Sinepedi Puanı

/10


bu filmi izledi.

senar1st

hadi baş baş...

O bir
Profesyonel

senar1st
Hakkımda

▒▒▒▒▒▒▒▒▒▒▒▒▒▒▒▒▒▒▒▒▒ (◕‿◕)ŜЄИΛЯ①ŜŦ(◕‿◕) ▒▒▒▒▒▒▒▒▒▒▒▒▒▒▒▒▒▒▒▒▒ Beni tanımak isteyenlere iki anahtar kelime: RASKOLNIKOV ROMANOVIC ▒▒▒▒▒▒▒▒▒▒▒▒▒▒▒▒▒▒▒▒▒ Varlığımda değerimi bilmeyene yokluğumda IZDIRAP o


Kişisel Bilgiler
  • Seviye
  • Profesyonel
  • Toplam
    Puan
  • 101,690
  • Bu Hafta
    Puanı
  • 0
  • Toplam
    Yorum
  • 49
  • Ortalama
    Yorum Puanı
  • 0
  • Cinsiyeti
  • Erkek
  • Doğum Tarihi: 
  • 25/07/1903
  • Üyelik Tarihi: 
  • 21/02/2011
  • Son Giriş: 
  • 08/02/2012 15:37

Film Yorumları (48)

Cennet Sineması
07 Ağustos 2011, 15:34
SİNEMA=HAYAT Klasik İtalyan filmi... Malena, Life Is Beatiful ve bu film... Hepsi de sıcak değil mi? Akdeniz ikliminden olsa gerek...Bu filmde de çok sayıda komik sahne izledim. İtalyan sokaklarında 1950 li yıllarda her insanın kalbi sinemayla atarmış. Onlar sinemada çocuk emzirirler, uyurlar, eğlenirler, aşık olurlar... Dedim ya onlar hayatı, sinema salonunda yaşarlarmış. Mutluluk kaynağı sinemaymış. Şimdilerde sinema salonlarında gördüğümüz o SESSİZLİK yokmuş o zamanlarda. Herkes sohbet edermiş. Bazı sahnelerde  yorum yaparlarmış. Kimsede şimdilerde olduğu gibi "şişştt kapa çeneni! Sesini çıkarma" demezmiş kimse. Ne kadar değişmiş değil mi? Ama zaman geçtikçe TV ve Radyo alışkanlıkları daha doğrusu HAYATI değiştirmiş. Dikkatinizi çekmek istiyorum. DEĞİŞTİRMİŞ. İnsanlar TV ve Radyo' nun mutluluk getireceğini düşünmüşler, sinemayı bu iki mecraya tercih etmişler ama eski SICAKLIĞI bulamamışlar.  Filmin ismi de buradan geliyor. Cennet Sineması... Toto o şehirden ayrılmanın iyi fikir olduğun düşünmüş ama Cehennem de yaşadığını, Alfredo nun yanıldığını CENNET ten ayrılınca anlamış. Aşklar sadece filmlerde olur. Önceki film yorumumda (BIG FISH) da bahsettiğim hayaller mi gerçekler mi teması bu filmde de var. Hayal kurmak bazen en iyisi yoldur. Düşlerde yaşamak gibi... Filmin en can alıcı noktasını yazayım. Bir çocuk 100 gün, aşık olduğu kızın camının önünde dikilmeye karar vermiş de neden 99. gün durmamış? Cevap veriyorum: Çünkü yüzüncü gün kızın onu reddedeceğinden korkacak ve yıllarca o acıyla yaşayacaktı. En iyi fikrin oradan gitmek olduğuna karar verdi. Bu sayede de aşık olduğu kızın zihninde iyi hatırlanacaktı. Hayaller bazen en iyidir değil mi? Gerçeği duymak istemeyiz bazen. Dikkatinizi çekti mi? Türkler bu filmi çok sevdi. Neden? Çünkü İtalyan kültürüyle çok benzer noktalarımız var. Hemen hemen çoğu şeyimiz aynı.Eşşeğimiz bile aynı :):) Farklı olan tek bir şey var. DİL.  Malena, Life Is Beatiful filmlerinde de kültürel benzerlikleri görmedik mi? O dönem hakkında çok bilgi edindim. Mesela sinemada çıkan yangınların neden çıktığını...  Filmin nasıl izlendiğini, nasıl makarada olduğunu... En önemlisi de SANSÜR' hakkında bilgi edindim. Geçmişte diyalogsuz filmler olduğunu... Sansür ne kadar da azalıyor. Önce ses yok, sonra ses var, önce öpüşme yok, sonra öpüşme var... Ennio Morricone... Malena ile tanıdım seni. Bu filmde de döktürmüşsün yine. Beni benden aldın. Benzer filmi Türkiye' de de gördük. Vizontelesi ile Yılmaz Erdoğan arakladı ya hani ;) Tavsiye edilir. :)
Büyük Balık
06 Ağustos 2011, 23:24
BANA BİR MASAL ANLAT BABA! (YORUM UZUN DEME, OKU BİR KERE;) )   Baba-çocuk ilişkisinin en iyi olduğu filmlerdendir. Yaş 5 baba masal anlatır, severiz, dinleriz... Yaş 10 baba masal anlatır. Çok değil ama yine hoşumuza gider. Yaş 20 baba masal anlatır, ondan nefret ederiz. Yaş 30 baba yine masal anlatır ve bu sefer nefretimizi ona püskürtürüz. Babamız bize masal anlatınca ne yaparız? Sıkılmaz mıyız? Onu da dinlemek gerek. Annenizle tanışma öyküsünü, askerlik anılarını, gençliğini, çocukluğunu... Biz dinlemeyiz sıkılırız çünkü. Bize siyaset, futbol konuşmak daha zevkli gelir. Ama sonra ne mi olur? KAÇAN BALIK BÜYÜK OLUR? Bir bakmışınız babanız buralardan sonsuz dünyaya göç etmiş. Babaların kıymetini bilmek gerek.     Siz bu dünyada gerçekleri mi duymak istersiniz yoksa hayalleri mi? Doktorun Wille söylediği "hikâyenin hangisini tercih ederdin?" sorusu ve karamsarca "gerçekleri " demesi... Bakın! Önemli olan size anlatılan şeyin masal, yalan, hikâye olup olmaması değil, önemli olan gerçek olup olmaması da değil; önemli olan masalı dinlerken aldığınız tattır. Yüzünüzdeki tebessümdür. Hayallere asla sırt çevirmemek gerekir. Sen nasıl hayal kurarsan öyle yaşarsın diyor Burton. Tabi mesajı anlayana ;)     Ne kadar çok hikâye anlatırsan o kadar çok hikâye olursun. Öldüğünde ise insanlar hikâyeni anlatır. Bu sayede de sen ölümsüz olursun. Paylaşıldıkça çoğalır Edward Bloomlar. Nehirdeki balık yemi sevmiyor parayı sevmiyor neyi seviyor? Yüzüğünüzü yani hayatınızı istiyor. Çünkü o balık kaybetmiş pişman olmuş. Edward Bloom ise ne yapıyor? İzin veriyor mu yüzüğü alıp gitmesine? Karısı söz konusu, çocukları söz konusu... En önemlisi de hayatı söz konusu... Hayatı ciddiye almayın o kadar. Sonra nehirdeki balık gibi olursunuz. Kaçan balık büyük olmasın. Yüzüğü emanet alın ki hem siz hem de Edward' lar ölmesin.     Açıkçası bu kadar mükemmel bir film beklemiyordum. Tim Búrton döktürmüş. Semboller çok iyi: Dev adam, cadı, balık, hayaller, uçaktaki kelebek, masallar... Beni benden aldı bu film. Masal tarzındaki dış seslendirmesi ile bulutların üstüne çıkarttı beni. Aldığım o tadı anlatamam. Başlardaki masallarla güldük eğlendik çünkü komikti ama en sondaki Will' in anlattığı masalda hangimiz ağlamadık? Size deselerdi böyle bir senaryo yazıyorum tutar mı? Hayır derdiniz; ama Burton öyle güzel anlatmış ki hayran kalmamak elde değil. Hayatımda izlediğim en iyi filmlerden birisi BIG FISH. Çok ama çok beğendim Teşekkürler Burton .   Şiddetle tavsiye ederim.
Büyük Balık
06 Ağustos 2011, 23:12
SADECE REPLİKLER İlk repliğimizdeki mesaja bakar mısınız? Günümüzde yapılan çoğu kavganın nedeni bu değil mi? Kalp kırgınlıklarının sebebi bu değil mi?Ed Bloom: Josephine, bilmem biliyor musun, Kongo’daki Afrika papağanları sadece Fransızca konuşur.Josephine: Gerçekten mi?Ed. Bloom: onlara İngilizce öğretmek olanaksızdır. Ama ormanda dolaşanlar onların çok güzel Fransızca konuştuklarını duyar. o papağanlar her konuda konuşurlar. Politika, sinema, moda, din hariç her konuda.Josephine: neden din hariç?Ed. Bloom: din hakkında konuşmak kabalıktır. Kimi inciteceğin belli olmaz. Ve girişteki o eşsiz replikler… Bazı balıklar yakalanamaz. Büyük veya hızlı olduklarından değil. Farklı bir yönleri olduğundan… Canavar da böyle bir balıktı. Ben doğduğumda bir efsane olmuştu bile. Alabama’da 100 dolarlık yemlerin yüzüne bakmayan tek balıktı. bu balık, kimine göre, 60 yıl önce nehirde boğulan bir hırsızın ruhuydu. Kimi ise ” kretase” döneminden kalma bir dinozor olduğunu söylüyordu. Bu söylentilere veya hurafelere inanmadım. Ama daha senin yaşındayken o balığın peşine düşmüştüm ve doğduğun gün sonunda o gün balığı yakaladım. Her şeyi denemiştim. Solucan, yem, fıstık ezmesi, fıstık ezmesi ve peynir. Ama o gün aklıma bir fikir geldi: eğer o balık Henry Walls’in ruhuysa, geleneksel yem işe yaramazdı. Çok sevdiği bir şeyi yem yerine kullanmalıydım. Altın. Yüzüğümü bir köprüyü birkaç dakika kaldırabilecek kadar sağlam bir misinaya bağladım Ve nehire attım. Yüzük daha suya değmeden canavar sıçradı ve kaptı ve yine aynı hızla misinayı kopardı. Nikâh yüzüğüm, hamile karıma sadakatimin sembolü yakalanamayan bir balığın midesindeydi. Nehirde o balığı aradım. Bu balığa, Canavar’a başından beri erkek diyorduk ama aslında dişiydi. Karnı yumurta doluydu. İkilem içindeydim. Onu yakalayıp yüzüğümü alabilirdim ama Ashton Irmağı’nın en zeki yayın balığını da öldürmüş olacaktım. Oğlumu bu balığı yakalama fırsatından yoksun bırakabilir miydim? Bu balık ve ben… Aynı kaderi paylaşıyorduk. “aynı denklemin parçalarıydık.” nasıl oldu da hiçbir şey ilgisini çekmezken altını kaptı, diye sormak aklınıza gelebilir. O gün öğrendiğim ders buydu… Oğlumun doğduğu gün… Bazen, yakalanamayacak bir kadını yakalamanın tek yolu ona nikâh yüzüğü vermektir.
Matrak Adamlar
06 Ağustos 2011, 14:18
Az önce izledim ve beni pek etkilemediğini söylemeliyim. Filmin bu derecede olduğunu bilseydim izlemezdim. Adam Sandler' ı gördüm ve "vuu! Sandler varsa izlenir " dedim. Ne yazık ki beklentimi karşılamadı.     Nedendir bilinmez ama espri yaparken cinsel materyalleri kullanmak bana çok ucuz geliyor. Kullandığın 10 kelimenin 8' i cinsel ise gözümde büyük bir değeri olmaz. Belki bizim kültürümüze yakışmadığı için böyledir bilemiyorum. Amerikan kültürünün espri anlayışını tasvip etmiyorum.   Filmi izlerken ne mesaj aldım ne de başka bir şey. "Komedi filminde mesaj mı olur ? Kardeşim abartma!" diyebilirsiniz bana. Ben de size Adam Sandler' ın başka bir komedi filmi olan "Click- Süper Kumanda" örnek gösteririm. Mesaj var mı var. Demek ki komedi filminde de yapınca oluyormuş değil mi?     Filmi izlerken Amerikalıların yaşam şekillerine  dikkat ettiniz mi? Ahlaksal olarak çökmüş durumdalar. "Biz mutsuzuz" diyorlar. Nedenini bilmiyorlar. Ama ben biliyorum. Ahlak, etik sınırlarınız yok. Her şey normal geliyor size. Evliyken başkasıyla yat; kendi egonu, mutluluğunu bencilce düşündüğün için yuvasını yık; onla bunla  sürt... Sonra da biz mutsuzuz diyin. her şeyin bir sınırı vardır. Önemli olan onu aşmamaktır.     Filmde konu sabit değil. Birden çok hikaye görüyorsunuz. Asıl olan nedir?tek bir hikaye anlatırsınız, bunun yanına yan hikayeler eklersiniz filmi güzelce bitirirsiniz. Oradan buraya hikayeler arasında sıçrayıp filmi batırmazsınız.     Tüm bu olumsuzluklara rağmen Adam Sandler' ın performansı olumlu gördüğüm tek şeydi. Taklit yaptığı sahnelerde jest ve mimiklerini iyi kullandı. eee yılların tecrübesi. Bazıları demiş: "Bu film komedi değil dram filmi. O yüzden beklentiye girdiniz filmi beğenmediniz." Size cevabım Adam Sandler' ın dram filmleri de var ve çok da iyiler ;)   Altyazılı izlemeyin. Aşırı derecede cinsel kelimeler var(espri demiyorum). Sakın ola ki kız arkadaşınıza, ailenize, çocuklarınıza izletmeyin.
Aşkın (500) Günü
04 Ağustos 2011, 08:20
Şu evren üzerinde aşk diye bir şey gerçekten var mı? Görebilen duyabilen en önemlisi de hissedebilen? Şekspir amcanın bir sözü var: “Beğendiğiniz bedenlere hayalinizdeki ruhları koyup ‘Aşk’ sanıyorsunuz!” Aslında her şey hayal gücünden ibaret. Her şey kafamızda…Alican kızıl saçlı, mavi gözlü, orta boylu vs kızı kafasında kurup bir kaç sene sonra bu kızı görüp hoşlanıyorsa alın size en büyük örnek. Her şey hayal gücünden ibaret çünkü...   Bence aşk kavramı ayrı bir kavram. Aşk nedir ki? Hoşlandığın kişiyi ÖMÜR BOYU unutmamak değil mi? Ee o zaman neden sözler verilip de tutulmuyor? Ha? “Sen benim bebeğimsin, seni çok seviyorum, senden hiç ayrılmayacağım söz veriyorum” bırt hadi oradan! Bir kaç sene sonra ayrılıyorsunuz, sonra başka birini buluyorsunuz ve aynı sözleri de ona söylüyorsunuz. Buna da AŞK diyorsunuz. Şu çıkıyor: kararlarımızın hepsi hepsi  ANLIK kararlar. İnsanlar habire küçük ölümler geçiriyor. Her gün ölüyoruz. Önceki günkü istek arzularımız yok oluveriyor.   (SPOILER İÇEREBİLİR)Kahramanlarımızın tahlili ise Tom son derece pasif özellikte biri. Kahramanımız bazı şeyleri de gözünde çok abartıyor. Zaten abarttığı için hayal kırıklığı yaşıyor. Bar sahnesinde adam Summer’ a soruyor: “bununla mı çıkıyorsun?” İşte filmin özetidir bu sahne.Summer karakteri ise ayrı bir karakter…A be kızım. Madem sevmiyorsun neden ümit veriyorsun adama? Yazık değil mi bir kişinin duygularıyla oynamak. Kendi EGO nu tatmin etmek için neden EĞLENİYORSUN? Ne hakla partiye davet ediyorsun? Ne hakla yatıp kalkıyorsun? Gözlerinin içine bakıp onunla eğleniyorsun. Zaten, çocuk senden hoşlanıyor. Sen ne hakla ona umut veriyorsun? Evlenmişsin ve hala sizin için özel olan yerde buluşuyorsun. Tom kardeşimiz soruyor. “Neden” diyor. “öyle yapmak istedim çünkü.” Ohh ne güzel valla! Eğlen gez toz sonra da böyle de. Canın ne isterse onu yap. Sırf ego sırf ego… “bir insanın kız arkadaşı bile olamam diyordun şimdi bir adamın karısısın” lafına “oldu işte, öyle işte” tadında cevap verebilecek kadar duygusuzsun Summer. Tü sana! Bir kız size “seninle arkadaş kalmak daha iyi, ben evliliğe olumsuz bakıyorum, aşk bana göre değil, özgürlük en iyisi” gibi cümleler kurarsa bilin ki orada ekmek yok.Son sahnede kız 500t yazan otosübüse biniyor. Tom o kızla tanıştıktan sonra takvimler 1′i gösteriyor. Yani hem tom hem de summer için 500 günlük serüven başlıyor. Aynı hikaye, farklı kişiler…(SPOILER İÇEREBİLİR)   Filmde  tutarsızlık gözlemledim. Kader mi tesadüf mü? Senaristimize göre tesadüf ama Summer’ a göre kader. Summer o yeni adamla tanışma öyküsünü anlatırken ne diyor? “10 dakika geç kalsam ya da sinemaya gitsem onla tanışır mıydım?

Duvar (1)

Duvara Yaz

  • senar1st
  • 08 Şubat 2012, 15:36
    “ Sorun seçimlerini hep iki kötü arasında yapmak zorunda kalmandaydı; ve seçimin ne olursa olsun bir parçanı daha kesiyorlardı. Kesecek bir şey kalmayana dek. İnsanların çoğu yirmi beş yaşında mahvolmuştur. Araba süren, yemek yiyen, çocuk sahibi olan, kendilerine en çok benzeyen başkan adayına oy vermek gibi her şeyi yapılabilecek en kötü şekilde yapan g.tlerden oluşmuş bir toplum. İlgi duymuyordum. Hiçbir şeye ilgi duymuyordum. Nasıl kaçabileceğime dair hiçbir fikrim yoktu. Diğerleri yaşamdan tat alıyorlardı hiç olmazsa. Benim anlamadığım bir şeyi anlamışlardı sanki. Bende bir eksiklik vardı belki de. Mümkündü. Sık sık aşağılık duygusuna kapılırdım. Onlardan uzak olmak istiyordum. Gidecek yerim yoktu ama. İntihar? Tanrım, çaba gerektiriyordu. Beş yıl uyumak istiyordum ama izin vermezlerdi. ...” ***Charles Bukowski***
İzlediği Filmler Gizle
İzlediği film bulunmuyor.
İzlediği Diziler Gizle
İzlediği dizi bulunmuyor.
Favori Filmleri (38) Gizle
Favori Sanatçıları (26) Gizle
Favori Salonları Gizle
Favori sinema salonu bulunmuyor.
Favori Karakterleri Gizle
Favori karakteri bulunmuyor.
Favori Haber/Kritik Gizle
Favori haber/kritik bilgisi bulunmuyor.
Göster