırdı... -> Attığı golden sonra göz yaşlarını tutamayan yıldız futbolcu Arda Turan'ın göz pınarlarında yırtık oluştuğu bildirildi. Oyuncunun sağlık durumu yarın çekilecek MR'dan sonra belli olacak... -> Kişi başına düşen gelirin 15 bin dolar olduğunu öğrenen genç, gelirini takip edebilmek için her gün dolar kuruna bakmaya devam ediyor... -> Üniversiteyi 3,87 ortalamayla bitiren öğrencinin, başarısının sırrını anlattığı "Valla Ben de Hiç Çalışmadım ki, Notlara Şöyle Bir Baktım" isimli kitap yoğun ilgi görüyor... -> Son nüfus sayımında Çerkezlerin nüfusunun Lazlardan fazla çıkması üzerine "Türküyle, Kürdüyle, Lazıyla, Çerkeziyle" deyişindeki sıralama değiştirilerek "Çerkeziyle" 3.lüğe yükseltildi... -> Saatlerin ileri alınma sürecindeki olası karışıklık sebebiyle polis ve jandarma önümüzdeki 1 hafta boyunca eş zamanlı operasyon düzenlememe kararı aldı... -> Bozuk parası kalmayan ATM cihazı, sakız vermeye başladı...: ))) yalan haber sitesi zaytung'dan
-
-
27 Mart 2011, 10:47biraz tebessüm niyetiyle: -> Kız arkadaşıyla gömlek almak için girdiği mağazadan, 1 çizme, 2 tayt, 2 çift de bikini alarak çıkan genç, suskunluğunu koruyor... -> Nihat Doğan'ın Survivor yarısmasına katılacağı haberi, paylaşacak komik video bulma konusunda sıkıntı yaşayan Facebook kullanıcılarına umut ışığı oldu... -> Fenerbahçe başkanı Aziz Yıldırım,bu sene şampiyon olmaları halinde, resmi gazetede yayınlanana kadar kutlama yapmayacaklarını açıkladı... -> Dolmuşta para üstünü istemeye cesaret eden gencin yeni hedefi hoşlandığı kıza açılmak... -> Adnan Şenses'in soyadını ilginç bir şekilde telaffuz eden NTV muhabiri canlı yayında özür diledi: "Başta sayın Adnan Şenseks'ten... Hoppalaa..." -> NTV muhabirinin Adnan ŞENSES' ten sonra kendisiyle de röportaj yapmasından çekinen Metin ŞENTÜRK, 3 günden beri evinden dışarı adım atmıyor... -> Bütün bir hafta İbrahim Tatlıses olayına yoğunlaşan Türkiye, Japonya'daki nükleer felaketten en az zararla kurtulan ülke oldu... -> Galatasaray'da yenilginin faturası Alex'e kesildi. Yönetim Alex'in gönderilmesinden yana... zaytung'dan: ))
İzlediği film bulunmuyor.
İzlediği dizi bulunmuyor.
Favori sinema salonu bulunmuyor.
Favori karakteri bulunmuyor.
Favori haber/kritik bilgisi bulunmuyor.
















