Bağımsız sinemanın kalesi A24 yapım şirketinin Google DeepMind ile yaptığı yapay zekâ ortaklığı izleyiciler arasında büyük bir hayal kırıklığına yol açtı. Şirketin kurumsal kimliğiyle çelişen bu teknolojik hamle, sinemanın geleceği ve insan yaratıcılığının rolü üzerine hararetli tartışmaları beraberinde getirdi.
Martin Scorsese gelecekteki projelerine yapay zekâyı dahil etme planlarını duyururken, Cate Blanchett ise insanların kişisel verilerinin yapay zekâ sistemleri tarafından nasıl kullanılacağı konusunda söz sahibi olmalarını amaçlayan Human Consent Registry platformunu hayata geçiriyor. Bu dönemde, A24 ve Google DeepMind arasındaki iş birliği haberinin neden bu kadar büyük bir yankı uyandırdığını sorgulamak önem taşıyor. Haziran 2026'da, Amerikalı film yapım ve dağıtım şirketi A24, Google DeepMind ile 75 milyon dolarlık bir ortaklığa imza attı. Resmi açıklamalara göre iş birliği; özelleştirilebilir storyboard'lar ve bir yönetmenin vizyonunu gerçek zamanlı olarak görselleştiren araçlar gibi yapay zekâ destekli üretim iş akışları geliştirmeyi hedefliyor. Duyuru, çevrim içi film topluluklarında şok etkisi yarattı çünkü yapay zekâ teknolojilerini benimsemek, A24'ün tutarlı bir şekilde inşa ettiği ve markaladığı kimlik ilkeleriyle ters düşüyor.
Yapay zekâ ve jeneratif sinema tartışmaları
TikTok, Instagram Reels ve YouTube üzerindeki yüzlerce video, bu hamleyi izleyicileri kademeli olarak "jeneratif sinema" fikrine alıştırma çabası olarak nitelendirerek kınadı. Tamamen insan müdahalesi olmadan hazırlanan ve gerçeklikle hiçbir "ontolojik" bağı kalmayan filmler, birçok kişi tarafından Bazinian bir kâbusun gerçekleşmesi olarak görülüyor. Tepkiler; A24'ün etik değerlerine yönelik hayal kırıklığından, sinemanın sonunun geldiğine dair karamsar açıklamalara ve hatta şirketin bazı yatırımcılarını neoliberal hızlandırmacı gündemlerle ilişkilendiren komplo teorilerine kadar geniş bir yelpazeye yayılıyor.
Şirketin bağımsız kökenleri ve başarı hikayesi
Daniel Katz, David Fenkel ve John Hodges tarafından 2012 yılında New York'ta kurulan A24, adını İtalya'daki bir otoyoldan alıyor. Şirketin ilk yayını Roman Coppola imzalı Erkek Aklı oldu ve bunu Harmony Korine’in Bahar Tatili filmi izledi. 2014 yılında Alex Garland'ın Ex Machina filminin dağıtım haklarını alan şirket, iki yıl sonra Barry Jenkins’in En İyi Film dahil üç Akademi Ödülü kazanan Moonlight filminin yapımcılığını üstlendi. Şirket; Ayin, Ritüel, Uncut Gems ve Deeva Dandi gibi nev-i şahsına münhasır projelerle auteur odaklı tür sinemasının savunucusu haline geldi. 2022'de Her Şey Her Yerde Aynı Anda ile yedi Oscar kazanan A24, son olarak 21 yaşındaki Kane Parsons tarafından yönetilen ve dünya çapında 330 milyon dolar hasılat yapan Arka Odalar ile en büyük ticari başarısını elde etti. 2024 itibarıyla şirketin tahmini piyasa değeri 3,5 milyar doları aşmış durumda.
Kültürel etki ve erişilebilir sinefillik
A24'ün yaratıcı DNA'sı, kuruluşundan itibaren Fransız film dergileri ve Avrupa sanat sinemasının gizli kalmış örneklerinden beslenen bir yapı sergiliyor. Kurucular, 1990'ların Amerikan bağımsız sinemasından ilham aldıklarını belirtseler de ortaya koydukları işler; Haneke tarzı dokunuşlara sahip romantik komediler veya Pasolini sembolizmiyle harmanlanmış korku filmleri gibi özgün sentezlerden oluşuyor. Şirketin katalogundaki ortak payda; Spring Breakers'taki suçlu çetesi, Çakı Gibi'deki gaz çıkaran ceset rolündeki Daniel Radcliffe veya Uncut Gems'te alışılmışın dışındaki dramatik rolüyle Adam Sandler gibi kültürel şok değeri yüksek bileşimlerden meydana geliyor. Ana akım Amerikan stüdyo yayıncılığına aykırı düşen bu felsefe, izleyiciler tarafından gerçek yaratıcı riskler içerdiği için benimseniyor. Şirketin logosu bir internet fenomenine dönüşürken, A24 filmleri belirli bir sinefil sofistike anlayışını ana akım izleyici için de erişilebilir kılıyor.
Yaratıcılığın geleceği ve sektörel endişeler
Google DeepMind ortaklığı, A24'ün insan merkezli ve auteur odaklı imajını sarsarken, sinema dünyasında bu hamlenin şirketin kendine has "karizmasını" yok edip etmeyeceği tartışılıyor. Stratejik ortaklık, şirketin desteklediğini iddia ettiği yönetmenlerin görüşleriyle de çelişiyor. Backrooms yönetmeni Kane Parsons, Deadline'a verdiği demeçte, "Üretken yapay zekâyı bir parmak şıklatmasıyla sonsuza dek yok edebilseydim, muhtemelen bunu yapardım. Yaratıcı açıdan bu araçları kullanmaktan hiçbir keyif almıyorum; bu benim için tüm amacı ortadan kaldırıyor" ifadelerini kullanıyor. Benzer şekilde, yeni filmi The Debut (2026) A24 tarafından dağıtılacak olan Jesse Eisenberg de bir yıl önce benzer görüşler dile getirmişti. Şirket ise bu eleştirilere karşı "Kenarda durmaktansa masada yer almayı tercih ederiz" şeklinde kurumsal bir açıklama yapıyor.
Küresel bakış ve jeneratif sinemanın yükselişi
Yapay zekâ odaklı bir geleceğe dair endişeler Amerika Birleşik Devletleri'nde yükselirken, Asya tarafında kamuoyu bu duruma çok daha iyimser yaklaşıyor. Jeneratif sinema artık uzak bir ihtimal olmaktan çıkarak somut örneklerle karşımıza çıkıyor. Star Wars hayranları tarafından paylaşılan yapay zekâ yapımı filmlerin yanı sıra, Tribeca Festivali programına seçilen Dreams of Violets gibi tamamen yapay zekâ ile üretilmiş uzun metrajlı yapımlar bulunuyor. Romanya yapımı belgesel serisi Cămătarii de karakterlerin gençlik dönemlerini canlandırmak için bu teknolojiden yararlanıyor. Genç neslin güvenini kazanan nadir şirketlerden biri olan A24'ün bu adımı, çevrim içi topluluklarda boykot çağrılarına kadar uzanan sembolik bir darbe olarak görülse de şirketin Backrooms filmini ek sahnelerle yeniden vizyona sokarak ticari gücünü koruduğu gözlemleniyor.
Yorumlar (0)