Sinepedi Puanı

/10


bu filmi izledi.

slc

Merhaba, ben senin için yaşayan yalanım, böylece saklanabilirsin.

O bir
Jön

slc
Hakkımda

.


Kişisel Bilgiler
  • Seviye
  • Jön
  • Toplam
    Puan
  • 311,975
  • Bu Hafta
    Puanı
  • 0
  • Toplam
    Yorum
  • 443
  • Ortalama
    Yorum Puanı
  • 0
  • Cinsiyeti
  • Kadın
  • Doğum Tarihi: 
  • 01/01/1900
  • Üyelik Tarihi: 
  • 20/01/2009
  • Son Giriş: 
  • 06/02/2012 13:21

Film Yorumları (306)

Bir Rüya İçin Ağıt
18 Eylül 2011, 23:01
ONAYLIYORUM.
Geçmişin Gölgesinde
05 Eylül 2011, 02:47
Kaybetmenin verdiği en büyük yük öfke olmalı. Öfkenin verdiği nefret taşınamayacak kadar zarar verici olmalı. İnsan ne zaman nefret duygusundan haz alır? Nasıl olabilir de taşıdığımız en büyük duygu öfke olabilir? Yaşamın sınırlarını aşmaktır nefret etmek; kötü bir şeyi tüm benzelerine mal etmek, öfkenin tüm duygularımızı kontrol etmesine izin vermek... Asla gerçek bir duygu değildi. Biliyorum Derek asla nefret etmemişti. Sadece onların aklına girmesine izin vermişti. Şimdi olduğu gibi, tıpkı benim de olduğum gibi, olmaya çalıştığım bu saçma şey gibi... Bu yüzden yeterince ağırlığıni hissetmiyordum. Sadece bir çizgi üstünde dengede tutmaya çalışıyordum; nefret ile gerçek duygularımı... Ben kaybolmuştum aslında;Derek'in çıkmak istediği karanlıkta... Çünkü öfke ve nefretin bana sunacağı başka hiçbir şey yoktu. Bunu biliyordum aslında. Ama sadece gerçek bir şeylere ihtiyacım vardı. İnsanlar ne zaman sevgiyle süslenmiş gerçeği görebilirdi? Onlara kim anlatırdı gerçekten dinlemek istediği masalları? Ben hep başka masallar dinledim, sonu kan ve şiddetle biten, özgürlüğün yalanla süslenmiş olduğu masalları... Gerçekten dinlemek istediğim bu muydu? Eğer gerçek değilse, öfkemi besliyorsa niye hala dinliyordum? Çünkü bir neden arıyordum boşluğuma. İnanması güç olan, kimseden duymaya alışık olmadığım masalların gerçekliğinden kaçmak istiyordum. Aslında nefretin, onlardan nefret etmenin en doğru şey olduğuna inanıyordum. Çünkü ihtiyacım olanları anlatması gereken kişide inanıyordu tüm bu inandıklarıma. Derek nefretini fazla taşıyamadı. Çünkü nefret ona armağanlarını benden daha önce ona sundu. Gerçekten iyi hissediyor olmalı. Gerçekten de iyi ve doğru masallar anlatabilecek bir adama dönüşmüş olmalı. Benden nefreti almalı ve dünya için onu yok etmeli. Bunu görüyorum şimdi. Gerçekten kim olduğumuzun bazen hiçbir önemi yok. Rengimiz; özgürlük, barış ve eşitliğin önüne geçemez. Çünkü aynı renk, deniz ve gökyüzüne bakıyoruz. Aynı sokaklardan geçiyoruz, bazen anlayamasakta aslında aynı acıyı yaşıyoruz. Ve aynı hataları yapıyoruz. Aslıdan birbirimize benziyoruz. Çünkü nefretimiz de karşılıklı, bir gün sevginin yerini alacağı nefret... Bu yüzden ölmek en kötüsü... Ama iyi hissediyorum çünkü artık taşımak zorunda olduğum bir yük yok. O zaman ne olursa olsun her şey yolunda gözükür. Adımın Danny olduğunu bildiğim kadar nefretin, beynime yapışan ırkçı fikirlerin  iğrenç bir şey olduğunu biliyorum. Artık Derek'in anlattığı masala inanıyorum. Ve dünya için bu inancımı geri vermeyeceğim.
Into The Wild
07 Ağustos 2011, 02:50
Mutluluk ve huzur kaç farklı şekilde elde edilebilir? Ya da mutluluğa ve huzura giden denenmiş tüm yollar herkes için uygun mudur? Annemizin söyledikleri bizim için her zaman en iyisi midir? Onlar gerçekten yol göstericimiz midir? Ya biz... Kaç kere kendi yolumuzdan gitmeyi denedik? Kaç kere, mutluluğu farklı şeylerde aramayı denedik, bambaşka bir yaşam hayal edip o yolda ilerlemeyi seçtik? Hala burda olmamızın sebebi korku mu? Ya da bağımlı olduğumuz yaşamlarımız mı? Hayır, hiç sanmıyorum. Belki de zaten başka bir yaşam bize uygun değildir. Christopher, çoğumuzun imrendiği bir karakter. Doğa ve özgürlük; huzurun gizlediği kelimeler. Toplum; kargaşanın olduğu yer. Christopher böyle düşünüyor olmalı. Tüm huzuru, mutluluğu insanlarda aramanın bir yanılgı olduğunu... Bu yüzden doğa vardı. Onu bekleyen bir doğa... Hepimizin yaşadığı hayatlardan farklı bir hayat... İşte arzulamak kelimesinin anlamı budur; gerçekten isteyip, düşünülmesi gereken hiçbir şeyi düşünmeden yapmak. İnsan önce gerçekten mutlu olduğunu düşünür. Her şeyi yenebilecek güçte olduğunu hisseder. Çünkü gitmeyi becerebilen bir insan için her şey kolaydır. Fakat sorun sonrasındadır; gittiğimiz yerin, sahip olduğumuz yaşamı terk etmeye değecek olup olmaması ya da sahip olduğumuz yaşamın, her şeye rağmen sürdürülebilecek değerde olup olmaması... Christopher'ı anlamaya çalışıyorum. Sahip olduğu yaşamı, gideceği yere tercih ediyor. Mutlu, huzurlu, heyecanlı ama bana göre onun yaşamında eksik olan bir şeyler var. ''Mutluluk sadece paylaşıldığı zaman gerçektir.'' Bunu söyleyen birisi o yaşamda nasıl gerçek mutluluğu bulsun? İnsan olarak bir şeylere bağımlıyızdır; birbirimize, diğer tüm insanlar gibi. Her ne kadar hayatının keyfinin insan ilişkilerinde gizli olmadığını söylese bile bir tarafı hala ordadır; kaçtığı ilişkilerin tam üzerinde. Bu yüzden eks iktir. Bu yüzden yeterince güçlü olamaz. Gitmenin verdiği heyecan, yalnızlığın verdiği huzur, kaçmanın verdiği özgürlük her ne kadar güç verse de bunun, kimsenin olmadığı bir yerde yeterince büyük bir anlamı yoktur. Ama insan gitmeyi bilirse, kaçmayı becerebilirse, başkalarının idealleri, istekleri üzerinde değil de sadece kendi için yaşamayı seçerse gökyüzüne daha anlamlı bakacaktır. Ve gökyüzü daha mavi görünecektir. Tüm yalnızlığın verdiği eks iklik, çaresizlik ve hatta ölüm bile buna değebilir. İşte bu yüzden Christopher'a hak veriyorum.  Ve yaşamlarımızın en orta yerinde bırakabilecek gücü bulabilmeyi, gitme cesareti gösterebilmeyi diliyorum. En azından gerçekten daha farklı hissederek ölmek için, daha mavi bir gökyüzü için...
Kaybedenler Kulübü
21 Temmuz 2011, 19:58
Yalnızlığın en büyük getirisi özgürlük ve rahatlık olsa gerek. Ya da bu özgürlük ve rahatlığın bir çeşit sonucuda olabilir yalnızlık. Filmi iki şey arasında dönüp duruyor; yalnızlık ve kaybetmek. Ama arada aslında o kadar fazla şeye çarpıyor ki bu bazen rahatsız edici bazen de bir ayna oluyor. Özgün bir hikaye ancak anlatabilirdi tüm bunları diye düşünüyorum. En ilgi çekici yanı o kadar derin şeyleri böyle bir basitlikle anlatıp samimi ve inandırıcı gelmesiydi. Filmdeki bir deyişle ''kendi yalnızlığıyla dalga geçebilmek'' diye nitelendirebiliriz bunu. Rahatsız edici olabilir, saçma gelebilir ama kesinlikle yapmacık ve gerçiklikten uzak değildi film. Mete ve Kaan'ın dünyasına çok uzak olan biri için bile anlamlı gelebilir. Çünkü bir anlam aramamayı vurgulayan ama bir şekilde anlam denen kavramı fazlasıyla taşıyan ögeleri öne süren bir filmdi. Sıkmayan bir senaryosu vardı. Yer yer güldürdü. Rahatsız edici sahenelere takılıpta filmi çöpe atmak büyük haksızlık olur ki zaten eğer sadece bu yönlerine takılmışsa, kişinin algısıda daha çok o yönde açık demektir. Sonlarına doğru Zeynep-Kaan ikilisinin aşkına ağırlık verilmesini çok doğru bulmadım. Neyse ki sonu bunun etkisinde kalmadı. Oyuncuların performansları iyidi. Kullanılan müzikler çok güzeldi. İzlemenizi öneririm. Ama bu filmi saçma bulup sevmeyebilirsiniz de. Kendi yalnızlığınızla özdeşleşirebilirseniz, filme yükleyebilirseniz daha anlamlı olur. Ya da yalnız değilseniz en azından filmdeki karakterlerin anlamsız davranışlarını anlamaya çalışmamalısınız.
Akıl Defteri
05 Temmuz 2011, 16:13
Hiç kendinize yalan söylediniz mi? Diyelim ki söylediniz; bunun sebebini merak ettiniz mi? Gerçeklik olgusu neden korkutur ya da istenilmez? Tüm bunları gerçekten düşünücek kadar iyiysek, yalan söyleyebilecek kadar kötü değilizdir. Unutmak yalanın en büyük destekçisidir. Anılar bu yüzden tehlikelidir.Anıları Lenny'den mi kaçıyordu yoksa Lenny mi anılarından? Gerçekliği, olmuş olduğu durum mu yok etti? Yoksa sadece kendisi mi? Hangisi daha kötü? Anılarımızı kaçıran bir beyin mi? Yoksa bunları kaybetmeyi kabullenen kendimiz mi? Gerçek şu ki hepimizin bir amaca, bir umuda ihtiyacı var. Amaca ulaşıldığında umut da tükenir. Bu yüzden tekrar etmek isteriz. Yeniden, yeniden umut etmek, aramak... Aslında, amacımızı; umdumuzu, bir nevi, yenileyen bir yalanın içine sürükleniriz;Hele ki bunu destekleyen bir hafızası varsa insanın... Siz Lenny'i ne kadar iyi tanıyorsunuz? Lenny karsının katilini arayan hasta biri mi? Karısnın katili hala dışarıda öldürülmeyi mi bekliyor? Sorun şu ki Lenny, yeni olan şeyleri unutuyor. Bu ona dezavantaj sağladığını düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Aslında Lenny' e hastalığı kendine söylediği yalana yardım ediyor. Tersten işleyen bir kurgusuyla, gerçekçi oyunculuklarla ve şaşırtan sonunyla bu film harika! Tabi bu filmin yönetmeni olan Nolan da. Filmi kesinlikle izlemenizi öneririm. Kendinizi kandırmak bazen hayat amacınızın tazeliğini koruyabilir. Tıpkı Lenny'nin yaptığı gibi...

Duvar (1)

Duvara Yaz

  • slc
  • slc
    06 Ekim 2011, 12:05
    Sen mavi dünyalardan fırlayan bir masal kahramanısın. Sen en çirkin gerçeği bile muhteşem bir yalana dönüştürecek sihre sahipsin. Sen külkedsinin düşlerindeki prenssin. Sen böyleyken nasıl olurda küçük Candy seni bırakabilir? Nasıl olurda seni bırakabilmeyi düşünebilir? Ama bak, Dan, Candy düşünüyor. Duyabiliyor musun? Candy seni bırakabilmeyi düşünüyor. İşte bu yüzden sevme beni Dan. Kendimden nefret etmeme izin ver.
İzlediği Filmler Gizle
İzlediği film bulunmuyor.
İzlediği Diziler Gizle
İzlediği dizi bulunmuyor.
Favori Filmleri (197) Gizle
Favori Sanatçıları (22) Gizle
Favori Salonları (1) Gizle
Favori Karakterleri Gizle
Favori karakteri bulunmuyor.
Favori Haber/Kritik (2) Gizle
Göster