Türkiye'nin sinema sitesi Sinemalar.com

Sevgililer Günü: Sevgi'yi Sömürmek...

15 Şubat 2010

Sevgililer günü kavramının kollektif hafızalarımızda tam anlamıyla ne zamandan beri yer edindiğini kestirebilmek güç fakat Google\'a \"ilk sevgililer günü kutlaması\" yazarak arayacak olursanız karşınıza kuvvetle muhtemel, Esther Howland\'ın yollamış olduğu sevgililer günü kartı mevzusundan çıkışını yakaladığını okuyacaksınız. Elbette tarihi yüz yıldan daha uzun süre öncesine dayanan her bilgi gibi bunun da yanlışlarla dolu olması muhtemel...Neticede katolik inancına dayanan bu gün, dünyayı kasıp kavuracak bir pazara dönüşmüş vaziyette. Sadece dünyayı kasıp kavurmasından bağımsız olarak, bu günde sevgilisine hediye almayanların \"duyarsızlık\" ile etiketleneceği ve mahçup olacağı gerçeği de \"sevgi\" kelimesini gayri ihtiyari bir sebeple \"istem dışı gereklilik\" konusu ile akraba ediyor.

 

Sevgililer Günü, yukarıda bahsetmiş olduğum iddiaya sonuna kadar sahip çıkan bir film. Çok karakterliliği ve birbirine geçmiş olan hikayeleri ile aklınıza ilk etapta Aşk Heryerde\'yi getirecek olsa da bunun bir noel filmi olmadığını hatırlatmakta fayda var. Nitekim Sevgililer Günü\'nün de artık noel ile akrabalaştığı ve kimilerine göre hazırlıklarının aylar öncesinden yapıldığı göz önünde bulundurulacak olursa aynı yolda ilerlediğini belirtebiliriz.

 

Film, ekonomik krizin, toplumsal ayrımların ve nispeten sınıf çatışmalarının olmadığı ütopik bir gelecekte, bambaşka bir galakside geçiyor! Yani bu bakımdan kendisini \"büyüklere masallar\" kıvamında ele alabiliriz. Öyle ki karakterlerin neredeyse hepsinin tek bir derdi var : Sevgililer Günü\'nü tek başına geçirmemek! Diğer kayda değer davranış biçimi ise, sevgi ve aşk kelimelerini kalabalık bir şekilde kullanması.... Zira laf kalabalığı konusunda bu kadar aşka sarmış bir filmin, tonlarca yan hikayesinin yanında ufacık bir aşk hikayesi dahi yok! Peki ne var? Örneğin sevdiği kıza evlenme teklif edip, önce \"kabul\" sonrasında \"red\" cevabı alan bir adamın; erkek arkadaşını ziyaret etmek üzere yola çıkan bir önceki sevdiceğinin peşinden hava alanında çıplak ayakla koşturması var! Üstelik bu korkunç duygu değişiminin sadece bir kaç saat içinde yaşandığı düşünülecek olursa, sevgiden, ya da aşktan ziyade \"ne kurtarsam kardır.\" anlayışı hakim.

 

Sevgililer Günü\'nün en önemli iddialarından biri, bu günü gereksiz görüp reddedeni de; aylar öncesinden hazırlık yapanı da dize getirme arzusu diyebiliriz. Yani, ustrubunla bir an önce kendine bir sevgili bul, onu bol ışıklı ve tıklım tıkış mekanlardan birine götürerek bir ton bayat muhabbet et, cümlelerin arasına olabildiğince fazla aşk meşk kat ve günün sonunda bu malzemelerle pişirdiğin kakaolu kekini partnerin ile paylaş! Elbette günümüz toplum modelinin harika pazarlama stratejileri ile orta sınıfın cebindeki bir kaç kuruşa daha göz dikmesinin böyle bir filmde kendine yer bulmasını bekleyemezsiniz. Zira Anna Hathaway\'in suretinde hayat bulan Liz karakteri dışında kalan hemen herkesin en yerinde tabir ile \"tuzu kuru\".

 

Gözden kaçmayacak kadar kalabalık bir kadrosu var filmin. Büyük ihtimalle bu kadar ismi başka bir proje altında izlemek oldukça zor olurdu fakat o kadar fazla karakter ve tıkışık hikayeler ile sarılıp sarmalanmış ki gaz yapmamasına neredeyse olanak yok. Bu kalabalık içerisinde en ustasından en amatörüne kadar herhangi bir oyuncunun kalibresine yaraşır bir performans izlemek bir yana dursun eli yüzü düzgün bir hikaye yakalayabilmeniz bile oldukça zor. Neticede 14 Şubat günü, koluna sevdiceğini alıp bu filme teşrif edecek olanların, filmin cıvıltısına ve gevezeliğine kapılıp noksanlarını görmezden geleceğini düşünen yapımcıların başlarına buyruk hareket ettikleri bir proje Sevgililer Günü.

 

Sonuç olarak kadrosu ve bağıra bağıra mutluluk ilanları asan bir film Sevgililer Günü...Sözüm ona içinde saf iyilik taşıyanların sonunda mutlu olduğu, cinlik düşünen üç kağıtçıların sap gibi ortada kaldığı bir film aynı zamanda...Yine de içeriğindeki yapay şiirselliğe kulak vermek isteyenler için bir tercih sebebi olabilir...Ha bu arada unutmadan Herkesin Sevgililer Günü Kutlu Olsun...14 Şubat\'tan bahsetmiyorum...Sevdiğiniz insan ile geçirdiğiniz her gün, her dakika ve her saniyeden bahsediyorum...Bol Seyirli Günler...

Tüm yorumlar (6)

Avatar
tbkt (Amatör) | 26 Eylül 2010, 19:14

Bu filmi cok daha iyi bekliyordum ama beni hayal kırıklığına ugrattı.

Cevap Yaz
0
0
FJLAMPARD (Amatör) | 21 Şubat 2010, 02:00

bende filmin güzel olacağını düşünüyodum ama giden arkadaşlarım öneermeyince gitmedim. arkadaşımıza yazdıkları için teşekür ederim.gerçekten güzel şeyler yazmış. sevgililer günü hakkında nerden geldiğine dair  farklı söylentiler olduğunu biliyorum. ve tekrar araştırdığımda aslında ilk çıkışının romalı aziz  askerin öldürüldüğü bi gün bu gün bu şeklini almış ve bu gün bir süre boyunca katolik kilisesinin dini bayramı olarak kabul edilmişş. biz neden başka birinin askerinin öldüğü günü kutlayalım ki saçmalık. eminimki sevgililer gününü kutlayan insanların bir çoğu 18 mart ta şehitlerimiz için 1 dk lık saygı duruşunda  durmak onlar için eziyet gibi geliyodur. bence tamamiyle saçmalık sevgililer günü. İNSANIN SEVGİLİSİNİ HATIRLAMASI İÇİN EĞER Bİ GÜNÜN OLMASI GEREKİYOSA ÖLE SEVGİLİNİN CANI  CEHENNNEME..

Cevap Yaz
0
0
DeLy (Amatör) | 19 Şubat 2010, 17:59

Bencede Süper Yazmışsın Gerçekten Bu Kadar Oyuncu Harcanmış.

Cevap Yaz
0
0
senuska (Amatör) | 18 Şubat 2010, 12:50

harcanmış bir kadro gerçekten. ben julia roberts'ı hiç bu kadar çirkin görmemiştim bir filme. kadın parlar normalde ya:) adam gibi gülmedi bile. tamam karakteri ağırdı falan ama yine de adam gibi zeka konuşturan bir sohbet geçmedi bile koltuk komşusuyla. gençleri araya öyle bir sıkıştırmışlar ki, sırf çocuklar oynasaymış daha iyi altından kalkarlarmış. bryce robinson'un oynadığı sarışın çocuk karakter oyunculuk bakımından filmdeki bir çok oyuncunun ve ne yazık ki özellikle gençlerin oyunculuğunu cebinden çıkarır:) ashton-jennifer çiftinin hızlı değişimi komik derecede banaldı ama jennifer'ın o alias günlerinden kalma performansıyla pembe kalbi darma duman etmesi görülmeye değerdi:)))) gelelim anna hattaway'a; 3 saniye içinde rol değişimine adapte olmak bence başarı ötesi bir tutum:)))) kadın telefonda o malum konuşmaları yaparken gözlerini devire devire devam etmeleri çok iyiydi. gerçekçiydi. nefret ettiği, sinir olduğu, ama zorunlu olduğu belliydi... zaman kaybı olarak görmedim bu filmi. ama sıkıştırılmış hissi içinde bir çok hikayenin dönüp durması, sorunlu sonu ile öylesine bir film işte...

Cevap Yaz
0
0
tnmebm (Figuran) | 17 Şubat 2010, 22:00

çok güzel!!!kadro süper!!!nie beğenmedin ki???

Cevap Yaz
0
0
cemou (Amatör) | 17 Şubat 2010, 23:55

belki de "filmi izledikleri" için beğenmemişlerdir. Kadronun süper olması filmin güzel olacağı anlamına gelmez ki zaten böyle saldım çayıram mevlam kayıra kalabalık kadrolu filmlerin akibeti de budur. Sinekritik yine duygulara tercüman olacak cinsten. Tebrikler Fatih.

0
0
Görüşleriniz