Tıka basa dolu bir adam değilim. Balığı gördüysem derine inerim. Uzun süre hareketsiz kalamam ,hiper aktifim. Okurum, anıları sevdiğim için tekrar okurum. Çocukken banyoda şarkı söylemeyi severdim şimdiyse düşünürüm. Eti de otu da severim. Kendi d
- Seviye
- Figuran
- Toplam
Puan - 15,211
- Bu Hafta
Puanı - 0
- Toplam
Yorum - 38
- Ortalama
Yorum Puanı - 0
- Cinsiyeti
- Erkek
- Doğum Tarihi:
- 23/02/2002
- Üyelik Tarihi:
- 26/05/2009
- Son Giriş:
- 16/10/2011 12:41
Arkadaşları
Toplam 4 Arkadaşı var
Tüm Arkadaşları
Film Yorumları (25)
- 1
- 2
- 3
- 4
- ...
- ›
- »
![]() |
Not: Seni Seviyorum Hakkında |
| 06 Eylül 2011, 11:45 | |
| Filmle alakalı yazılan yorumlarda, birkaç arkadaşın bu filmi diğer filmlerle kıyaslayıp Hollynin hayata tutunma çabalarını ve Gerryinin desteğini yanlış yorumladıklarını okudum.Şöyle ki: Filmde de Gerry zaten karısının hayatında odak noktası olduğu ve sağ iken bazı şeyleri yoluna koyamadığı için onun dikkatini başka yönlere vermesini sağlıyor.Örneğin İrlandaya ailesinin yanına VE en sevdiği bara gitmesini sağlamak,işaretlere dikkat et diyerek Hollynin çevresine karşı olan algısını ve duyularını açmak (halbuki tesadüfi şeyler oluyor askı kopçsını bulması gibi), sevmediği işini değiştirtip kabuğundan çıkmasını sağlamak gibi... Hollynin bardaki adamla beraber yatması olayını da herkes kafasına takmış. Merak ediyorum Holly hatun, Gerrynin kankası olduğunu bilmediği bir adam yerine başkasıyla yatsaydı bu daha mı iyi birşeydi? Ya da , daha değişik sorayım bu da mı kötü birşeydi? Bazı yorumlarda Holly için "sürtük" dendiğini okudum,biraz yanlış bir tespit olmuş. Sonuç olarak o da bir insan ve uzunca süredir birisiyle birlikte olmamış,yeme içme gibi birşey bu da.. Kaldi ki Gerrynin mektuplarında söylediği/anlatmak istediği şey : Ben artık çevrende olmayacağım buna alış ve kendine birini bul ve yeni bir hayat kur. Hayatın kendisi bu değil mi zaten, unutmak insanlara mahsus.Çevrenize bakın ne kadar severse sevsin, herkes yoluna gitmiyor mu bir süre sonra ? | |
![]() |
Dünya İstilası: Los Angeles Savaşı Hakkında |
| 20 Ağustos 2011, 05:02 | |
| Her filme iyi kötü birkaç kelime yorum yazmak isterim,ama bu filme hiç birşey yazasım gelmiyor. Konusu tam bir klişe, oyunculuklarsa berbat.Oyuncu listesinde ismi geçen kişilerin bu filmde oynadığını ise hiç sanmıyorum.Filmdeki herşey o kadar tırt ki, sanki 80li yıllarda yapılmış bir filmi izliyormuşum gibi geldi. Uçakların attığı füzeleri yeniden programlayıp geri döndürme sahneleri ossun,uzay gemisinin şehre gönderdiği ışınlar ossun, uçakların paylama sahneleri ossun fevkalade olmuş. Bu filmdeki özel efektleri kendiniz bile evde yapabilirsiniz,siz çözün artık... :) Kısa yazmak istedim,yine uzun oldu. Bu filmi sakın izlemeyin,ille de merak ettim diyorsanız en fazla 5 dk kaybedin. | |
![]() |
Zombilerin Şafağı Hakkında |
| 13 Ağustos 2011, 05:48 | |
| Üff süper denilen esprilerin birçoğunun örneğini artık günlük dizilerde görmek mümkün olan,hesapta zombi filmleriyle dalga geçmeye çalışmış,bana göre vasat kalmış bir film örneği. Ama her yapımda belli bir miktar emek harcandığı için saygı duyduğumu belirtmek isterim. Yorum yapanları da hayretle okudum. Filmi gerçekten beğendiklerini anlıyorum ancak; sanki küçük bir çocuk yürümüş te ona aferim diyorlarmış gibi, bu filmin ingiliz yapımı olduğunu belirterek "Süper komediydi bee, bunu beğenmeyecek adam var mı? Varsa eğer, beğenmeyenin yorumunun altına altına öyle şeyler yazarık ki haddini bilir" şeklinde filmi şişirerek ,garip bir havaya girmişler ona şaşırdım doğrusu. Onun haricinde ingiliz yapımı bir dizi olan "AS IF" ülkemizde kıymeti gerçekten anlaşılamamış bir yapımdır.İllede ingiliz yapımı birşey izlemek isteyenlere... | |
![]() |
Adamım Benim Hakkında |
| 12 Ağustos 2011, 06:21 | |
| Peter kadınların ruhundan anlayan ve onlarla iyi anlaşan birisi.Bu filmdeki terslik ise; hemcinslerininkinden anlamıyor oluşu ve onlara ayak uyduramaması.Yani işi somutlarsak Peter bir köpek fakat ,daha çok kedilerin arasında büyümüş. Tabii yine aralara sıkıştırılmış klişeler bolca mevcut ama bu film konusu açısından kendine özgü diyebiliriz. Paul Rudd'un olayları çok sakince aktarmasının aksine (sırf ağzı oynuyor) jason Segal'in tüm mimiklerini kullanarak olayları bize aktarması eminim ki göze çomak sokmak misali herkesi rahatsız etmiştir Tamam Peter erkek ilişkileri konusunda çok pasif bir adam ama, filmde adamı resmen penguene çevirmişler. Aşırı aşırı aşırı sakin bir adam,hatta hayata karşı pasif bile diyebiliriz.Bana göre :"Vur ensesine ,al lokmasını" bi tip. O kızla nasıl tanışıp,ilişkisi oralara getirdiğini düşündüm filmde çokça defa.Kıza yazık dedim... Syney de garip bir adam "YATIRIMCI" diye geçiyor ama filmde ne iş yaptığını bir türlü göremiyoruz. Çok dominant gözüken,köpeğiyle tur atan,çapkın biri gibi. Tam oturtamamışlar karakteri. Bi şeyi anlatırken eller kollar cin ali gibi oynuyor adamda. Filmde hesapta bir noktada Denisenin kocasıyla olan tartışmalarını kullanarak evli çiftlere de mesajlar verilmiş gibi. Cinsel kısım hariç ne anlatmaya çalıştıklarını anlayan varsa beri gelsin... Zaten yeni nesil her amerikan filminde olması gereken GAY PEOPLE unutulmamış, ve biraz daha bu olaya ısınmamız sağlanmış. Sonu ise tam bir türk filmi edasında. Sydneyin aldığı paraları kullandığı panolaradn amanın amanın bir müşteriler yağıyor ki sormayın, evlere şenlik. Tabii Peter da kendini bu konuda suçlu hissediyrda falan da filan... Valhasıl dostlar işin özü bu filmi izlemeyen bir , izleyen bin pişman. Küfredecem, edemiyorum .Siz anlayın artık.... | |
![]() |
incir Reçeli Hakkında |
| 23 Haziran 2011, 00:16 | |
| Hayatını senaryolar yazarak geçiren bir adam... Yazdığı karakterleri dost edinmiş, evini ve içkileri kendine kale yapmış. Hastalığını kendisine dost edinmiş,ölümü kabullenmiş, güçlü ve hayat dolu bir kız ... Bir gün kız adamın hayatına giriyor,ve her ikisinin de eksenleri değişiyor... Evet film zaten oldukça kısa tutulmuş. AIDS olan bir hatun kişiyle jönümüzün arasındaki geçen "Hastalığa rağmen aşk" konusunu izlerken bizi bazı yerlerde hızlıca bilgilendirmeyi de ihmal etmiyor. Ama tüm bunları yaparken sanki bizim esas konumuz "AIDS", hastalıkla alakalı insanların empati yapmasını sağlayalım,salla konu bütünlüğünü dercesine oldukça jet hızıyla kızı adamın hayatına sokuyorlar, aralarında 3 günde müthiş bir aşk büyüyor ve olaylar zinciri hızla gelişiyor. Normalde yapay ve gözümüze parmak sokarcasına başlatılmış bu ilişkiyi sanıyorum ki konunun özüne çabucak dalabilmek için hızlıca geçmişler. Onun haricinde film başarılı bir şekilde bir sürü psikolojik çözümlemeyi de aktarıyor bizlere. Daha filmin başında kızın eli bardaktan kesildiğinde, yere akan kanı temizlemiş olmasına rağmen dakikalarca silmesi , sarhoş olmasına rağmen adama "sevişmek yok" diye uyarması,otobüs durağının camında karşılıklı öpüşmeleri,sonrasında çırılçıplak şekilde kalıp sevişmeden tamnin olmaya çalışmaları ve günlerce yanyana yatıp sadece el ele tutuşmaları, bu hastalığı yaşayan insanların ilişkilerinde ve normal hayatlarında ne kadar zorlandıklarını gözler önüne seriyor. Oyunculuklar çok güzel olmasa da filmi kotarmaya yetmiş.Melike güner hep mutlu gözükmeye çalışan,zıpır ve enerjik bir kızı canlandırırken nadireniçindeki nevrozları görebiliyorsunuz. Sezai paracıkoğlu ise; gerek müzisyen olmasının verdiği avantajla sesinin tonlaması,gerek oyunculuğuyla daha başarılı bir çizgi çiziyor. Söylediği şarkıda gözlerim dolmadı değil hani :) Yan karakterlerde diğer birçok şey gibi çok sığ kalmış bence. Birkaç güzel şarkı dinleyelim diye yaratılmış kadife sesli Lizanın sırf aşk uğruna yıllarca Türkiye\'de kalması,sırf birkaç fotoğrafı görüp "Heee" diyebilelim diye yaratıldığını düşündüğüm Erol karakteri olsa da olur,olmasa da olur şeylerdendi. Ayrıca Duygunun, öleceğini bildiği için Metine kendini hatırlatacak notlar/yönergeler bırakmasını "PS: I LOVE YOU" filmine , filmin sonunda Metinin Duyguyla beraber yaşadıklarını senaryo haline getirip filmini çekmesini de " My SASY GIRL" filmine benzettim ben. İyi seyirler... | |
İzlediği film bulunmuyor.
İzlediği dizi bulunmuyor.
Favori karakteri bulunmuyor.
Favori haber/kritik bilgisi bulunmuyor.

















