The Dark Side Of The Sun hakkında 14.07.2008 15:37 sularında:
özet pek bir yanlış kopyalanmış; adriyatik denizinde karadağ'da geçen filmin ilk 20 dk. sında kim olduğu anlaşılmayan fetiş-deri kıyafetlerle dolaşan motorlu esas oğlanın amerikadan gelmiş bir grupta şarkı söyleyen genç ve güzel kıza aşık olup, dünya da sadece 100 kişide olan bir deri hastalığına sahip olduğunu takmayıp yakışıklı suratını kıza göstermek amacıyla kıyafetlerinden kurtulduğunun ertesinde sadece 3 günlük ömrünün (süt mü bu?)kalması ve bu son günlerini doya doya yaşamasını anlatan bir film. işin garibi kızın brad pitt'in yakışıklı suratına değil de fetiş deri kıyafetli haline aşık olmasıdır. ve filmin sonuna kadar bunu anlayamaması da cabası.. bir türk senaristin elinden çıkmışa benzeyen bu filmi 1988 yılında yapmış olmalarına rağmen yugoslavya iç savaşı nedeniyle 1997 de naftalin dolu sandığından çıkarmışlar. o yüzden izlerken buram buram 80 ler kokan bu filmde gözüken hippiler arasında tecavüzcü coşkun'la mehtap ar'ı gözlerim aramadı desem yalan olur.
Ölülerin Günlüğü hakkında 11.03.2008 14:38 sularında:
eğer george romero bir zombie filmi çekiyorsa bunun altında mutlaka eleştirdiği başka bişey vardır..sanırsam teknolojinin hayatımızdaki yeri youtube, cep telefonları, artık herkes kendi filmini çekebildiğini düşünüyor..komşunuzun evi yanıyor siz onu elinizdeki kamerayla çekiyorsunuz..yani bu öyle bir popüler alışkanlık ki birden hiç olmayan zombiler ortaya çıksa onları bile çekip youtube a yollarız.. mesela youtube daki görüntüleri toplayıp belgesel film yapabilirsiniz.. en son genelkurmay açıklamalarıyla ilgili olarak dinlenen telefonlar, siyasetçilerin karşılıklı atışmaları, askerlerin dağdaki kendi çekimleri(şuan yok ama askerlik hizmetleri bitince ortaya çıkar).. toplayıp redford tarzı politik bir savaş filmi yapılablir
Jumper hakkında 11.03.2008 12:27 sularında:
ışınlanmak güzel bir şey... tamam güzel bir fikir bulmuşsunuz.. zıplayanlar.. zıp orda zop burda..ama bi de güzel bi senaryo yazılsaydı güzel olurdu... filmden ışınlanmayı çıkardın mı kötü bir romantik filmle karşılaşıyosunuz..bi de izmir agora sinemasında izlerseniz son dan ikinci bobin fransızca dublajlı, tam bu alt senaryoya uygun dil seçimini yapmış bulunuyor...
Kan Dökülecek hakkında 03.03.2008 16:11 sularında:
bence oscarı hak eden film buydu. kimi zaman repliklere bile gerek kalmadan sade bir anlatım.. peki film ne anlatıyor da bu kadar sıkıcı bulunuyor.. bir zaman kapitalist sisteminin tüm değerlerini içeriyor…çiftçileri sömür, işçileri sömür, din istismarıyla sömür ve sermayeni katla… ayrıca bir dönem filmi, petrol savaşlarından(rekabet) – 1929 buhranına kadar..herkes değerlerine değer katmak için elinden geleni ardına koymuyor.. hiç sönmeyen bu kazanma hırsı sonunda huysuz bir ihtiyarın yalnızlığına sebep olsa da film kapitalist sistemin ardında yatan insan gerçeğini de ortaya koyuyor…sadece bununla yetinen bir film de değil hani… daniel day-lewis müthiş güneyli performansıyla filmin tüm yükünü sırtlıyor.. ilginç bir anekdot ‘h.w. nun gerçek annesi, day lewis in new york çetelerindeki performansından dolayı oğluna kötü örnek olabilecek bir kişi olduğu kanısındaymış ama film yönetimi day-lewis in bir centilmeni oynadığı the age of inocence filmini izletmesiyle kadın oğlunun filmde oynaması için izin vermiş. yani day-lewis karakterini öyle iyi ortaya koyan bir aktör ki bazı insanlar onun gerçek kişiliğini rolünden ayırt edemiyor.
Öldüren Sis hakkında 03.03.2008 14:14 sularında:
medeniyet olarak kabul ettiğimiz elektrik enerjisi, güvenlik, adalet ve otoritenin eksikliğinde korkularımızla yalnız kalırız. ve çıplak medeniyet olan korkularımızla güdümlü davranışlarımız sorunlara karşı birlikte hareket etme yetimizi baltalar. bir de bakmışız ki önyargılarımızın, cehaletin ve dinsel yobazlıkların esiri olmuşuz. ama en kötüsü umudumuzu yitirmek ki ‘ikame edilemez acılara’ sebep olur.