Trajedi ve Komedinin Tehlikeli Subjektivitesi: Joker Film Eleştirisi

21.10.2019 09:25

Sinemaya olan rağbetin giderek gözle görülür bir biçimde azaldığı 2019 senesinde Joker gişelerde sonbaharı şenlendiredursun, Todd Philips’in yönetmen koltuğunda oturduğu ve Joaquin Phoenix’in ona muhtemelen Oscar heykelciğini kazandıracak olağanüstülükte bir oyunculuk sergilediği Joker filmine dair söyleyecek birkaç yüz çift lafımız var.

DC Comics’in popüler kültüre meze olmuş kahramanı, Gotham şehrinin koruyucusu Batman,-nam-ı diğer Bruce Wayne’in azılı düşmanlarından olan Joker karakterini Amerikan sinemasında bugüne dek birçok aktör canlandırdı. 2008 yapımı Dark Knight’ta Gotham’ı, yönetmen Christopher Nolan’ın zamanın ötesideki perspektifiyle izlerken filmde bir de Heath Ledger’ın unutulmaz Joker performansına çakılı kalmıştık. Film vizyona girer girmez, Ledger’ın sinir bozucu derecede gerçekçi oyunculuğu göze çarpmış ve ünlü aktör için aynı şu sıralar Phoenix için söylendiği gibi, “Oscar bu sene Ledger’ın olacak” tahminleri yürütülmeye başlanmıştı. Öyle de oldu. Fakat Ledger trajik bir biçimde, ilk Oscar’ını kucaklayamadan aramızdan ayrıldı.

Hangover serisi ve Borat gibi sevilen Amerikan komedi filmlerinin yönetmenliğini yapmış Todd Philips, 2019 yapımı Joker’in yönetmenliğini ve Scott Silver’la birlikte senaristliğini üstleniyor. Yönetmenin önceki projelerine bakıldığında nasıl bir Joker yorumu izleyeceğimizden çok da emin olamasak da, filmi izledikten ve komediyle trajedinin tanımlarının ne kadar subjektif meseleler olduğunu sorguladıktan sonra Todd Philips, Joker’in yönetmeni ve eş-senaristi olarak, filmin kendisi gibi ironik bir seçim olmuş. Joaquin Phoenix’se canlandırdığı Arthur Fleck-Joker (Şakacı) karakteriyle metot oyunculuğu dersi verip olağan olanı sorgulatıyor. Aktörün film için verdiği 26.5 kilo -ki daha önce Christian Bale The Machinist ve Matthew McConaughey Dallas Buyers Club filmleri için bu denli fiziksel değişiklikler geçirmişti- ve role hazırlanırken verdiği olağanüstü psikolojik çaba, öyle görünüyor ki Suçun Palyaço Kralı Joker'in inandırıcılığını bir hayli beslemiş. Phoenix’in detaylı ön çalışmasının yanı sıra; kariyerinde daha önceleri canlandırdığı rollerin de kendisini Joker’i canlandırmaya hazırladığı söylenebilir. Aktör Gladiator, Walk the Line ve The Master filmleriyle Oscar'a aday olduğunda da oldukça tehlikeli ve suça meyilli bireyleri canlandırmıştı. Filmin oyuncu kadrosunda Joaquin Phoenix’in yanında Robert De Niro ve Zazie Beets gibi oyuncular da yer alıyor.

Filmi henüz izlememiş olanları uyaralım. Joker iyi giden bir günü mahvedebilecek derecede karanlık, trajik ve umutsuz bir film. Annesiyle birlikte yoksulluk içinde yaşayan, orta yaşlarında bir palyaço olan Arthur Fleck, muzdarip olduğu ve histerik kahkahalarını kontrol edememesine sebep olan psikolojik rahatsızlığı sebebiyle işinde, evinde ve sokakta sürekli zorbalığa uğramaktadır. Naiflikle toplumun baskılarına karşı gelmeye çalışan, nevroz nöbetlerini bu şekilde bastırmaya çabalayan Arthur için her geçen gün tahammül etmek daha da zorlaşmaktadır. Toplumla barışmaya çalışsa da topluma karışamayan Arthur, yalnızca anlaşılmak istemektedir. Babasız büyüyen bir çocuk olduğu için idol olarak gördüğü erkek figürlere takıntılı bir güven ve sevgi besler. Ancak kafasında kurduğu dünyayla gerçek dünyanın gri ve tozlu renklerinin arasındaki uçurum onu günden güne daha fazla hayal kırıklığına uğratacaktır. İçinde büyüdüğü hiçbir sosyal çevre onu olduğu gibi kabul etmemektedir. 

Kitle psikolojisi üzerine derin düşüncelere dalarak izlediğimiz filmde, toplumun bireylerince yaratılmış değer yargılarıyla sorgulanan bireylerin, hele bir de kontrol edemedikleri psikolojik rahatsızlıklara sahipler veya buna yatkınlarsa, yine aynı toplum eliyle ne hale gelebileceğini sorguluyorsunuz. Gotham gibi kurgusal bir şehirde ve çok da bilinmeyen-fakat tahayyül edilebilen- bir zamanda geçen film, bu yönüyle etliye sütlüye karışmıyor gibi dursa da, hangi perspektiften bakılırsa bakılsın derin bir sosyal eleştiri barındırıyor. Kalabalıklar içinde görünmediğini hisseden bir adamın,yanlış motivasyonlarla da olsa, kendisini görmezden gelen toplumu cezalandırma yoluyla görünür olduğunu sezdikten sonra, tiksinmeye başladığı toplumun kabul ettiği düzeni hiçe sayan anarşist bir katile dönüşmesi gözlerimizin önünde öyle apaçık gerçekleşiyor ki, insan evrensel trajedi ve komedinin sınırlarını sorguluyor.

Filmde iyiler de kötüler de çok iyi değil esasında, filmi rahatsız edici derecede gerçekçi yapan biraz da bu. Gerçek hayatta da iyiler sürekli yardımsever ve kötüler sürekli acımasız değil ya… Gotham’da her şey zıvanadan çıkmış ve toplumda zaten bir kargaşa hakimken, kendisini ezilen çoğunluklara Joker olarak tanıtan ve ezilen kesimin haklarını onlar adına savunan bir figür, fitili kolaylıkla ateşliyor. Annesinin sürekli gülmeyi öğütlediği, fakat asla tam olarak mutlu olamamasına sebep olan travmatik çocukluğunun kurbanı olan Arthur Fleck, boyun eğerek yok olacağına, baş kaldırarak var oluyor. Hayatının bir trajedidense bir komedi olduğunu söylediği sahneden sonra Arthur, artık geri dönülemez şekilde kabuk değiştiriyor-veya kendisine soracak olursak kabuğundan çıkıyor-. 

Bunun yanında filmin olay örgüsünün tırmanışı oldukça yerinde. Kimi eleştirilerin konusu olan; ilk yarının fazlaca durgun olduğu konusuna gelecek olursak da fikrimizce bu, filmin doğası gereği yavaş yavaş zirvesine tırmanmasının gerekliliğindendi. İlk yarıda karakterin yaşadığı ikilemleri, anlaşılabilseydi olabileceği kişiyi, onlarca kez sabırla kendisini kabul ettirmeyi denemesini izledik ve böylece Joker gibi, her gün karşılaşamayacağımız bir karakterin bahaneler üretmeden nasıl böyle birine dönüştüğüne ikna olduk. Böylece filmin sonunda Joker’in, şakalarını kimsenin anlamayacağını düşünerek kendisine saklamayı seçmesini anlamlandırabildik.Filmin İzlandalı müzisyen Hildur Gudnadóttir’e ait olan ve Arthur’un kafasının içi gibi kaotik ve mutlu mu mutsuz mu kararsız müzikleri de Joker’in bahsetmeden geçemeyeceğimiz soslarından biriydi. Filmin puslu renkleriyle birleşince karakterler sussa bile konuşan müzikler akılda kalıcıydı. 

Seyirciler ve eleştirmenler filmin vermek istediği mesajın erdemine dair ikiye bölünmüş olsa da, Joker’in başarısı sanırız seyircileri öyle ya da böyle soluksuz bırakmayı başarmış, kurgusu ve karakter örgüsü kuvvetli, Arthur’un kafasının içi gibi kaotik ve etkileyici müziklere ve görüntülere sahip, iyi düşünülmüş bir film olmasında. Farklı olanı bağrına basacağına dışarı atan toplumun yarattığı yıkıcı etki, Joker’in sanrılarında kurguladığı dünyada yaşamak istememize sebep oluyor. 

 

7.5/10

Livaze Gül Erişti