Arkadaşları
Toplam 137 Arkadaşı var
Tüm Arkadaşları
Film Yorumları (510)
- 1
- 2
- 3
- 4
- 5
- ...
- ›
- »
![]() |
Harry Potter ve Melez Prens Hakkında |
| 17 Temmuz 2009, 14:08 | |
| Bu serinin başına gelen en talihsiz olay David Yates gibi kapasitesi sınırlı ve vizyonu dar bir yönetmene emanet edilmesi. Milyonlarca insan gibi ben de büyük bir merakla filmi bekliyordum ama karşılaştığım tek şey sonu gelmeyecekmiş gibi görünen bir kabus. Şu filmi beğendim, muhteşemdi gibi yorumlar yapanlar ya hiç kitapları okumamışlar, ya da bir iki görsel efektin bir filmi olağanüstü seviyelere getirdiğini düşünen insanlar. En basitinden insan kitaptaki o ruhu beyazperdeye yansıtmaya çalışır. Kitaptaki tüm detayları filme aktarmak elbette ki mümkün değil ama en azından uyarlanan sahneleri doğru bağlamda ve doğru karakterler kullanarak sinemasal bir yapıya kavuşturmak bunca bekleyenin hakkı ve şahsi fikrimce yapılması gereken şey de. Sırf gişeyi düşünerek bu kadar sağlam altyapısı olan bir hikayeyi amiyane tabirle katletmek gerçekten üzücü. | |
![]() |
The Elementary School Hakkında |
| 13 Temmuz 2009, 19:08 | |
| Çekoslovakya'da, İkinci Dünya Savaşı ve komünistlerin yönetimi ele geçirdiği bir zaman diliminde geçen şirin bir film. Savaşın tüm yıkımını derinden yaşamış bir ülke ve ufacık bir kasabadaki ortaokul temelinde gelişen olaylar seyirci için ve sinemasal olarak oldukça doyurucu bir biçimde işleniyor. Ufacık bir çocuk için etrafındaki her şey eğlenceli bir mecaranın ufak parçacıkları gibi görünebilir ama hayat bu maceranın ve eğlencenin çok ötesindeki ve daha derin anlamlar muhteva eden yanını acı sonuçlarla da olsa gösterebilir. Film de bu anafikir çerçevesinde gelişen olayları başarı ile işliyor. Avrupa sinemasına ilgi duyanlar için önemli bir cevher. | |
![]() |
Yedi Yaşam Hakkında |
| 21 Mart 2009, 16:36 | |
| Aslında daha ilk sekansından insanda büyük bir merak doğuruyor film. Haliyle Ben'i bu duruma getiren olay yada olaylar zincirinin başlamasını bekliyor izleyen. Sonra Woody Harrelson -gerçekten sevdiğim bir aktör, Cheers'ta çok güldürmüştür beni- çıkıyor ortaya ve insanın aklı biraz daha karışıyor, oradaki soğukkanlılığı yansıtış biçimi gerçekten başarılıydı. O kadar lafı yedikten sonra insanın duygularına hakim olabilmesi kolay iş değil. Filmin bundan sonraki uzunca bir süresi Ben'in çırpınışları, garip halet-i ruhiyesi ve bir takım flashbacklerle geçiyor. Sonlara doğru hikaye iyice şekillenip son saniyesinde de en büyük hamlesini yapınca akıllardaki tüm soru işaretlerinin cevapları bir şekilde verilmiş oluyor. Bu tarz duygu yoğunluğu yüksek hikayeler her zaman beni fazlasıyla etkilemiştir. Zaten biraz sulugöz olduğum için duygu eşiğim de bayağı düşüktür ama bu filmde öyle birşeyler yaşayamadım maalesef. Sanki birşeyler eksik, birşeyler yanlışmış gibime geldi. Tamam ortada bir kefaret, büyük bir fedakarlık var ama yönetmenin yansıtış biçiminden mi yoksa benim tam kavrayamamadan mı hala düşünmekteyim. Bilmiyorum neden ama izledikten sonra aklıma dinsel öğeler geldi, şöyle ki Hz İsa'nın hayatının genelini üç dört kelimeye sıkıştırmaya kalksak bunlar acı çekmek (Ben, sebep olduğu kazanın vicdan muhasebesini yaparken içten içe kıvranıyor, Hz. İsa da kendisini Allah'ın elçisi olarak görmeyen bir dolu insan yüzünden havarileriyle büyük acılar, zorluklar yaşadı hayatı boyunca) fedakarlık ( Ben hayatına mal olduğu 7 insanın vicdan muhasebesinden kendince kurtulabilmek için 7 farklı insanın en büyük sıkıntılarına derman olurken bu uğurda kendi canını sundu, Hz İsa ise halkını doğru tarafa yönlendirebilmek için çarmıha gerilmeyi göze aldı, çünkü daha sonra olacakların neler olacağını biliyordu ve bu uğurda kendi canını sundu) sonuncu olarak ta dönüşüm ( Evet, hikaye Ben'in ölümüyle sonlandı ama 7 farklı insanın bedenlerinde yeniden can buldu, bedenin başka insanlara hayat veren organlara dönüşümü gibi, Hz İsa'nın da hristiyan ayinlerinde kullanılan ekmek ve şarabın, onun bedeni ve kanı olarak öngörülmesi şeklinde) ben de böyle bir paralellik yakaladım. Aklıma takılan noktalardan biri de zaman kavramının yansıtı(lama)yış biçimiydi. Öyle bir kazaya sebebiyet ver, 7 kişi ölsün, bu adam sonra ne yaptı, ne etti, mahkemeye çıktı mı, hapse girdi mi, girdiyse ne kadar yattı, tüm bu düşüncelerinin temelini mapus ortamında mı yarattı. Bu sorulara yanıt vermemesi de beni rahatsız etti. | |
![]() |
Gran Torino Hakkında |
| 21 Mart 2009, 16:22 | |
| Film başladığında aklımda türlü türlü noktalar geçiyordu. Öncelikle Clint Eastwood'un konuşurkenki hırıltıları ve o sert bakışları bile tepeden tırnağa ne kadar kaliteli bir oyuncu olduğunu gösteriyor, adeta yıllanmış şarap gibi. Kendisini akraba ve öz evlatlarından fazlasıyla sakınan, torunlarının yaptıklarını tasvip etmeyen, hayata yönelik tüm olumlu düşüncelerini katıldığı savaş meydanında bırakmış bir adamdı ilk gözüme çarpan. Amerikanın değerlerine sıkı sıkıya tutunmuş, kapısından bayrağı eksik etmeyen, oturduğu semt itibariyle de bir yığın beyazlığın içinde ufacık bir karaltı gibi duruyordu. Filmin neden hoşuma gittiği ile alakalı bir kaç şey söyleyeyim. Öncelikle Walt, özgürlüğü korumaya tutku derecesinde bağlı, bu hem katıldığı savaşta gösterdiği çaba, hem de sivil hayatında başına buyruk hareketleri ile açıklanabilir. Sınırlarını bilen ve o sınırları korumak için de her şeyi yapan, gerekirse bahçesine girenleri silahla korkutacak kadar. Artık yaşlanan Walt değişen dünyaya rağmen kendini bu değişimin uzağında tuturak kendi doğrularını yaşıyor ve bu bağlamda kendi öz evlatlarının bile takdir etmediği, ihtiyaç duymadığı bir baba rolüne bürünüyor. değişimin kaçınılmaz olduğunu anladığı zaman ise insanoğlunun hevesli olmasından ziyade duyarlı olma eğiliminde olduklarını gösteriyor bu değişim ne kadar yavaş olursa olsun. Bir de hoşgörünün anlayışa nasıl zemin hazırladığı var ki, sevgi anlayışı bile sertlik üzerine kurulu olan Walt bir noktadan sonra etrafındakilere daha yumuşak davranmaya, kendi çocuklarının bile esirgediği sevgiyi yabancı bir ailenin kollarında bulunca bu yaşına kadar hiç davranmadığı şekilde davranmaya başlıyor. Film bu değişimi yansıtmada oldukça başarılı olmuş. | |
![]() |
Garez 3 Hakkında |
| 22 Şubat 2009, 00:16 | |
| İlk filmden sonra kalitesi düşen bir seriye dönüştü garez. Herkes bu bölümde lanetin biteceğini düşünüyordu benim gibi ama hiç te beklenen olmadı işin gerçeği. Arada ufaktan ufaktan germiş olabilir ama ilk 2 filmin yanında onlar da çok basit kalıyordu. Zaten filmin sinemalarda gösterime girmeyip direkt dvd olarak piyasaya sunulması da yapımcıların eldeki malzemeden pek fazla bir umudu olmadıklarını gösteriyor. Fazla büyük bir beklentiye girerseniz hayal kırıklığına uğrayacağınız, onun dışında izleyebileceğiniz bir yapım... | |
İzlediği film bulunmuyor.
İzlediği dizi bulunmuyor.
Favori karakteri bulunmuyor.


















