Dört Oscar adaylığı bulunan usta oyuncu Willem Dafoe başrolünde yer aldığı Geç Gelen Şöhret filmiyle kariyerine ve şöhret kavramına dair derinlikli açıklamalarda bulundu. Arthur Schnitzler'in novellasından uyarlanan yapım, unutulmuş bir yazarın genç sanatçılar tarafından yeniden keşfedilme sürecini işlerken Dafoe'nun New York'taki sanatsal geçmişiyle de paralellikler taşıyor.
Kariyerinde 45 yılı geride bırakan, Martin Scorsese, Kathryn Bigelow, Lars von Trier, David Lynch ve Robert Eggers gibi dev isimlerle çalışan Willem Dafoe, bugünlerde hayranlarının imza ve özçekim taleplerine oldukça alışkın görünüyor. Marvel evreninde Yeşil Cin karakteriyle süper kötülük kavramını yeniden tanımlayan oyuncu, bu rolün Timbuktu'da bile tanınmasını sağladığını belirtiyor. Hayatın farklı evrelerinde ihtiyaçların ve hırsların değiştiğini vurgulayan Dafoe, "Başarı ya da başarısızlık gibi şeyleri nasıl ölçersiniz? Bunların hepsi harika birer besin kaynağı. Yaptığım işi bir kariyer olarak düşünmüyorum ama 'Vay canına, bazı işler başardık' diyemeyecek kadar da sahte bir mütevazılık içinde olamam." ifadelerini kullanıyor.
Yazar Ed Saxberger ve New York sokakları
Late Fame filminde Dafoe, Stanley Kubrick'in Gözü Tamamen Kapalı filmine kaynaklık eden yazar Arthur Schnitzler'in bir eserinden uyarlanan karakteri canlandırıyor. Dafoe, 1970'lerin sonunda tek bir şiir kitabı yayımladıktan sonra on yıllarca postanede çalışmış, unutulmuş bir yazar olan Ed Saxberger olarak izleyici karşısına çıkıyor. Akşamlarını mahalledeki salaş bir mekanda işçi arkadaşlarıyla bilardo oynayarak geçiren Saxberger'in sıradan hayatı, genç bir hayranı olan Wilson Meyers'ın onu bulmasıyla değişiyor. Kendilerine "Coşku Cemiyeti" adını veren hırslı genç sanatçı grubunun içine çekilen Saxberger, bu ani ilginin samimiyetini sorgulamak zorunda kalıyor.
Tesadüflerle şekillenen bir sinema projesi
Kent Jones tarafından yönetilen ve Samy Burch tarafından kaleme alınan projenin Dafoe'ya ulaşması ise ilginç bir tesadüfe dayanıyor. Bir arkadaşının kendisine yeni keşfedilen bir Schnitzler romanı göndermesiyle süreci anlatan Dafoe, "Bu ilginçti ama Abel Ferrara için uygun bir film olmadığı açıktı. Kitabı sakladım ve birkaç kez okudum; bunun bana gerçekten hitap ettiğini düşündüm. Bir uçakta Kent Jones ile karşılaştığımda kitap sırt çantamdaydı. Birkaç gün sonra beni aradı ve 'Late Fame adında bir senaryo var' dedi; ben de 'Biliyorum!' dedim." sözleriyle projenin başlangıcını özetliyor. Wisconsin'de bir cerrah ve hemşirenin oğlu olarak büyüyen, ancak deneysel çalışmalar yapmak için Milwaukee Üniversitesi'ni bırakan Dafoe, 1970'lerin bohem New York'unda kök saldığını hatırlatıyor.
Geçmişin sanatsal ruhu ve genç nesil
Kendi kimliğini her zaman bir tiyatro oyuncusu olarak tanımlayan Dafoe, Wooster Group'un kurucu üyeleri arasında yer alıyor. Late Fame filminin geçtiği atmosferin kendi gençlik yıllarıyla kesiştiğini belirten oyuncu, "New York'a geldiğimde benim düşünceme göre çok fazla ilginç sanatsal faaliyet vardı. Bir tiyatro topluluğunda çalışıyordum; şehrin her yerinde gezen bir adam değildim, sadece küçük bir toplulukta tiyatro yapmaya çalışan bir çocuktum. O havayı biliyorum, orada bir ortam vardı ve ben bununla bağ kurabiliyordum." diyor. Genç rol arkadaşlarıyla olan ilişkisindeki başlangıçtaki çekingenliğin zamanla tavsiye alışverişine dönüştüğünü söyleyen sanatçı, "Onlar saygılıydı ama rahatladığımızda ve iyi bir ilişki kurduğumuzda bana sorular sormaya ve tavsiye istemeye başladılar. Filmdeki genç karakterlerle olan paralellik çok güçlüydü." değerlendirmesini yapıyor.
Dafoe, şöhretin ve yaşlanmanın etkilerini ele alan bu projenin kendisi için itiraf niteliğinde olmadığını ancak üzerinde düşünülmesi gereken bir malzeme sunduğunu belirtiyor. Van Gogh'tan Pasolini'ye, T.S. Eliot'tan Scorsese'nin olay yaratan filmindeki İsa karakterine kadar pek çok tarihi figürü canlandıran usta isim, araştırmadan ziyade bilinemezliği tercih ettiğini vurguluyor. Kariyerine Michael Cimino'nun Heaven's Gate filminde kovularak ve jenerikte adı bile geçmeyerek başlayan Dafoe, bugün vizyon sahibi yönetmenlerin "yaratığı" olmayı tercih ettiğini ifade ederek, "Hikayeler anlatmıyorum. Hikayeler bana ne yapmam gerektiğini söylüyor." diyor. Late Fame, 4 Eylül Cuma gününden itibaren sinemalarda izleyiciyle buluşuyor.
Yorumlar (0)