




Kavak Yelleri hakkında 29.06.2008 14:31 sularında:
kendimi bir nevi şanslı hissettiğimi başka bir diziye yazdığım yorumla dile getirmiştim..şimdi bu diziye yazdığım yorumlada bunu yineliyorum..şanslıyım çünkü deniz'in dawson,aslı'nın joe,efe'nin pacey olduğunu bilenlerdenim..peki yapımcı arkadaşım sen hiç düşünmedinmi türk örf ve adetlerine böyle aşk üçgenlerinin hatta dörtgenlernin ters geleceğini, izleyicinin o çok kenarlı aşkları rosalinda,marimar,the o.c,one tree hill gibi dizilerde beğendiğini,dağhan külegeç gibi bir yetenek bence bu filmde harcanıyor üzülüyorum o cocuğada..o bile bu diziyi dawson's creek dizisinin kopyası yapmaktan kurtaramaz..kim bilir belki aslı (kate holmes nasıl tom cruise la evlendiyse) bir ünlü türk erkeğiyle evlenir de tam kopya olur:))
Kırmızı Işık hakkında 16.06.2008 10:13 sularında:
çok zor olarak görülse de inşallah amacına ulaşan bir yapım olur..
Yumurta hakkında 14.06.2008 09:05 sularında:
yumurta yı ben tiren yolculuğuna benzettim,ağır ağır,içten içten bir tren yolculuğu..ama o yeni çıkan hızlı trenlerden değil yumurta eski, binmeye can atılan trenlerden... semih kaplanoğlu bu filminde şüphesiz sinemanın bağımsız rüzgarlarını estiriyor..müziksiz hatta edebiyatsız bir sinema nasıl oluyor gibisinden bir şey düşünmüş kafasında.. bu düşündüklerini de iyi sayılabilecek sinematografik bir dille anlatmış..her sahnesinin bir fotoğraf karesi'ne benzediğini varsayarsak bu filmle en ilişkili yardımcı sanat ta fotoğrafcılık olsa gerek..ve geçenlerde bir dergide okumuştum yumurtanın çekimleri normal bir uzun metrajlı filmden çok daha uzun sürmüş..bu da semih kaplanoğlu'nun istediği alma konusundaki hırsını gösteriyor..peki istediğini almış mı yönetmen daha doğrusu yapmışmı?buradaki yorumlarıda okudum on da dokuzluk (belki de daha fazla) bir kitle beğenmemiş.. ha şimdi tutupta ben size diyemem 'siz filmden anlamıyorsunuz!!' diye ama siz bana diyebilirisiniz aynı şeyi inanın hiç rencide etmezsiniz beni..evet bence yönetmen yapacağını fazlasıyla yapmış..zaten semih kaplanoğlu'nun tarzı belli,bence bu tarzını bu filmle zirveye çıkarmış yönetmen..daha demin hulk adlı çizgi romandan esinlenmiş filmi seyrettim inanın filmden 10 dk sonra aklımda hiç bir şey kalmadı..ama 7 ay önce seyrettiğim yumurtanın fotoğraf kareleri hala aklımda..adamın adağı kestikten sonra nejat işler'in anlına kan sürmesi,saadet ışıl aksoy'un karın beyazlığından mıdır bilinmez daha da bir ışıltılı parlayan mavi gözleriyle gölü seyretmesi..aslında açılıştaki o köylü teyzemizin ( yusuf'un annesi de olabilir) kameraya doğru yürümesi ve bu sahnenin yaklaşık 2 3 dk sürmesi filmin o 92 dakikalık seyrinin nasıl olacağını gösterir nitelikte..yumurta bir çok da sosyo-kültürel mesaj gönderiyor izleyiciye ben şahsen filmi izlediğimden beri bir yusuf besliyorum kalbimin bir taraflarında hatta bence hepimiz besliyoruz..köydeki veya mahallemizdeki eski komşu hatta akrabalarımızdan kaç tanesi hatırlıyoruz tam olarak..hele bide bu doğu anadolu, karadeniz olunca sayı da artıyor ister istemez..ben tüm içtenliğimle tekrar takrar semih kaplanoğlu'nu kutluyorum bana 'ben i köyümün topraklarında yıkasınlar' şarkısını bir daha dinlettiği için ve bu yaz içimdeki memleketime gitme hazzını uyandırdığı için..gideceğim ve o içimdeki yusuf canlanacak belki de oralarda..
Beyaz Şeytan hakkında 12.06.2008 18:20 sularında:
yıl 2001 eylül’ün 28 i daha dün gibi aklımda hiç unutmam çünkü kardeşimin doğum günüydü.. biz de felekten bir günü sinema da çalmaya karar verdik..filmleri araştırıyordum sağlam filmler vardı..kardeşim tutturdu kod adı kılıç balığı diye..ama ne tutturma ağlıyor sızlıyor..benim de o günlerde johnny depp sempatizanlığım şimdikinden bir gıdım az değil..ama beyaz şeytan da farklı bir şey çekmişti beni …george jung…filme kadar adını bir kez bile duymamıştım george jung un ..tabi su küçüğün söz büyüğün latifesiyle kardeşime baskın geldim ve blow’a gitmeye karar verdik..daha filme girmeden kafamdaki jung belliydi…filmin başı bildiğimiz gibi george jung un çocukluğundan bahsettiği için tam bir yorum yapamasam da ilerleyen dakikalarda jung u görünce(yani johnny depp i) aha bu o kafamdaki jung dedim..uzun sarı saçları kendini beğenmiş tavırları ve amerikan rüyası nı yaşamak istemesi kafamdan geçirdiğim jung senaryolarıydı..ve o kafamdan geçirdiğim senaryolar sanki karşımdaki beyazperdeye aktarılmıştı..george jung’un ilk hayali plaj ve kızlar olsada son hayalinin bu olmayacağı kesindi..ve işte o yeni hayalleri o nu da muhteşem ticaret zekasını kötüye kullananlar kervanına katıyordu…aslında filmde barbara (franka potente) ile johnny depp i hem oyunculuk hem de göz zevki olarak daha çok yakıştırıyordum..fakat tipik türk filmi hikayesi gibi george jung yükseldikçe para kazanıyor..kazandıkça yeni insanlarla tanışıyordu..dolayısıyla maddi açıdan olan o yükseliş manevi düşüşlerle dengeleniyordu..ve işte tam da o sıralarda jung un hayatına girdi martha(penelope cruz)…penelope cruz çoğu kez eleştirilir hatta sevilmeyen bir güzel olarak ta biliniyor..bu fikirler hakkında bir yorum yapmasam da filmde sönük bir karakter olarak kaldığını da söylemeden geçemeyeceğim..ve filmin gerçek kahramanlarından biri jung un babası rolündeki ray liotta..düşler tarlasından beri önemli filmlerin sıradan rollerinde gözüken ray liotta bu kez hayatının en güzel oyunlarından birini çıkarıyor..tabi jung geçen yıllarda çocuk sahibi de oluyor..sahibi oluyor fakat baba var çocuğunu vezir yapar,baba var çocuğunu rezil yapar felsefesinin ikinci kısmını uygulaarak hem rezil ediyor hem de ona karşı rezil oluyor(böyle bir felsefe yok tabikide tamamen uydurdum:-))..filmin o son sahnesi gerçekten o ana kadarki bütün dramı ikiye katlıyor..genel olarak johnny depp poker suratını o 40 yıla öyle bir yayıyor ki bir yılını izlemekten bile sıkılmıyorsunuz..ray liotta bir daha böyle bir başarı gösterirmi(ucu açık sorulardan?)…franka potente ve penelope cruz bu iki yeteneğe ellerinden geldiğince yardım etmeye çalışıyorlar..film uyuşturucuyu “ bir rüya için ağıt” gibi uyuşturucu kullanımı ve bağımlılık olarak anlatmıyor veya ” scarface” gibi latin suç ordularının ayrıntılarına inmiyor..olayları şöyle bir yüzeysel geçiyor ve hiçbir olaya derinlemesine girmiyor..zaten böyle derin mevzulara girmediği için de müthiş bir yapım oluyor..
Kabuslar Evi Çizgisiz Zamanlar hakkında 11.06.2008 13:18 sularında:
çağan ırmak'ın ben her şeyi yaparım filminin karanlık kısmının ilk sahnesi...