Sinepedi Puanı

/10


bu filmi izledi.

O bir
Artist

jolbaris
Hakkımda

Bekle beni, geliyorum...


Kişisel Bilgiler
  • Seviye
  • Artist
  • Toplam
    Puan
  • 188,541
  • Bu Hafta
    Puanı
  • 0
  • Toplam
    Yorum
  • 218
  • Ortalama
    Yorum Puanı
  • 0
  • Cinsiyeti
  • Erkek
  • Doğum Tarihi: 
  • 01/01/1900
  • Üyelik Tarihi: 
  • 24/10/2007
  • Son Giriş: 
  • 23/02/2009 08:29

Film Yorumları (205)

Beşir’le Vals
15 Mart 2010, 13:44
Bir asker, kollarında güzel ve zarif bir hanımefendi varsa eğer; ayakları yere mümkün olduğunca az temas ederek, bir düşün içinde uçarcasına vals yapar. Bu güzel hanımefendinin, askerin kollarındaki yerini soğuk ve sert bir tüfeğe bırakmasıyla vals; çatışmanın ortasında, “aklını kaçırmış,” diye acıyan şaşkın bakışların ve çevreye ölüm kusan mermilerin yaptığı  müzikle birlikte; delice, dengesiz bir dansa dönüşür. Tüfekten çıkan her boş kovan kendine has tınısıyla notaları tekrar yazarken semaya, mermilerin vızıltısı birbirini izleyen adımlar gibi kovalar molozlu dans pistinde yaşamı. Çatışmanın ortasındaki vals devam eder. Küçük yaşından ötürü tıraş olmaya değer sakalları henüz çıkmamış bir askerin, uzun bir zaman önce değil, daha dün, tek derdi; yakışıklı çehresini sabote eden tıkalı bir gözenekken altüst olur değerleri.Vals yapan asker, karşı tarafta duran hayatların önemsizliği fikrinin bulaşıcılığıyla, kendi hayatını da önemsemez hale gelinceye kadar zehirlenir. Tank ve piyade tüfeği mermilerinin harabeye çevirdiği binalardan üzerine açılan ateşin vızıltısında kendi yok oluş dansı o zaman başlar. Savaş valsının büyüsü öyle bir hal alır ki; katliam için ateşlenen silahların gürültüsü o an kuvvetli bir alkış tutar dansçılara. Alkışlar afyon etkisi yaptığından; ne asker, ne düşman, ne de sivil hayatlar bu alkışın şiddetiyle sarsılır. Ritme kapılıp dans ederken önemsemez insan hiçbir şeyi. Çünkü; Fransız oyun yazarı Arys Quinolt’un bir eserinde belirttiği gibi: Sadece bir anlık ömrü kalanın, artık kaybedeceği ve gizleyeceği bir şey yoktur.   Filmdeki komutanın istediği bölüme bir an önce ulaşmak için videonun başındaki askere “ileri sar,” demesi gibi, Beşirle Vals’ın birbirini izleyen renkli kareleri de hayatın bir çırpıda ileri sarılıp hızla akıp gittiğini belirtiyor. Parmaklar tetiklere asıldığında bildiğiniz çizgi filmlerdeki gibi çiçeklerin çıkmadığı bir animasyon olan Beşir’le Vals, İsrail Lübnan savaşında katliama  varan çatışmaların gerçeküstü bir düş misali anlatıldığı, kendi kulvarında oldukça cesur bir yapım. İsrailli yönetmen, özeleştiri kıvamını ülkesini yıpratmayacak dozda tutsa da yorumu büyük ölçüde izleyiciye bırakıyor. Beşir’le Vals oldukça etkileyici ve özenli bir çalışma… Yapım, sinemanın, tarihi tarafsızca belgeleyen nadir örneklerinden.           
Milyoner
18 Ağustos 2009, 15:35
öncelikle film güzel, kötü değil, ama "oscar'ı nasıl aldı?"ya gelirsek sorumuzun yanıtı biraz düşündürücü... filmde bir sahnede; trenden, ellerinde sopalarla inen takkeli müslümanlar, tanrı bilmem kime tapan ve tek dertleri çamaşırlarıyla sefil hayatları olan zavallı kadınlarla çocuklara kafa göz dalarak içimizi acıtıyor. Hindistan’ın tarihinde böyle bir şey yaşanmış olabilir. Hindistan’da geçen bir film olduğu için bu sahne pek de gözümüze batmıyor. Film, saldırıyı takip eden korkunç trajediyi ise bu talihsiz olaya bağlıyor. Gerçek yaşamda buna benzer birçok olay var zaten. Olsun, biz izleriz. Diğer bir sahnede Amerikalı bir turist dayak yiyen küçük bir çocuğa 100 dolar verecek kadar cömert davranıyor ve “bir de Amerikalıları tanı bakalım,” diyor. Amerikalı turistin, hindistan’dan yıllarca İngiltere’yle sömürdüğü dolarları verdiği için bu kadar cömert davranabildiği izleyiciye sezdirilmiyor bile. Etti mi iki? Oscar çok yakın. Üçlerse eğer, kesin Oscar bu filmin. Bunu öğrenmek için çok beklemenize gerek yok. Olaylar gelişiyor, düğüm çözülecek, izleyicinin gözü tüm karakterlerin üzerinde… ne yapıyorlar, ne yiyorlar, ne söylüyorlar, hepsi derin bir takip altında. Tam da bu sırada kötü olan kardeşin artık tanrı bilmem kime tapmayı bıraktığını görüyoruz. Çünkü namaz kılıyor. O kim? O bir katil, o bir ihanetçi… kısaca o bir kötü. Sonunda alkış, Oscar milyoner’in… hak etti mi? Sonuna kadar. Diyecek bir söz var mı? Yok. Teşebbüs edenin dilini keser, parmaklarını kırarlar. Tempolu bir film, müzikler güzel, görüntüler tüm sefalete rağmen canlı renklerle dolu… izleyin gitsin, fazla düşünmeyin.
Avustralya
10 Ağustos 2009, 18:41
"bayan patroniçeyi ilk kez o zaman gördüm, komik ve garip bir kadındı..." Ağır bir dram beklerken macera dolu keyifli ve bir o kadarda hüzünlü bir filmle karşılaştım. Avustralya'nın eşsiz doğa görüntüleriyle bezeli ve aslen avustralyalı olan iki usta oyuncunun harika performanslarıyla film göz doldurmayı başarıyor, ama bu onun dört dörtlük bir film olduğu anlamına gelmiyor. çünkü avustralya; birçok mantık ve devamlılık hatasıyla dolu. üstüne üstlük gereksiz yere uzatıldığı için sünen sakız hissi veriyor. film en az üç kez, "ben bittim," dedikten sonra tekrar başlıyor. üstü köpürtülmüş yayık ayranı misali, ayrana uşlaşıncaya kadar karnınız şişiyor. tum bu eksilere rağmen film elinde n.kidman gibi oldukça güçlü bir koz tutuyor ve bu kozu sinekten yağ çıkarırcasına kullanmayı başarıyor. Avustralya; Avustralya'yı tarihiyle yüzleştiren, savaştan aşka, maceradan trajediye suda kayan bir taş gibi sıçrayan, "çok soğuk, tipim değil," dediğiniz kidman'a sizi aşık edebilecek bir film. "bayan patroniçe ismini bir daha anmayacaklarımızın arasında." bu arada küçük yerli oyuncuya da buradan kocaman bir aferin.
Bakış Açısı
06 Ağustos 2009, 10:39
yanlarında balon patladığında bile içlerinde bulunan terör paranoyasıyla sandalye altına gizlenen amerikalı turistlerin cesur olabileceğine ya da dünyanın jandarması rolündeki abd başkanının kendi insiyatifi olabileceğine inanır ve bazı şeyleri hazmedebilirseniz bu filmden sonuna kadar zevk alabilirsiniz. kurgu iyi, oyunculuk iyi (Sigourney Weaver'ı beyazperdede daha sık görmek istiyorum), yönetim de iyi, hatta senaryo bile iyi... ta ki düğüm çözülüp etekteki taşlar yere dökülene kadar. büyük bir merakla kendini izleten film, malesef ki sona gelindiğinde tökezliyor. yüzlerce insaı öldüren, gözü dönmüş, eylemlerinde maddi ya da manevi çıkarlarını gözeten teröristlerin... devamını yazmayacağım. izleyip kendiniz karar verin. 8 farklı bakış açısı ve hiç dinmeyen temposu ile izleyenleri pişman etmeyecek bir film. gördüklerinizden daha karmaşık şeylerin perde arkasında kendini gizlediğini unutmayın.
Kelebek ve Dalgıç
04 Ağustos 2009, 21:10
kelebek gökyüzünde ne kadar özgürse, dalgıç deniz altındaki giysisinin içinde bir o kadar kısıtlanmıştır, kelebek kısacık ömrüyle ne kadar kısıtlanmışsa, dalgıç engin denizlerde bir o kadar özgürdür. kelebek kanatlarını çırpmayı akıl ettiğinde, dalgıç ise başlığındaki camdan ileriye baktıp ilk kulacı attığında özgür olduğunu fark edebilir. marifet, eksikliklerin paslı çıpasına takılıp yerinde saymadan sahip olduklarının sana kattıklarını değerlendirmektir. olabildiğince espirili bir anlatıma sahih olan kelebek ve dalgıç bizi biz yapanlarla mutlu olmamız gerektiğini anlatıyor. oldukça etkileyici bir dram beyaz perdede ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi. oyuncuların ve yönetmenin emeklerine sağlık. ne olursa olsun pes etmek yok, kanat çırpıp kulaç atmaya devam...

Duvar (0)

Duvara Yaz

Henüz duvarına yazı yazılmamış.

Duvara yazı yazabilmek için üye olmalı veya giriş yapmalısınız.

İzlediği Filmler Gizle
İzlediği film bulunmuyor.
İzlediği Diziler Gizle
İzlediği dizi bulunmuyor.
Favori Filmleri (73) Gizle
Favori Sanatçıları Gizle
Favori sanatçısı bulunmuyor.
Favori Salonları (1) Gizle
Favori Karakterleri Gizle
Favori karakteri bulunmuyor.
Favori Haber/Kritik Gizle
Favori haber/kritik bilgisi bulunmuyor.
Göster