Oscar adayı oyuncu Jesse Eisenberg daha önce hiç tanımadığı bir yabancıya böbreğini bağışladığını açıkladı. Ünlü oyuncu bu kararı almasındaki temel motivasyonun toplumsal sorumluluk hissi olduğunu belirtirken başarı ve şöhret kavramlarına dair samimi eleştirilerde bulundu.
Hollywood dünyasında Oscar adaylığı bulunan pek çok yıldız arasından, bir böbreğini tamamen yabancı birine bağışlayan isim olarak Jesse Eisenberg öne çıkıyor. David Fincher’ın 2010 yapımı Sosyal Ağ filmindeki performansıyla tanınan ve 2024 yapımı Gerçek Acı filmiyle senarist ve yönetmen olarak takdir toplayan Eisenberg, Karlovy Vary Film Festivali’nde kariyerine ve özel hayatına dair önemli detaylar paylaştı. Festivalde Başkanlık Ödülü’nü alan oyuncu, başrollerini Julianne Moore ve Paul Giamatti’nin paylaştığı, 1990’lı yılların New Jersey’sinde geçen ve yaz tiyatrosu dünyasını konu alan yeni filmi The Debut hakkında da bilgi verdi.
Tiyatro dünyasına duyulan tutku ve korku
Kendisinin tiyatroyla tanıştığı dönem olan 1990 senesinde geçen yeni projesini anlatan Eisenberg, tiyatroya karşı her zaman hem büyük bir sevgi hem de korku beslediğini ifade etti. Bu süreci anlatırken, "Film 1990'da New Jersey'de geçiyor, bu benim tiyatroya başladığım zaman. Onu sevdim ve ondan dehşete düştüm; kendimi rahat hissettiğim tek yer orasıydı ve aynı zamanda en çok korku hissettiğim yerdi. Onu o kadar çok sevdim ki, gerçekten kendi derimin içinde rahat hissettiğim tek zamandı, ama aynı zamanda beni görmeye gelen bir seyirci olduğu için dehşete kapılmıştım" ifadelerini kullandı. Filmin müzikal olduğu yönündeki söylentilere de açıklık getiren yönetmen, karakterlerin aniden şarkı söylemeye başladığı klasik bir müzikal olmadığını, bir müzikalde rol alan bir kadının prova ve prömiyer sürecine odaklandığını belirtti.
Julianne Moore için yazılan özel rol
Senaryoyu oluştururken başrolü Julianne Moore'u düşünerek yazdığını doğurulayan Eisenberg, bu stratejinin riskli olduğunu ancak Moore dışında kimsenin bu karakteri canlandıramayacağını düşündüğünü aktardı. Bu duruma dair endişelerini paylaşan oyuncu, "Şöyle düşünüyordum: 'Eğer o bu filmi yapmazsa, film çekilmeyecek çünkü bu işi yapabilecek gezegendeki tek kişi o.' Bir yazar olarak bu bir hatadır. Bir film yıldızı için yazmazsınız çünkü muhtemelen meşgullerdir ya da yapmak istemezler ve o zaman hapı yutarsınız. Ama bununla ilgili olarak, 'Sadece Julianne evet derse bu filmi yapacağım' dedim. Senaryonun ortasında çok korktum. Arkadaşıma, 'Tanrım, bu çok korkunç çünkü bu rolü sadece bir kişi yapabilir ve eğer o beğenmezse hapı yutarım' diyordum. Yani bu onun için, ama aynı zamanda benim kendi deneyimlerim hakkında" açıklamasında bulundu.
Başarı ve toplumsal sorumluluk üzerine düşünceler
A Real Pain filminin başarısının ardından gelen ilgiyle nasıl başa çıktığını anlatan Eisenberg, tanıtım süreçlerinde kendini bazen mahcup hissettiğini ve şöhretin getirdiği ayrıcalıkların, ailesinin geçmişindeki acılarla çeliştiğini dile getirdi. Hayatındaki şansın farkında olduğunu ve bu durumu başkalarına yardım etmek için kullanmaya çalıştığını vurgulayan Eisenberg, böbrek bağışı kararını şu sözlerle açıkladı: "Halkın gözü önünde olmaktan nefret ediyorum. Bunu çok utanç verici buluyorum. Uzman değilim ama hayatını gerçekten insanlara yardım etmeye adamış bir kadınla evlendiğim için biraz sorumluluk hissediyorum. Bu yıl bir böbreğimi bağışladım ve 'Belki de bundan bahsetmeliyim çünkü belki diğer insanları etkileyebilir' diye düşündüm. Ve bu konuda konuşmayı, filmler hakkındaki fikirlerimden bahsetmeye tercih ederim. Belki bunu duyarlarsa daha fazla insan böbreklerini bağışlar."
Böbrek bağışı süreci ve sonrası
Bağış sürecinin anonim olduğunu ve bekleme listesinde 90.000 kişinin bulunduğunu hatırlatan Eisenberg, bu kararın kendisini fiziksel ve ruhsal olarak daha iyi hissettirdiğini belirtti. Operasyon sonrası durumuna dair, "Harika hissediyorum. Yüzde 100, yüzde 101 hissediyorum çünkü adımlarımda biraz canlılık var ve biraz daha hafifim" diyen oyuncu, 2025 yılının son gününde gerçekleştirdiği bu bağışın ardından halkın gözündeki sorumluluğu hakkında şunları söyledi: "İsmi açıklanmıyor. Listede 90.000 kişi var. Sadece bu sorumluluk duygusu. Hayatımda bana çok şey verildiğini hissediyorum. Evet, bir böbrek olmadan yaşayabilirsiniz. Aslında şunu söylemek istiyorum —çünkü bu aslında film endüstrisiyle hiçbir ilgisi olmayan önemli bir şey— böbreklerini bağışlayan insanlar, bağışçı olmayan akranlarından daha uzun yaşama eğilimindedir, çünkü hak kazanmak için o kadar çok testten geçersiniz ki sonunda bağış yapanlar sadece çok sağlıklı insanlar olur. Benim için bağış yapmak aslında mükemmel sağlıklı bir hayatım olduğu anlamına geliyordu. Çok kolaydı. Trajedi şu ki dışarıda 90.000 kişi var ve siz bir tane bağışlıyorsunuz ama hala ölen 89.999 kişi var. Ancak bunu yapmanın ötesinde, toplum içinde bir şeyler konuşmak için herhangi bir nedenim olduğunu düşünmüyorum. Sunacak hiçbir şeyim yok. 'Halkın gözü önündeki biri olarak sorumluluğumuz nedir?' diye düşünmeyi tercih ediyorum. Bence olumlu bir şeyler ortaya koymaya çalışma sorumluluğumuz var, aksi takdirde yıllarca sadece oyunculuk süreciniz hakkında konuşursunuz. Ve bu kimin umurunda?"
Yorumlar (0)