- Anasayfa
- Forum
Forum
- Tarihe Göre
- Popülerliğe Göre
Evet, küfür hayatın içinde var. Evet, kumanda bizim elimizde; istemezsek izlemeyiz. Buna itiraz yok. Ancak son dönemde senaristlerin işin kolayına kaçtığını düşünüyorum. Başarısız ya da vasat yapımların, aşırı küfür kullanılarak daha çok izleneceği sanılıyor.
Evet, küfür hayatın bir parçası olabilir ama bu kadarı da fazla. Artık ilkokul çağındaki çocukların bile birbirleriyle ana avrat küfürlü konuştuğunu görmüyor muyuz? Anneler babalar, yaşı büyük çocuklarıyla bile birlikte film izleyemez hâle geldi. Öyle ağır küfürler kullanılıyor ki insanların yüzü kızarıyor.
Eski, kaliteli dizi ve filmlere baktığımızda küfür ya hiç yoktur ya da çok sınırlıdır. Demek ki iyi ve nitelikli bir yapım, küfürsüz de etkileyici olabiliyor. O yüzden soruyorum: Film ve dizilerde her cümlenin başı bu kadar küfür olmak zorunda mı?
Director’s Cut, Extended gibi uzatılmış versiyonlar sizce de dublaj bütünlüğünü bozmuyor mu? Altyazılı izlemeyi sevenler için belki sorun olmayabilir; ancak benim gibi dublaj bağımlısı izleyiciler için bu durum ciddi anlamda seyir zevkini baltalıyor. Filmin bir kısmını dublajlı, bir kısmını altyazılı izlemek hiç keyifli hissettirmiyor. Üstelik web tabanlı platformlar bu konuda izleyiciye alternatif sunmak yerine çoğu zaman doğrudan extended sürümü dayatıyor. Bu durum gerçekten sinir bozucu.
Çoğu gerilim ve gizem filminde, sahneler ne kadar etkileyici olursa olsun, sonunda olayların açıklığa kavuşmasını ve karakterlerin adeta nefes almasını isteriz. İçimizdeki o “mutlu son” beklentisi, bize bir nevi spoiler duygusu verir.
Ancak benim dikkatimi çeken bir film var: Funny Games (2007). Bu bir gerilim filmi ve mutlu sonu yok. Seyirciyi gerip sinir krizi noktasına getirdikten sonra tam da o ruh hâliyle bitiyor. Aslında bana göre saf bir gerilim filmi; çünkü etkisini üzerimde fazlasıyla bıraktı. Ne var ki bunu anlayan çok fazla kişi yok. Kendi alanında Michael Haneke’nin bir ödülü hak ettiğini düşünüyorum. Buna benzer örnekler verebilir misiniz?
Bir kitaptaki karakterin orijinal hâli sarışınken, film uyarlamasında neden siyahi bir oyuncu tarafından canlandırılıyor? Bu durumda sarışınlara karşı bir ayrımcılık yapılmış olmuyor mu? Irkçılığa dikkat çekmeye çalışırken, aslında başka bir tür ırkçılık yapıldığının farkında değiller gibi geliyor.
Bir diğer konu ise şu: Kitapta heteroseksüel olduğu açıkça belirtilen bir karakterin, film uyarlamasında eşcinsel olarak değiştirilmesi. Bu iki konu hakkında siz ne düşünüyorsunuz?
Tahta sandalyelerde, yazıları bile kaçırılmadan izlenen iki film birden… Hem renkli, hem Türkçe ve üstelik de sinemaskop.
Bu ülkede bir boykot yapılacaksa, bence sinemalar için yapılmalı; en azından sorunlar düzelene kadar. Ülkedeki salonların projeksiyon ışığını kısan, projeksiyon bakımını yapmayan, kalitesiz bir seyir zevki sunan ve izleyicisine değer vermeyen sinemalarda film izlemek yerine, bir süredir ücretli film platformları ve forumlardan izleme kararı aldım. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Mankenden evrilme tiplerin çok berbat oyunculuklarla oynadığı ve kötü senaryoları olan dizilerin yurtdışına satıldığı, çok izlendiği falan söyleniyor.Ben hiç inanmıyorum nedense... Sizce dünya çapında bir tane yerli dizimiz var mı?
Fragmanı izleyenler o ilginç miğferi farketmiştir. Şimdi bu Homeros'un Odysseia destanı çoğu tarihçi olarak efsane olarak geçer. Ama yinede bu bir dönem filmi , dönem ise bronz çağı. Haliyle o çağ da böyle star wars filmlerinden çıkma futuristik bir miğfer kullanılması çok absürt durmuş. Acaba bu miğferi bi şekilde senaryoda kılıfına mı uyduracaklar ? Siz ne düşünüyorsunuz ?
1. Ragnar Lothbrok (Vikings)
2. Tony Soprano (The Sopranos)
3. Maximus (Gladyatör)
4. Lalo Salamanca (Better Call Saul)
5. Walter White (Breaking Bad)
6. Joker (Kara Şövalye)
7. Vito Corleone (The Godfather)
8. Keyser Söze (Olağan Şüpheliler)
9. Dr. King Schultz (Zincirsiz)
10. Gustavo Fring (Breaking Bad)
Sinema filmi yapıyorsanız amacınız sinemalarda göstermek olmalı. Babasın Chris Nolan!