Arkadaşları
Toplam 0 Arkadaşı var
Tüm Arkadaşları
Film Yorumları (26)
- 1
- 2
- 3
- 4
- 5
- ...
- ›
- »
![]() |
Başlangıç Hakkında |
| 07 Eylül 2011, 18:35 | |
| batının bilme ve bilinmezliği yenme arzusuna bu filmde de kaldığımız yerden devam ediyoruz. bu sefer insanoğlunun ve bilimin henüz sırlarını çözemediği rüyalar konusunu ele almışlar. senaryo oyunculuklar çekim kostüm detaylar herşey bir hollywood mükemmelliği içinde ilerliyor. hollywood tarzı teknoloji harikası bir film. filmin arkasındaki hayal gücünün, fikrin, filmin süperliğinin hakkının verdikten sonra filmin siyasi mesajlarına odaklanmak istiyorum. insan-doğa çatışması içinde bir kez daha insanın mücadele verdiği doğal olanı yendiğini görüyoruz. rüyaları kontrol etmenin de ötesinde kendi çıkarları için kullanabilen dahiyane insanlar portre edilmiş. bunun arkasında hemen psikanalitik bir hikaye. hem de çekirdek aile ve aşk hikayesi. arkaplanda hem de rüyalarla ilgili bir filmde pek hoş durmuş açıkçası. ama klişe olmaktan kurtulamamış. yüzyıllık freud ve suçluluk söylemi. illa psikanalizi yenelim diye değil ama fantastik kurgunun ardına insan-derinleşme-gerçeklik algısı gibi süper felsefi sorunsalların ardına hemen de freud u dikmek pek yaratıcı değil. dahası derin de değil. orjinal hiç değil. en azından insanoğlunun yani çok akıllı teknoloji kullanması süper aşırı yetenekli insanımız bu sefer kadere karşı savaşmıyor. kader ve tanrı ikilisinden başka bir mücadele alanı kurgulanmış. bu sefer de matrix e benzemiş. arkaplanda felsefe tarihinden çok iyi bildiğimiz ya gerçek sandığımız koca bir rüyaysa sorusuna cevap arayıp duruyoruz film boyunca. bu soru bir kere sorulduktan sonra şüphecilikten öteye geçemiypor batı felsefesi. filmde de aynen bir cevap yok. rüyadaysak da rüyadayız yaşamın tadına varalım mesajıyla film bitiyor. izlemesi keyifli, sorular akıllıca. yalnız cevaplar yetersiz. klasiksin hollywood klasik! | |
![]() |
Siyah Kuğu Hakkında |
| 05 Eylül 2011, 11:58 | |
| Fight clup taki gibi bu da bir kişilik bölünmesi hikayesi. Annesinin kendisini kızı üzerinden gerçekleştirmek istemesi, kişiliği hatta bedeni üzerindeki yoğun hakimiyeti sonucu ninanın bastırılmış kişiliği zorla ortaya çıkmaya çalışıyor. yine benzer bir şekilde nina geceleri uyurken kendi bedenine zarar vermeye başlıyor. aslında yaşam denen şeyin dayanılmaz ağırlığını taşıyamıyor kendi kusursuz bedeni içine hapsolmuş bir birey çıkmak için kendine delikler açıyor. bir yandan da herkes tarafından kontrol edilebilir bir varlığa/yokluğa döüşüyor. özne olarak kendini yok ederek kusursuzlaşmaya çalışıyor. onca çalışma ve performansa rağmen onu sahneye taşıyan şey antrenörün tacizi oluyor. | |
![]() |
Babies Hakkında |
| 04 Eylül 2011, 12:24 | |
| The babies (2010)belgeseli tek kelimeyle muhteşem. A look at one year in the life of four babies from around the world, from Mongolia to Namibia to San Francisco to Tokyo. But Babies just might restore your faith in our perplexing, peculiar and stubbornly lovable species. Belgeselde dört farklı kültürden dört bebeğin doğumdan itibaren iki yaşına kadar ki hayatı ele alınmış. Afrikalı bebek toz toprak içinde doğayı keşfederek büyürken, İngiliz bebek alışveriş merkezlerinde köpüklü banyolar içinde büyüyor. Moğol bir bebek kırsal kesimde horozlar ve inekler odasına girip çıkacak kadar rahat bir hayat sürerken, Japon bebek anne bebek yogası için bir kursa gidiyor. Onları karşılaştırarak izletiyor film size. Kurgusu çok etkileyici. İster istemez doğal ortamda ve tamamen rahat büyüyen çocuklar daha sevimli görünüyor gözünüze. İngiliz ve Japon bebeklerin yapay dünyaları hem itici hem de tanıdık. Üstelik tüm dünya kültürlerinin bu “seviyeye” ulaşması zorunluluğu iyiden iyiye komik görünmeye başlıyor. Bambaşka çocuk yetiştirme kültürleri o kadar anlaşılabilir, sevimli ve uyumlu ki… Hiç çeşit çeşit oyuncağa ve aksesuara ihtiyaç duymadan büyüyor kırsal kesimlerde bebekler. Hem de en güzel oyuncakla, hayvanlar, böcekler, çamurlar ve bitkiler… bir deingiliz anne yogaya gidiyor ve doğa bizim anamız tarzı şarkılar söylüyor, tabiî ki doğadan uzak bir spor salonunda. Doğallığa geri döneye çabasının kendisinin çabayı bile yapaylaştırmasını ibretle izliyoruz. Tabiî ki biz şehirli annelerin ne denli buna benzediğimiz asıl korkutucu olan. İngiliz kültürünün en yakın kültür olarak görünmesi ise apayrı bir sorunsal. Küreselleşme ve kapitalizmin sonucu olarak kendi çocuk yetiştirme tarzımıza en yakını ingilizinki görünüyor. Ama gerçekten mi koca koca ineklerin ayakları altında oyun oynarken, kıçı başı ortada bebek ölmüyor diye de sorası geliyor insanın. Onca bebek ölümleri, şehir hayatında ölümlerin azalması falan koca bir efsane mi yoksa? Değer yargılarımız da aynı şekilde.. popoları açıkta dolaşan Afrikalı bebekler birbirlerinin bedenlerine yabancılaşmadan, utanç duymadan büyüyorlar. Belki de bizim ki yanlış, zararlı… Tüm bebeklerin fiks hareketleri var. Hıçkırık tutunca şaşırmak, uykusunda istemsizce gülümsemek, emme hareketleri yapmak, bir şey keşfedeceği zaman odaklanmak, yürümeye çabalamak, ayağını yakalamak… | |
![]() |
Zoraki Kral Hakkında |
| 04 Eylül 2011, 11:53 | |
| Yorum olduğu gibi altyazı dergisi editörü fırat yücelden alıntı. Bari referans göstersen iyi olurmuş. | |
![]() |
Zoraki Kral Hakkında |
| 04 Eylül 2011, 11:40 | |
| İnsan denen varlığın aslında ne kadar kırılgan olduğunun hikayesini öyle güzel anlatmış ki bu film. İktidar denen şeyi farklı bir açıdan sorgulamış. İktidar bu filmde güç olarak değil sorunun kendisi olarak kurgulanmış ve kraliyeti oluşturan kuralların altyapısı incelikle eleştiriye tabi tutulmuş. aslında leydi dianadan da bildiğimiz kraliyet sarayının şatafat ve ihtişamının içinde seyreden dramatik travmatik hayat hikayeleri bu filmde bir kez daha ortaya çıkıyor. Aslında Lady Jane gibi haksız yere idam edilerek hayatı sona eren biyografik hikayelerde de hep gördüğümüz ortaçağ ve monarşi leşetirisi. Fakat bu sefer materyal bir dram bile değil çok daha derinlere işleyen, insani bir dram söz konusu. George'un göze batan hiçbir sıkıntısı yok. Zengin, güzel bir eş, sağlıklı çocuklar, eceliyle ölen babası. Yani hayatına nerdeyse hiçbir çatışma-gerilim göremiyoruz. Ama sanki katı kurallar ve yaşanamamış bir çocukluk adamın dokusuna işlemiş ömür boyu ve kekemelikle artık patlak vermeye başlamış. Hayatı süper giden ingiltere kralına kimseye acımadığınız kadar acıyorsunuz. Bunu anlatabilmek büyük bir yönetmen dehası gerektiyor. Eski tarz biyografi hikayelerinden bir diğer farkı da tek bir soruna odaklanmış olması. Yani olaylar silsilesi içinde kolay bir senaryo değil. Daha içsel bir deneyimin derinleşen hikayesi sizi heyecanla sürüklüyor. Kendi gölgesinden bile korkar hale gelmiş ürkek bir adam kral oluyor. Tüm zayıflığını tüm halktan gizlemeye çalışıyor. Ne kadar zor bir hayat.. Ne kadar kırılgan bir dünya... | |
İzlediği dizi bulunmuyor.
Favori karakteri bulunmuyor.


















