




Cani hakkında 06.07.2008 22:24 sularında:
"ben masumum. umarım size de tecavüz ederler bo. çuvalları" "onların paralarını çaldım, onları öldürdüm ve yine yapacağım ve başka birini öldüreceğimi biliyorum çünkü uzun süre insanlardan nefret ettim." "yaptığım her şeyin altında korkunç bir öfke yatıyor. idam edilmem gerek çünkü eğer hapisten çıkacak olursam yine cinayet işlerim." demiş mahkemede alieen wuornos.. bu filmin konusunu açıklamaya yeter sanırım söyledikleri.. charlize theron için herşey söylenmiş zaten,christina ricci içinde cok konuşmaya gerek yok, ikiside çok başarılı.. ama beni asıl vuran konu, seri katil olmak nasıl birşey acaba diye araştırma yapmıştım bi ara ve en mantıklı gelen davranış alieen'e ait olduğunu düşündüm hep.. en azından bir nedeni vardı, psikolojisine inildiğinde anlarsınız birazcık hissettiklerini..kimse kimseyi öldürmesin diyerek iyi seyirler diliyorum.. not: bu yorum eskisinin aynısıdır ama eklemek istediklerim var. yukarıdaki cümleler ana karakterin mahkemede kullandığı gerçek ifadeler.. cümleleri karşılaştıracak olursak nasıl karamsar ve karmaşık bir ruh hali barındırdığını görürüz.. her geçen gün daha bir öfke duyar oldum erkek milletine ve baktım ki bu yorum az kalmış ekleme yapılmaya ihtiyacı var.. şimdi erkekler bana kızacak ama kızsınlar.. çocukluk yıllarından idamına kadar fiili ve fahri milyon tane tacize maruz kalmış bir kadının olabileceği en iyi şey katil olmaktır.. cani değildim ama fırsat vermediniz diyor kadın bağıra bağıra.. öldürdüm ve öldürmeye devam edeceğim çünkü öfkem durdurulamaz artık çok geç diyor.. bizim yapabileceğimiz en güzel şey ise onu idam etmek.. ruh halinin bozuk olduğu açıkça ortada,idam çok büyük bir ceza bence alieen için.. ayrıca böyle bir kadının eşcinsel olması neredeyse normallik sınırlarındadır.. eşcinsel ilişkiye nasıl baktığımı beni tanıyanlar az çok bilir ama konu bu değil.. neden eşcinsel olduğu esas konu.. hayatı boyunca erkeklere yakın durmaya çalışan ve yakınlıktan sürekli yara alan bir kadın kendisini diğerlerinden çok daha iyi anlayan bir kadından hoşlanabilir.. bunun neresi kötü? mutlaka var tartışalacak kötü tarafları ama yinede ona kızamam ve üzüntümü hak ettiği için erkeklere yine kızıyorum..
Ölümcül Oyunlar (I) hakkında 26.06.2008 11:45 sularında:
filmi dün gece izledim ve sürekli aklımda daha fazlasını kurdum ama beklediğim gibi olmadı açıkçası.. iki akıl yoksunu genç ve yazı geçirmek için yazlıklarına giden bir aile.. şiddetlerinin anlamı yok yada var.. bence bütün bunları yapmalarındaki neden "yapabiliyor" olmaları.. haklarında fazla bilgi vermiyor film bize ama sağlıklı birer aileden geldiklerini düşündüm nedense.. başrolün arada ekrana dönerek seyirciyle konuşması bölümüne bayıldım doğrusu.. kadın ve adamın çaresizken ki sahnelerini çok uzun ve sessiz buldum diyebilirim.. hani kendinizi koyarsınız oyuncuların yerine böyle sahnelerde.. ben sanırım avazım çıktığınca bağırırdım.. rahatsız edici bir sakinlik vardı.. ve uzun uzun o sakinliği izledik.. ama ben hiç etkilenmedim.. başrole ve çocuk oyuncuya bayıldım ama onun dışında çok beğendiğim bir film değildi.. kumanda olayıda iyi düşünülmüştü,belki de bir mesaj vardı.. :) hala birşeyler kuruyorum ama boşa çabalıyorum sanırım :) iyi seyirler
Malena hakkında 18.06.2008 23:54 sularında:
malena tek suçu güzel olmak olan evli bir kadındır.. kasabanın gözdesi,erkeklerin hayali,kadınların kıskançlık dürtüsü,çocukların ilk aşkı tatlı malena.. savaşta cephede ölen kocasının ardından kasabada savaşa devam etmek zorunda bırakılan savaş maduru malena.. bir terzi olarak insanların ona biçtiği kıyafeti dikip giydi ve sonraları o bile şaştı onu ne kadar güzel taşıdığına.. ama bir gün aynı insanlar tekrar geri geldi ve parçaladılar malena'nın en güzel giysisini.. o büyük linçin ardından artık hem fiziksel hem zihinsel olarak çırılçıplaktı.. şuan dahi hatırladığımda hissettiğim en büyük his acı.. belki birazda sisteme nefret.. malena; namusun, açlığın başladığı yerde bittiği topraklarda doğdu.. dünyaydı o toprağın adı.. yapmasını uygun gördükleri şeyi istemese de yapmak zorunda kalan çok ama çok güzel bir kadının öyküsü malena.. izlemeyenler için 30 haziran saat 22:00de cnbc-e ekranlarında yayınlanacak..
Düşlerin Efendisi hakkında 18.06.2008 18:32 sularında:
düşlerin efendisi (quills)doug wright'ın ödüllü tiyatro oyunundan uyarlanan, marquis de sade'nin yaşam hikayesinin, yönetmen philip kaufman tarafından sinemaya aktarımıdır.peki sade kimdir? 1740-1814 yılları arasında yaşamış fransız bir yazardır.ayrıca kendisi "sadizm"'in isim babasıdır.zaten filmde gayet babadır kanımca.tarihin ilk postmodern düşünürü olduğunu iddia edenler vardır.bir ruh hastası olduğu neredeyse herkes tarafından kabul edilir,ancak saygı duymak farzdır.aşıksan vur saza,sapıksan bas gaza ilkesiyle hareket eder ve en hasarlı fantazilerini kaleme alır.simon de beauvoir, " must we burn sade? "de ( sade'yi yakmak mı zorundayız? ) " bencillik,adaletsizlik ve sefillik içine gömülmüştü. uzun yıllar kapalı yaşamak zorunda bırakılmıştı. onun ifadeleri ve gerçekleri bizleri rahatsız ediyordu... ama bunlardan asla vazgeçmeyecekti. ve bizi asıl avlayan ise onun gerçekleri ile kendi kendimizi yani insan ile insanın ilişkisini irdelemeye mecbur bırakmasıydı. " diyor sade için.film hayranı olduğum giyotin sahnesiyle başlar,bitişe kadar soluksuz yada iki nefesle izlenir,bittikten sonra üstünde dumur vaziyetinde en az yarım saat düşünülür ki sindirimi kolay olsun.abartmadım,aynen böyle hissettim. sadizm'den bu denli hoşlanmamı sağlayan bir filmdi diyebilirim.dönem filmlerine oldum olası bir merakım vardır zaten. o muhteşem giysiler,burjuvalarla avamların arasındaki uçurumlar,bukle bukle beyaz peruklar... dönem filmlerinde (hele ki böyle sapkınlıklar içeriyorsa) anlatım çok önemlidir. romeo ve julliet filminden bilirsiniz,son model çekim teknikleri kullanılsa da aksağanı orjinal tutmaya çalışmışlardı. ancak bu filmde zaten sade gibi orjinal bir adam var ki konu sizi her türlü hatadan uzaklaştırıveriyor.sade, hastanede geçirdiği günlerde, çamaşırhanede çalışan çılgın bakire madaleine'nin büyük hayranı olduğunu keşfeder.bu güzel bakireyi heyecanlandırmak sade'i yaşama bağlayan sadist hikayelerinin doğmasını sağlar. ancak dedim ya; madaleine heyecanlı bir kızdır ve onu tek heyecanlandıran sade değildir. peder, madaleine'nin görüş mesafesine çoktan girmiştir ancak iş işten bir türlü geçememektedir. peder, tanrı ve madaleine arasında gidip gelir.filmin tarifini yapmam gerekirse eğer tarif şu olur; bu günlerde sinemaya fazlasıyla konu olan sadizmi alın; ancak öyle canım sıkıldı zaten paramda var gel dişlerini söküp kendime kolye yapacağım sadistliğinden değil,sadistim ama canını değil arzularını acıtacağım, bende heyecanlanacağım, gül gibi yaşayıp gideceğiz sadistliğinden alın,eski aktarlarda bulursunuz..derin bir kasenin içinde 3 kaşık arzu,1 çay bardağı tutku, 2 tepeleme yemek kaşığı seksle güzelce karıştırıp geniş bir tepsiye dökün.180 derece önceden ısıtılmış fırında 2 saat pişirin.fırından çıkardıktan sonra üzerine mutlaka geoffrey rush,kate winslet ve joa,quin phoenix dökün.sıcak servis ediniz. afiyet olsun.
Bir Amerikan Suçu hakkında 18.06.2008 01:54 sularında:
aslında düşündüm yazmak için.. bazen filmlere film gibi bakmak imkansızlaşıyor..aman ne oynamışlar,aman ne senaryo falan gibi laflar bu film için geçerli değil.. bütün herşey,lanet olası,adı batası gerçek! hepsi bu.. 1966 yılında apta.l ailesi tarafından komşularına bırakılan iki kardeşten birisine öldürene kadar yapılan işkenceler.. neden bu kadar kızdım?çünkü şiddet sürekli etrafımızda ve zaman zaman bizi yokluyor..ne oluyor bu insanlık dediğimiz şeye?acaba insanlığımızı yaşamamız gereken yerlerimizde mi bir kusur var.. yoksa biz boşaltım yaptığımız yerlerimizle öğrendik sevgiyi? önce çok düşündüm.. lanet bir yargılamama güdüm vardır.. hasta dedim,derdi başından aşkın dedim..çocuk dedim,korkmuş dedim.. işin içinden çıkmak çok zor bazen.. nefreti nereye kusmak gerek şaşırıyor insan..?ne yani,kim itiraf etmez ki "henüz 2 yaşındaki bir bebeğe tecavüz eden 'insanları' öldürmek istediğini?" istedim,cidden çok derinden istedim.. bende onlardan oldum,nefretimi tuvalete kustum.. şiddet şiddet.. ne oluyor bize böyle? kime neden bu kadar öfke..neyin hıncı bu? testerelerle otellere,barlara kapatılıp doğranan insanlar neden bu kadar hoşumuza gider oldu? filmi izlerken sürekli kaç dedim,neden kardeşi söylemedi,yapabilirlerdi,pedere komsulara vs vs.. lanet gerçeği görmüyor muyum? sürece inanmak istemedim çünkü..şiddeti kabul edemedim.. belki de hala insanım yada sadece çaresiz.. bu olayın gerçek olması ağrıması "gereken" yerlerimizi ağrıtırsa sadece hala duygularımızın varlığına inanabiliriz? insana yakışmayacak şeyler yaparak aslında nerden geldiğimizi mi kanıtlamaya çalışıyoruz? sokaklar bunlarla dolu.. alkolik ve "öksürük şurubu" bağımlısı bir "insanın" yaptıklarını izledim,ardından bir şarkı dinledim ve içim acıdı,hepsi bu! yani çok sarsıcı.. izlenmeli mi izlenmemeli mi bilmiyorum.. ama bildiğim bir şey var ki,o da bütün bunlara bizler,her geçen gün, daha fazla sebep oluyoruz ve gün geçtikçe şiddeti daha çok seviyoruz..