Medeniyet seviyesi yükselen toplumların kaçınılmaz sonu olarak görülen ‘bireyselleşme’ ve ‘duyarsızlaşma’ gibi sosyal hastalıklara reçete olarak piyasaya sürülen ‘iyi insan olma sanatı’ konulu onca eser var bildiğim. Ancak şunu söylemeliyim ki; ‘Beyaz Melek’ (2007) vermek istediği mesajları insanın gözüne sokarcasına direkt ve net bir şekilde işleyerek, hepsini solluyor.
Elbette ki bir sinema filmi, türü ne olursa olsun, izleyicisine gözden kaçırdığı bazı gerçekleri göstermek, önemini yitiren kimi hassasiyetleri anımsatmak, giderek duyarsızlaştığımız konulara dikkat çekmek ya da genel olarak ‘mesaj vermek’ gibi sorumluluklar taşıyabilir. Ancak bu mesaj kaygısı, bir tür ‘mesaj çorbasına’ dönüşünce ve bizden bu çorbayı tadına bile bakmadan, önümüze geldiği gibi içmemiz beklendiğinde; pek de keyifli olmuyor.
Mahsun Kırmızıgül’ün ‘sosyal sorumluluk projesi’ olarak değerlendirebileceğimiz ‘Beyaz Melek’, görüntü tekniği ve kalitesi, çoğu tiyatro kökenli oyuncularının göz dolduran performansları ve zaman zaman savaş filmlerini anımsatıyor olsa da, duyguları harekete geçiren müziği ile takdire değer bir çalışma, ona kimsenin bir diyeceği yok. Kırmızıgül, herşeyden önce; Tomris Oğuzalp, Suna Selen, Erol Günaydın, Yıldız Kenter ve Gazanfer Özcan gibi değerli oyuncuları biraraya topladığı için teşekkürü hakediyor.
Müzik dünyasında yaptığı çalışmalardan sonra statü atlamak için sinemayı denemek gibi bir stratejinin ilk ürünü olarak görmüyorum ‘Beyaz Melek’i. Bu projeye samimiyetle girişildiğini hissettiriyor filme gösterilen özen. Ancak filmin her karesine işleyen bu mesaj kaygısı, bize ‘ne hissetmemiz gerektiğini bağırarak söyleyen’ sıradan dram filmlerinden birine dönüştürüyor bu kadar iddialı bir çalışmayı. Filmdeki öğretiler didaktik bir şekilde direkt aktarıldığı için, izleyicinin şahsi değerlendirmeleri sonrasında kendine göre dersler çıkarmasına izin verilmiyor ve güzelim filmin ‘kıssa’ adı verilen ibret hikayelerinden farkı kalmıyor.
Filmin ilk yarısında; huzurevine bırakılan, yakınları tarafından terk edilen, bir nevi ‘kaybedenler kulübü’ görüntüsü çizen yaşlı insanların yaşadığı acılar ve bazı çaresiz hastaların huzurevinin zalim bir çalışanı tarafından gördüğü şiddet dolu kötü muameleden yola çıkılarak dikkat çekilen yaşlılık ve vefasızlık temaları ile yetinemeyen Beyaz Melek; insani değerlerimize zarar veren her türlü yozlaşmadan tutun da, toplum içinde yaşanan birçok uyuşmazlık, hatta Türkiye’nin siyasi gündemini meşgul eden kritik konular hakkında bile bize ders vermeye çalışıyor. Film başlı başına bir öğreti aslında; metropol hayatının doğurduğu sonuçlar, azınlıkların kardeşliği, birlik beraberlik, silah / savaş karşıtlığı, yaşlılık, büyüğe saygı, misafirperverlik, vefasızlık, çaresizlik, ölüm, inanç, Allah’ın varlığı, dostluk, sevgi ve aşk üzerine…Bu kadar fazla mesajı bir çırpıda alınca, ruhsal hazımsızlık yaşıyor insan filmden çıktığında.
Anadolu’nun saf, temiz kalpli, iyi niyetli, saygılı, terbiyeli ve ‘insan gibi’ insanları karşısında; metropol hayatında varlığını sürdürmeye çalışan modern zaman kurbanları olarak kendimizi kötü, vefasız, duyarsız ve hatta ‘zavallı’ hissetmemizi sağlayan onca sahneden sonra; vicdanımızla hesaplaşarak; döktüğümüz gözyaşlarına göre kendimize not veriyoruz ‘iyi insan’ olmak konusunda. Kalbimizin ne kadarının temiz kalmasını başarabildiğimizi ölçüyoruz bir bakıma. Filmin bu konuda dikkat çeken eksikliği ise; metropol insanının dejenere olmasına, bireyselleşmesine, duyarsızlaşmasına ve öz değerlerini kaybetmesine sebep olan nedenlere hiç değinilmemiş olması.
Kendini biraz yorup, aklını kullanarak, filme dair kendi yorumunu ortaya koymaya gerek duymadan; film boyunca verilen açık ve net ‘AĞLA’ komutlarını alır almaz, salya sümük ağlayıp rahatlamak isteyenler için biçilmiş kaftan ‘Beyaz Melek’. Ancak ben ısrarla inanıyorum ki; Türkiye’de çoğu insanın, yaşlı yakınlarına değer vermesi gerektiğini hissetmesi, vefasızlığın yanlış olduğunu düşünmesi ya da sevginin insana sunulan özel bir hediye olduğunu farketmesi için iki saatlik bir ağlama seansına ihtiyacı yok.
beyaz meleki izlemeyenler için mutla gidip izlemelerini tafsiye ederim allah baba acısını kimseye göstermesin ama gerçekten çok duygusal ve anlamlı bir filim ki hele anadolu da doğup büyümüşsen ve bu duyguları yaşıyorsan bence filim kaçmaz mahsum kırmızıgüle de çok teşekür ederim süper yapmış ama filimin sonundaki feryat müziği kurtce olsaydı bence dahada bir güzel olurdu anadoludan esinleme madem bence oyle olması gerekirdi ama tabiki bu müzikte çok güzel ben keşke mahsumla tanışsamda ona bol bol sarılsam ve teşekür etsem bana babamı acıda olsa bana hatırlatığı için sonsuz teşekürlerimi iletiyorum
ya valla ben kırmızıgülü önceden beri çok seven , şarkılarını çok beğenen biriyim . film yaptığını duyunca çok sevindim ve çok şaşırdım. filmi bugün izlicem ama seansları bana uymuyo ben 2 de izlemek istiyom film 3:30 başlıyo nasıl aypcam bilmiyom keşke 2:30 baslasaydı keske akşam akranlığına kalmamam gerekiyo filmi izleyeler çok beğenmiş bizim arkdaslar izlemiş çok begennmişler ağlamıslar hatta ben izlemke ve ağlamak istiyom inşallah allah kısmet ederse amin:)
ülkemizde ve belkide bizim ülkemiz gibi birçok ülkede de yaşanan bu acı olayı mahsun kırmızıgül'ün ele alış tarzı çok güzel olmuş herkesin bu filmden büyük bir ders çıkaracağına inanıyorum.
henüz izleme fırsatım olmadı ama fragmanını çok fazla izledim.hiç fena bir filme banzemiyor en azından insanlara hayata hiç bakmadıkları bir pencereden gerçekleri gösteriyo filmde emeği geçen herkesi gönülden kutluyorum.
mahsun kırmızıgül müzik dalında bir sanatçı olmasına rağmen vizyonada ağırlık koymaya karar vermiş.ve ilk filminde bu müthiş filmi ortayab çıkarıyorsa 2. filminin rezervasyonunu ayırtmamız lazım şimdiden..:p
yiğidi öldür ama hakkını ver demişler gerçekten de beklenilmeyeni karşımıza çıkarttığı için mahsun kırmızıgülü kutluyorum genel anlamda bir eleştiri yapmak için doğru zamanda diiliz bütün bir konsept olarak bu filme bakacak olursak yapacağım yorum bununla sınırlı kalır başka bir yönetmenden izleseydik bu filmi daha söylenecek şeyler vardı ama şimdi susmak lazım
bence her konuda mükemmel bi film yapım yönetim ilk filmi adamın daha ne yapsın o kadar fazla reklamı olmamasına ragmen müthiş bi basarı yakaladı ki birde üniversitelerin sınav zamanına denk geldi onun icin izlenme sonralardan acıldı sayı olarak helal olsun mahsun kırmızıgül'e gecen gün de demistim bundan böle filmlerini de bekleriz ama kuskusuz bi film daha cekmeye kalkarsa isi bu kadar kolay olmayacak artık seyircinin de ondan bi beklentisi var saygılarla
bence film babam ve oğlum kadar ağlatamaz.ama filmin kadrosu müthiş.mahsun kırmızıgül senaryo işini becermiş. fakat yönetmenlik konusunda pek iyi olduğunu söyleyemem.
aslında bu agır eleştiri yapan arkadaşlarımız mahsumun filim hatalarına degil birazda dogulu olmasından diyorum ama adam dogulu olmasına rahmen yaptıgı ilk yönetmenlik flimde işe rakorları yaptı neden başarisini anlatmiyorsunuz hep yok o oyledir kişlige bakmayın arkadaşlar yapılan faliyetller önemli
bazı yorumlar varki okuyan sanırki mahsun alçakça bişey yapmış... arkadaşlar adam bir film çekti.önyargılara ragmen begenildiki gişe yaptı .bu ne suçlama . ben mahsunu bilen bir insan olarak şunu diyorum ki sadece film yapmak istedi... ve bu kadar agır eleştiri hak etmiyor.
bana göre günümüzde kaybolmaya başlayan değerlerimizi bize tam anlamıyla tekrardan hatırlatan ve sahip çıkmamız gerektiğini gösteren bir film olmuş tebrikler
Beyaz Melek : Ağlama Seansı
Medeniyet seviyesi yükselen toplumların kaçınılmaz sonu olarak görülen ‘bireyselleşme’ ve ‘duyarsızlaşma’ gibi sosyal hastalıklara reçete olarak piyasaya sürülen ‘iyi insan olma sanatı’ konulu onca eser var bildiğim. Ancak şunu söylemeliyim ki; ‘Beyaz Melek’ (2007) vermek istediği mesajları insanın gözüne sokarcasına direkt ve net bir şekilde işleyerek, hepsini solluyor.
Elbette ki bir sinema filmi, türü ne olursa olsun, izleyicisine gözden kaçırdığı bazı gerçekleri göstermek, önemini yitiren kimi hassasiyetleri anımsatmak, giderek duyarsızlaştığımız konulara dikkat çekmek ya da genel olarak ‘mesaj vermek’ gibi sorumluluklar taşıyabilir. Ancak bu mesaj kaygısı, bir tür ‘mesaj çorbasına’ dönüşünce ve bizden bu çorbayı tadına bile bakmadan, önümüze geldiği gibi içmemiz beklendiğinde; pek de keyifli olmuyor.
Mahsun Kırmızıgül’ün ‘sosyal sorumluluk projesi’ olarak değerlendirebileceğimiz ‘Beyaz Melek’, görüntü tekniği ve kalitesi, çoğu tiyatro kökenli oyuncularının göz dolduran performansları ve zaman zaman savaş filmlerini anımsatıyor olsa da, duyguları harekete geçiren müziği ile takdire değer bir çalışma, ona kimsenin bir diyeceği yok. Kırmızıgül, herşeyden önce; Tomris Oğuzalp, Suna Selen, Erol Günaydın, Yıldız Kenter ve Gazanfer Özcan gibi değerli oyuncuları biraraya topladığı için teşekkürü hakediyor.
Müzik dünyasında yaptığı çalışmalardan sonra statü atlamak için sinemayı denemek gibi bir stratejinin ilk ürünü olarak görmüyorum ‘Beyaz Melek’i. Bu projeye samimiyetle girişildiğini hissettiriyor filme gösterilen özen. Ancak filmin her karesine işleyen bu mesaj kaygısı, bize ‘ne hissetmemiz gerektiğini bağırarak söyleyen’ sıradan dram filmlerinden birine dönüştürüyor bu kadar iddialı bir çalışmayı. Filmdeki öğretiler didaktik bir şekilde direkt aktarıldığı için, izleyicinin şahsi değerlendirmeleri sonrasında kendine göre dersler çıkarmasına izin verilmiyor ve güzelim filmin ‘kıssa’ adı verilen ibret hikayelerinden farkı kalmıyor.
Filmin ilk yarısında; huzurevine bırakılan, yakınları tarafından terk edilen, bir nevi ‘kaybedenler kulübü’ görüntüsü çizen yaşlı insanların yaşadığı acılar ve bazı çaresiz hastaların huzurevinin zalim bir çalışanı tarafından gördüğü şiddet dolu kötü muameleden yola çıkılarak dikkat çekilen yaşlılık ve vefasızlık temaları ile yetinemeyen Beyaz Melek; insani değerlerimize zarar veren her türlü yozlaşmadan tutun da, toplum içinde yaşanan birçok uyuşmazlık, hatta Türkiye’nin siyasi gündemini meşgul eden kritik konular hakkında bile bize ders vermeye çalışıyor. Film başlı başına bir öğreti aslında; metropol hayatının doğurduğu sonuçlar, azınlıkların kardeşliği, birlik beraberlik, silah / savaş karşıtlığı, yaşlılık, büyüğe saygı, misafirperverlik, vefasızlık, çaresizlik, ölüm, inanç, Allah’ın varlığı, dostluk, sevgi ve aşk üzerine…Bu kadar fazla mesajı bir çırpıda alınca, ruhsal hazımsızlık yaşıyor insan filmden çıktığında.
Anadolu’nun saf, temiz kalpli, iyi niyetli, saygılı, terbiyeli ve ‘insan gibi’ insanları karşısında; metropol hayatında varlığını sürdürmeye çalışan modern zaman kurbanları olarak kendimizi kötü, vefasız, duyarsız ve hatta ‘zavallı’ hissetmemizi sağlayan onca sahneden sonra; vicdanımızla hesaplaşarak; döktüğümüz gözyaşlarına göre kendimize not veriyoruz ‘iyi insan’ olmak konusunda. Kalbimizin ne kadarının temiz kalmasını başarabildiğimizi ölçüyoruz bir bakıma. Filmin bu konuda dikkat çeken eksikliği ise; metropol insanının dejenere olmasına, bireyselleşmesine, duyarsızlaşmasına ve öz değerlerini kaybetmesine sebep olan nedenlere hiç değinilmemiş olması.
Kendini biraz yorup, aklını kullanarak, filme dair kendi yorumunu ortaya koymaya gerek duymadan; film boyunca verilen açık ve net ‘AĞLA’ komutlarını alır almaz, salya sümük ağlayıp rahatlamak isteyenler için biçilmiş kaftan ‘Beyaz Melek’. Ancak ben ısrarla inanıyorum ki; Türkiye’de çoğu insanın, yaşlı yakınlarına değer vermesi gerektiğini hissetmesi, vefasızlığın yanlış olduğunu düşünmesi ya da sevginin insana sunulan özel bir hediye olduğunu farketmesi için iki saatlik bir ağlama seansına ihtiyacı yok.
21 Kasım 2007