Sinemalar.com
2019-03-07T11:27:52+03:00 2019-03-05T11:23:09+03:00

Sinemaseverlerin Mutlaka İzlemesi Gereken En İyi Sanat Filmleri

Sinemaseverlerin oldukça ilgisini çekecek bir liste hazırladık ve en iyi sanat filmlerini, güncel başlıkları içermesine dikkat ederek derledik. Başarılı sanat filmlerini, sembolik anlatımları, deneysel çekim teknikleri ve aldıkları olumlu yorumları da göz önünde bulundurarak, klişeye de kaçmadan bir araya getirdik. İşte mutlaka izlenmesi gereken sanat filmleri! 

1. Velvet Buzzsaw

Bir sanat eseri yaratıcısını ne ölçüde içinde barındırır? sorusunu soran Netflix filmi Velvet Buzzsaw, filmin yönetmeni ve senaristi olan Dan Gilroy'un modern sanat dünyasına yaptığı bir eleştiri olarak yorumlanabilir. Kendisinin de ifade ettiği üzere, bizi bu soruyu sormaya ve üzerinde düşünmeye iten Gilroy, bunu hırslı bir sanat eleştirmeni, bir galeri sahibi ve aradığı yükselişi yakalamaya çalışan genç bir kadının üzerinden ele alıyor. Yakın zamanda ölmüş bir sanatçının eserleri, sanatçının vasiyeti göz ardı edilerek sergileniyor ve bu resimler ün kazandıktan sonra, bu üç kişinin çevresinde gizemli ölümler gerçekleşmeye başlıyor. Gilroy’un samimi bir şekilde sanatı sevmeyi bugünlerde ihmal ettiğimize değindiği bu hafif satirik yapım, kadrosunda yönetmenin eşi Rene Russo, Russo ile Nightcrawler filminde başrolleri paylaşmış olan aktör Jake Gyllenhaal, John Malkovich, Zawedda AshtonTom Sturridge ve 2018 yapımı korku filmi Hereditary herkesi kendine hayran bırakan Toni Collette yer alıyor.

2. The House That Jack Built

Lars Von Tier’ın izleyicisini zorlamayı seven bir yönetmen. Son filmi The House That Jack Built'te de estetik görünümlü sekanslar ve ilginç diyaloglara ek olarak, filmin gösteriminde çoğu kişinin izlemeye dayanamadığı iç kıyıcı sahneler odak noktası. Jack adında oldukça zeki bir seri katili ve işlediği cinayetleri anlatan film, katilin başından geçen on iki senelik süreci ve içindeki delinin nasıl onu ele geçirdiğini gösteriyor seyircisine. Filmin kadrosunda Matt Dillon, Bruno Ganz ve Uma Thurman'a yer veren Trier, filmin sadece yönetmenliğini değil senaristliğini de yapmış.

3. Mutlu Lazzaro

İyilik ve kötülük kavramlarını sorgulatan Mutlu Lazarro, ülkemizde de an itibariyla vizyonda olan filmlerden biri! Toplamda 14 adet ödül kazanan bu yapım, yönetmenin üçüncü filmi. Filmin yönetmeni ve senaristi olan Alice Rohrwacherİtalyan bir köylü ve ailesinin bir tütün baronesi tarafından açıkça suistimal edilmesini konu alan filmi, tanık olduğu gerçek bir olaydan esinlenerek yazmış. Bir fabl havası taşıyan film, New York Times tarafından "Neo-gerçekçi ve büyülü gerçekçiliği yansıtan tatlı acı bir yapım" olarak tanımlanmış. Ödüllü sanat filmleri içinde oldukça naif bir havaya sahip olan Mutlu Lazzaro'yu farklı anlatımı için mutlaka izlemelisiniz.

4. Soğuk Savaş

2018 Oscar Ödülleri'nde 3 dalda aday olan Cold War, Polonyalı yönetmen Pawel Pawlikowski’nin siyah beyaz çektiği ikinci film. Pawlikowski'nin başka bir sanat filmi olan Ida’ya benzer bir hava taşıyan Cold War, birbirine aşık olan bir çiftin yıllara yayılan ilişkisini anlatıyor. Tarihi gerçekleri de arka plana iyice yedirmiş olan film, çifti şarkılarla tanıştırıyor ve müzik, çiftin hayatında önemli olmaya filmin sonuna dek devam ediyor. Sinematografisi açısından da kesinlikle takdiri hak eden ve diyalogları kesinlikle boşa kullanmadan ama bir yandan da filmin temposunu düşürmeden kurgulayan film, geçtiğimiz senenin en iyi filmlerinden biri ve gelecek yıllarda da hatırlanmayı hak eden yabancı sanat filmleri içinde. Yönetmenin kendi anne ve babasının ilişkisinden esinlerek yazmış olduğu çift olan Joanna Kulig ve Tomasz Kot'u izlerken komünist döneme dair de çok şey bulacaksınız. Sadece sinematografisi ve tarihi atmosferi yansıtışıyla bile en iyi sanat filmleri arasına alınmaya değer olan bu buruk romantik filmi listesinize mutlaka eklemelisiniz.

5. Bir Hayalet Hikayesi

Oscar ödüllü yönetmen Guillermo del Toro’nun en sevdiği hayalet hikayeleri arasında gösterdiği David Lowery filmi A Ghost Story’de, Casey Affleck ve Rooney Mara’yı ölümün ayırdığı bir çift olarak görüyoruz. Yas temasını işleyen film, alıştığımız gibi sadece geride kalanlarla ilgilenmiyor. Adından da anlayacağımız üzere bu sanat filminde, hayaletin hikayesini, ölümünü kabul edemeyişini ve yalnız kalışını izliyoruz. Şimdiden bir kült olacağı konuşulan A Ghost Story'de, melankolik bir hikaye iyi oyunculuk ve basit anlatımla birleştirilerek derin bir film ortaya çıkarılmış. Hayaleti klasik hayalet kostümü ile, bir çarşafla, görüyoruz ve bu garip görüntü filmi yavanlaştırmaktansa, filmin atmosferini derinleştirmeye yarıyor. Pasif bir gözlemci olarak, sizden sonraki hayatı izlemenin nasıl olabileceğini düşünmekten kendinizi alamıyorsunuz.

6. Gelecek Günler

Sanat filmleri listesi yapıp da listemize Fransız sanat filmlerinden eklememek olmazdı. Mia Hansen-Løve'ın All Is Forgiven’dan (Tout est pardonné ) sonra en bilinen filmi olan L’Avenir, karmaşık duygular ve üst üste gelen olayların arasında sıkışıp kalmış bir felsefe profesörünü anlatıyor. Annesinin ölümü, işinden kovulması ve onu aldatan kocası derken, birçok sorunla boğuşan Nathalie, Isabelle Huppert’in her zamanki gibi harika performansıyla can buluyor ve Huppert, karakterin iç dünyasını kendine has oyunculuğuyla bize aktarıyor. Karakterlerine sempati değil empati kurmaya çalıştığını ifade eden oyuncu, her filminde olduğu gibi karakterinin kafasına girmeyi başarmış.

7. Aşk Cadısı

Kimi eleştirmenlere göre 2016 senesinin en iyi filmlerinden biri olan The Love Witch, feminist vurgulara sahip bir yapım. Aşkı arayan, daha doğrusu aşka aşık olan genç bir cadının arayışını gördüğümüz filmde, bu genç cadıyı Samantha Robinson canlandırıyor. 70'lerin melodramalarının estetiğine de yer veren The Love Witch'in kostümlerini ve yapımının neredeyse tamamını üstlenen yönetmen Anna Biller, genç kuşak yönetmenler içinde gelecek vaad eden yetenekli bir isim. Biller bu filmde, kadın ve erkeklerin aşka bakış açısını ve erkeklerin kadınlara bakış açısını Elaine (Samantha Robinson) karakteri aracılığıyla bize aktarıyor. Adeta kendine ait bir evrende yaşayan Elaine’i retro kıyafetler, dramatik replikler ve cazibesini karşısındaki kişiye yansıtmaya çalışan bakımlı kılığıyla görüyoruz ve onun kafasının içinde yarattığı aşk kavramını inceliyoruz. Diğer yandan onun tam zıttı olan dedektif Grimes'ın aklından geçenleri de izleyiciye yansıtan ve aradaki tezatı gözler önüne seren film, "Aşk nedir?" sorusunu birçok kez sorduruyor. 

8. Tek Aşkım

Aşk teması üzerinden gitmişken, aşk kavramını sorgulayan bir başka filmi listemize taşımak istedik. Yönetmen Charlie McDowell’ın ilk filmi olan The One I Love, "Aşık olduğumuzda karşımızdaki kişiyi olduğu gibi kabul ettiğimizi söylesek de aslında kafamızda yarattığımız kişiyi mi severiz?", "Bir kişiyi gerçekten sevebilir miyiz?", "Eğer o kişinin aradığımız kişi olduğuna inanıyorsak onu körü körüne kabul edebilir miyiz?" gibi sorulara odaklanan ve bunu doksan dakika gibi bir sürede yapan bir yapım. Film, ilişkilerini düzeltmek için terapistlerinin tavsiyesiyle hafta sonu gezisine çıkan bir çiftin, gittikleri yerde garip olaylara tanık olmalarıyla birlikte ilişkilerini onarma ile bitirme arasında kalmalarını ve birbirlerine olan duygularını sorgulamalarını anlatıyor. Mark Duplass ve Mad Men, The Handmaid’s Tale gibi yapımlardan tanıdığımız yetenekli oyuncu Elizabeth Moss’u birlikte izlediğimiz The One I Love, inanıyoruz ki zevkle izlenecek ve sizleri düşündürecek bir yapım olacak.

9. Beyaz Bant

Sanat filmleri denince akla gelen yönetmenlerden biri olan Michel Haneke’nin 2009 yapımı The White Ribbon filmini listemize eklemek istedik. Birinci Dünya Savaşı öncesi Almanya’da küçük bir kasabada yaşananları konu alan film, iki dalda (Yabancı Dilde En İyi film & En İyi Görüntü Yönetmenliği) Oscar adaylığı almış ve o senenin Cannes Film Festivali’nde Palme D’ior (Altın Palmiye) ödülüne layık görülmüş. Adı verilmeyen bir adamın anılarından oluşan film, bu kasabanın baronu, doktoru ve rahibinin kasaba halkının kadınları ve çocukları üzerindeki etkisini anlatıyor. Ceza ve otorite kavramlarını ağırlıklı olarak işleyen film, siyah beyaz çekimiyle yönetmenin hedeflediği atmosferi ekrana çok başarılı bir şekilde aktarıyor.

10. Yaşamın Kıyısında

Listemize son zamanlarda, Diane Kruger’ın başrolünde yer aldığı In The Fade (2017)'le adından sıkça söz ettiren Türk asıllı Alman yönetmen Fatih Akın’a Cannes Film Festivali’nde En İyi Senaryo Ödülü'nü kazandıran yerli bir sanat filmiyle devam edelim. 

Fatih Akın’ın 2007 yapımı Yaşamın Kıyısında filminde, Tuncel Kurtiz tarafından canlandırılan Ali, yalnızlığına çözüm aramaktadır. Fahişelik yapmayı bırakması için Yeter’e (Nursel Köse) her ay bir miktar para ödemeyi ve birlikte yaşamayı teklif eder. İş yerinde hoş olmayan durumlar yaşayan Yeter, sonradan bu teklifi kabul etmeye karar verir. Ali’nin oğlu Nejat (Baki Davrak), bu duruma doğru düzgün bir tepki veremeden Ali kalp krizi geçirir. Nejat bu olay sonucu Yeter’in yaptığı işten haberi olmayan bir kızı olduğunu ve Yeter'in kızına, Nejat gibi eğitimli biri olması için para göndermeye çalıştığını öğrenir. Film tam olarak da burada başlar. Nejat, Yeter’in kızını (Nurgül Yeşilçay) bulmak için Türkiye’ye gelir. Türk yapımı en iyi sanat filmleri içinde sayılan bu filmi mutlaka izlemelisiniz.

11. Dogville

Listemizde yer alan ikinci Lars Von Trier filmi olan Dogville, ahlak ve etik değerleri sorgulayan, iyi ve kötü kavramını, eylemlerimizden ne derece sorumlu tutulabileceğimizi irdeleyen sarsıcı bir yapım. Nicole Kidman’ın başrolünü üstlendiği filmin çekimleri ise bir hayli ilginç. Duvarları bulunmayan bir tiyatro sahnesinde çekilen Dogville, buna rağmen gerçekçiliği ve sarsıcılığından hiçbir şey kaybetmiyor. Kadrosunda John Hurt, Lauren Bacall, Stellan Skarsgård, Chloë Sevigny ve Paul Bettany’e yer veren film, Nicole Kidman’ın karakteri Grace’in silahlı adamlardan kaçarak Dogville kasabasına sığınmasıyla başlıyor. İyi niyetli kasaba insanlarının yardımıyla kalacak bir yer bulan Grace, zaman geçtikçe buradaki hayatına alışarak kendine minik işler bulmaya başlıyor. Fakat başta iyi niyetli görünen kasabalılar, tuhaf hareketlerde bulunmaya başlıyor. İşte bu noktada Dogville, bir Lars Von Trier filmine dönüşüyor. Kesinlikle en iyi sanat filmleri arasında gösterilmeyi hak eden 2003 yapımı gerilim filmi Dogville, olayların aldığı dönüşlerle sizi şaşkınlığa uğratacak ve ahlak üzerine farklı bir bakış açısına dikkat çekecek. 

12. İki Yüzlü Adam

1966 yapımı Seconds, orta yaşlı bir adamın, gizemli bir şirket aracılığıyla yeni bir hayata kavuşturulmasını anlatıyor. Filmde, bu karaktere Rock Hudson hayat veriyor. Yeni hayatında genç bir adamın bedeninde yaşamaya alışmaya çalışan karakterimiz üzerinden film, "Hayatımızda her şeyi değiştirsek, hatta yirmi otuz yıl gençleşsek bile, kendimizden kaçabilir miyiz?" sorusunu irdeliyor. Yönetmen John Frankenheimer’a bir Oscar adaylığı kazandıran film, hayat üzerine düşündürecek bir yapım.

Görüşleriniz