Yönetmen Steven Soderbergh yeni filmi "The Christophers" ile yaşlanan bir sanatçının geçmişiyle olan sancılı bağını beyaz perdeye taşırken kendi arşivini yok etme sürecini anlatıyor. Başrolünde Ian McKellen’ın yer aldığı yapım, bir sanatçının eşyalarla kurduğu duygusal yükün yarattığı kaosu ve geçmişin ağırlığından kurtulma çabasını merkezine alıyor.

Geçmişin izleriyle dolu bir ev

Yönetmen Steven Soderbergh imzalı "The Christophers" filminde Ian McKellen, 1960'lı ve 70'li yılların Londra pop art hareketinin yıldızı olarak ünlenen ancak on yıllar önce resim yapmayı bırakan kurgusal sanatçı Julian Sklar karakterine hayat veriyor. Şu an 86 yaşında olan Sklar, Londra'da birbirine bitişik iki malikanede yalnız bir hayat sürerken, elinde kalan tek maddi varlığı olan bu evde para karşılığı kişiselleştirilmiş video mesajları kaydederek geçiniyor. Soderbergh'e göre Julian karakteri her sanatçının korkusu olan unutulma endişesini yaşıyor olsa da yaşadığı ev bizzat yönetmenin kendi kişisel korku filmini temsil ediyor. IndieWire'a konuşan yönetmen, "Julian’ın malikanesi bir kabus, orası benim için yaşanacak yerler arasında tam bir kabus" ifadesini kullanıyor.

İstifçiliğin psikolojik yükü

Sklar’ın evinin her bir dağınık katı, şaşaalı günlerinin farklı bir yönünü hatırlatan unsurlarla dolu olarak tasvir ediliyor. Soderbergh ve yapım tasarımcısı Antonia Lowe film için araştırma yaparken, birçok sanatçının benzer nesnelerden çok sayıda biriktirme eğiliminde olduğu ve bir duvar dolusu ayna ya da onlarca saat gibi objelere yöneldiği ortak paydasını keşfediyor. Sklar’ın evindeki dağınıklığın en kötü kısmını ise eski işlerinden kalan kalıntılar oluşturuyor. Soderbergh, "yaptığınız işin ya da sevdiğiniz şeylerin tılsımı ve sembolü haline gelen nesneleri çeken bir alanda" çalışmanın tuzağını anladığını belirtirken, insanların bu nesnelere "muhtemelen sahip olmadıkları duyguları ve fikirleri yüklemeleri" nedeniyle onlara tutunduklarını ekliyor.

Soderbergh’in arınma süreci

Sürekli olarak çalışma sürecini en temel unsurlara indirgemeye çalışan Soderbergh için bu durumun neden rahatsız edici olduğunu anlamak kolaylaşıyor. Ünlü yönetmen, senaryosunu Ed Solomon’un kaleme aldığı filmdeki karakteri Sklar’ın aksine, kendi hayatında bazı temizlik adımları atmaya karar veriyor. Yaklaşık iki yıl önce, uzun süredir üzerinde düşündüğü bir kararı uygulayarak 44 yıllık not defterlerini yaktığını açıklayan Soderbergh, bu defterlerin dört on yılı aşkın süredir film ve televizyon projelerine dair çalışma ürünlerini içerdiğini söylüyor. İçlerindeki hâlâ geçerli olan her şeyin yıllar önce bilgisayar dosyalarına aktarıldığını belirten yönetmen, bu defterlerin arşivinin bir parçası olmasını veya hâlâ önemliymiş gibi bir his yaratarak alanını işgal etmesini istemediğini dile getiriyor.

Nesnelerden kurtulma ve sadeleşme

Şehir dışındaki bir arkadaşının evine giderek not defterlerini bir ateş çukurunda yaktığını anlatan Soderbergh, "Sayfaları çevirir, sonra üzerlerine çakmak gazı sıkar ve onları yakardım. Bu gerçekten arındırıcıydı" sözleriyle yaşadığı deneyimi tanımlıyor. Bu hikayeyi anlattıktan sonra defterleri yaktığından beri ilk kez düşündüğünü fark eden yönetmen, bunun doğru bir karar olduğunun kanıtlandığını savunuyor. Ofisinden yaptığı mülakat sırasında çevresine bakarak bir şeyler üreterek yaşamanın sürekli bir biriktirme hali yarattığını, bunun da Julian karakterinin hayat sonu dağınıklığını hayal etmeyi kolaylaştırdığını belirtiyor. Ellerindeki afiş koleksiyonu gibi fazla eşyaları yavaş yavaş hediye ederek elden çıkardığını söyleyen Soderbergh, her şeyi esas olanlara indirgemeye çalıştığını vurguluyor.

Dikey yaşamın yarattığı gerilim

"The Christophers" büyük oranda Julian’ın evinde geçiyor ve McKellen’ın canlandırdığı karakter ile yeni işe alınan yardımcısı Lori’nin (Michaela Coel) evin dört katı, bodrumu ve bahçesi arasındaki yolculuğunu içeren 33 dakikalık bir sekansı barındırıyor. Soderbergh, evin her katının karakteri rahatsız eden geçmişinin farklı bir yönünü temsil ettiği dikey mimariyi filmin anahtarı olarak görüyor. Dikey yaşamın fizikselliğine bağlı psikolojik bir durum olduğunu belirten yönetmen, "Üstünüzdeki tavan arasının hiç gitmediğiniz bir yer olması fikri veya havuzlu bodrum katının bir zamanlar insanların toplandığı ve çılgın partiler verdiği bir tür yeraltı dünyası olması fikri" üzerinden filmin atmosferini kuruyor. Sklar’ın yaşından dolayı merdiven inip çıkmak zorunda kalmasının yarattığı dramatik etkiyi önemseyen yönetmen, düz bir kat planının bu kadar görsel ve etkileyici olmayacağını düşünüyor.

Seyirciyi sarsan kamera kullanımı

İzleyiciler evi büyük ölçüde Lori’nin bakış açısıyla deneyimlerken, Soderbergh bu perspektifin özellikle huzursuz edici olmasını amaçlıyor. Mülkün eşiğinden girildiği andan itibaren el kamerası kullanımına geçtiklerini ifade eden yönetmen, "O eşik, onu geçen herkesin dengesini yitirdiği, mülke girdiğiniz anda sağlam bir zeminde olmadığınız hissini veren noktadır" açıklamasında bulunuyor. Neon dağıtımıyla izleyiciyle buluşacak olan "The Christophers", 10 Nisan Cuma günü Türkiye'de sinemalarda vizyona giriyor.

Yorumlar (0)

avatar