- Anasayfa
- Tüm Filmler
Tüm Filmler
- Oy Sayısına Göre
- Favori Sayısına Göre
- Puana Göre
- Vizyon Tarihine Göre
Genç ve başarılı bir bankacı olan Andy Dufresne, karısını ve onun sevgilisini öldürmek suçundan ömür boyu hapse mahkum edilir ve Shawshank hapishanesine gönderilir. Burada başta Red olmak üzere yeni arkadaşlar edinir. Hapishane yaşamını uyum sağlamaya çalışırken diğer yandan da bilgisi ve kültürüyle etrafındaki insanları etkilemeyi başaracaktır.
Dom Cobb çok yetenekli bir hırsızdır. Uzmanlık alanı, zihnin en savunmasız olduğu rüya görme anında, bilinçaltının derinliklerindeki değerli sırları çekip çıkarmak ve onları çalmaktır. Cobb’un bu ender mahareti, onu kurumsal casusluğun tehlikeli yeni dünyasında aranan bir oyuncu yapmıştır. Ancak, aynı zamanda bu durum onu uluslararası bir kaçak yapmış ve sevdiği her şeyi kaybetmesine sebep olmuştur. Cobb’a içinde bulunduğu durumdan kurtulmasını sağlayacak bir fırsat sunulur. Ona hayatını geri verebilecek son bir iş; tabi eğer imkansız başlangıçı tamamlayabilirse... Mükemmel soygun yerine, Cobb ve takımındaki profesyoneller bu sefer tam tersini yapmak zorundadır; görevleri bir fikri çalmak değil onu yerleştirmektir. Eğer başarırlarsa, mükemmel suç bu olacaktır. Ama ne dikkatle yapılan planlamalar, ne de uzmanlıkları, onları, her hareketlerini önceden tahmin ettiği anlaşılan tehlikeli düşmanlarına karşı hazırlıklı kılabilir. Bu, gelişini sadece Cobb’un görebildiği bir düşmandır.
İnsan elinden çıkmış en büyük ve en gösterişli yüzen araç olan Titanic yola koyuldu. Batmaz, sarsılmaz denilen bu büyük lüks yolcu gemisinde yolculuk yapmak, 20. Yüzyılın muhteşem bir rüyasıydı. Ancak bu büyük rüya sadece 4.5 gün serecek ve anısını bir sonraki yüzyıla bile taşıyacak büyüklükte bir kabusa dönüşecekti.
Geminin ilk ve son yolculuğuyla örtüşen, kısa soluklu ama ölümsüz bir aşk öyküsüne yer veren yönetmen James Cameron, Titanic kadar büyük bir aşk öyküsü merkez alarak, bu bildik felaketi farklı bir tarzda anlatıyor.
1998'de 14 dalda Oscar adayı olan Titanic, 11 dalda ödülü kucakladı.
Sıradan bir ofis çalışanı olan ve kronik uykusuzluk sorunlarıyla boğuşan bir adamın (Edward Norton) hayatı, Tyler Durden (Brad Pitt) adında gizemli ve kural tanımaz bir sabun satıcısıyla tanışmasıyla kökten değişir. İkilinin kurduğu yeraltı dövüş kulübü, kısa sürede şiddetin ötesine geçerek kontrolden çıkan büyük bir organizasyona dönüşür.
Edward Norton’ın canlandırdığı anlatıcının monoton dünyası, Brad Pitt’in hayat verdiği Tyler’ın kaotik felsefesiyle birleştiğinde toplumsal normlara meydan okuyan bir süreci başlatır. Dövüş Kulübü, bu sıradışı ortaklığın merkezinde modern dünya düzenini ve bireyin kimlik arayışını sorgulayan sert bir anlatı sunuyor.
Bir hapishanede gardiyanlık yapan Paul Edgecomb'un görevi, hücrelerinden alınan idam mahkumlarını, elektrikli sandalyenin bulunduğu ölüm odasına kadar olan bir millik yeşil yoldan götürmektir. Edgecomb yıllar boyunca bu yoldan sayısız idam mahkumu nakleder. Ama hiçbirisi onu John Coffey kadar etkilemez. Oldukça iri yarı biri olan Coffey, iki küçük kızı öldürmek suçundan idama mahkum olmuştur. Ürkütücü görünümünün aksine oldukça duygulu ve karmaşık bir iç dünyası olan Coffey, bazı doğa üstü güçlere sahiptir. Edgecomb onunla yakınlaştıkça artık hiç beklenmedik yerlerde mucizelerin olabileceğine inanmaya başlayacaktır. Esaretin Bedeli filmini de yönetmiş olan Frank Darabont, bu filminde de benzer bir atmosferi seyirciye başarıyla aktarıyor. Oscar Ödüllü Tom Hanks'in yanında, Michael Clarke Duncan ve James Cromwell gibi oyuncular başrolde yer alıyor.
Film Na’vi adlı yok olmak üzere olan bir halkın yaşadığı Pandora adlı gezegende geçiyor. Yarı-felçli bir savaş gazisi olan Jake Sully, kendilerine özgü dilleri ve kültürü olan, barış ve doğa ile örtülü bir çevrede yaşayan Na’vi halkının arasına gönderilir. Gezegendeki değerli enerji kaynaklarını elde etmelerine mani olarak görülen Na’vi halkının arasına sızmakla görevlendirilen Jake, güzel bir Na’vi olan Neytiri tarafından hayatı kurtarılınca her şey değişir.
Aragorn (Viggo Mortensen), kendi ırkının çağrısına cevap vererek Orta Dünya’nın bütün kaderi onun elindeyken doğumuyla birlikte ona verilen gücünü kullanabilecek midir? Karanlığın bütün güçleri son savaş için bir araya gelirken Gandalf (Ian McKellen), Gondor’un yaralı ordusunu toparlamak için hazırlıklara başlar. Gandalf’a gereken destek Rohan Kralı Theoden’den gelir. Thoden, tarihin bu en büyük savaşı için tüm savaşçılarını seferber eder. İçlerinde saklanan Eowyn ve Merry ile birlikte insanlar, tüm cesaretlerine ve ırklarına olan sonsuz bağlılıklarına rağmen Gondor’u kuşatan düşmanların karşısında güçsüzdür. Çok büyük kayıplar vereceklerini bilseler de insanlar Sauron’un dikkatini başka yöne çekerek Yüzük Taşıyıcısı’nın yolculuğunu tamamlamasını sağlamak için hayatlarının en zor savaşında birbirlerine kenetlenirler.
Kara Şövalye'de Batman (Christian Bale) suça karşı savaşını daha da ileriye götürür. Teğmen Jim Gordon (Gary Oldman) ve Bölge Savcısı Harvey Dent’in (Aaron Eckhart) desteğiyle Batman, şehir sokaklarını sarmış olan suç örgütlerinden geriye kalanları temizlemeye başlar. Etkili olan bu ortaklık, kısa süre sonra Joker (Heath Ledger) olarak bilinen ve Gotham şehri sakinlerini daha önce de dehşete boğmuş olan suç dehasının yarattığı karmaşayla da baş etmek için bir araya gelir.
Robert Neville (Will Smith) başarılı bir bilim adamıdır ve insanlığı yok edeceğine inanılan, önüne geçilemez tehlikeli virüs ona bulaşmamıştır. Virüs çok kısa bir zamanda insanların ölümüne sebep olmuş, Neville New York'ta hayatta kalan tek insan olmayı başarmıştır. Fakat belki de tüm dünya üzerinde hayatta kalmış tek insan o kalmıştır. Üç yıl boyunca dolaşıp yaydığı radyo mesajları ile hayatta kalan insanlara ulaşmaya çalışır. Herhangi bir canlıya rastlayamayan Neville aslında yalnız değildir ve her hareketi izlenmektedir. Salgından sağ kurtulan eski insan-yeni mutantlar Neville'in ölümcül bir hataya düşmesini dört gözle beklerler.
Çok eski çağlarda Elf demircileri, güç yüzüklerini sihirli ustalıklarıyla yapmış ve Karanlıkların Efendisi Sauron, bu yüzükleri işleyip kendi gücüyle doldurmuştur. Daha sonra kendisinden çalınan, diğer tüm yüzüklere hükmeden, Tek Yüzüğü bütün gücüyle tüm Orta Dünya'da aramasına rağmen bulamamıştır. Yüzük, Shire Bölgesi'nde yaşayan Frodo Baggins adlı bir hobbitte bulunmaktadır. Ancak çok büyük bir güce sahip bu yüzüğü yok etmek gerekmektedir. Frodo ve arkadaşları, diğer ırklardan gelen arkadaşlarıyla birlikte yüzük kardeşliğini oluşturur ve hepsi bu yolculukta büyücü Gri Gandalf'ı izler.
İki kule, Emyn Muil tepelerinde başlar. Yollarını kaybetmiş Hobbitler Frodo (Elijah Wood) ve Sam (Sean Astin), esrarengiz Gollum'un kendilerini takip ettiğini fark ederler ve onu kıskıvrak yakalarlar. Bir zamanlar bir Hobbit olan ve beş yüz yıl sahip olduğu Yüzük tarafından bozulup bir yaratığa dönüştürülen Gollum kendisini serbest bırakmaları karşılığında, Hobbitleri Mordor'un Kara Kapıları’na götürmeye söz verir. Sam, bu yeni yol arkadaşına güvenemez. Frodo ise bir zamanlar kendisi gibi bu yüzüğü taşıyan Gollum'a acır. Frodo başka şansı kalmadığı için Gollum'u takip edecektir.
On yedi yaşındaki Isabella Swan (Kristen Stewart), babası Charlie ile birlikte yaşamak üzere Washington’da küçük bir kasaba olan Forks'a taşınır. Burada yüz sekiz yaşında bir vampir olup on yedi yaşında görünen gizemli sınıf arkadaşı Edward Cullen (Robert Pattinson) ile tanışır. Edward, ilk başlarda romantizmden uzak durmaya çalışsa da ikili birbirlerine aşık olur. Üç göçebe vampir James, Victoria ve Laurent geldiğinde Bella’nın hayatı tehlikeye girer. Edward ve ailesi, çok geç olmadan Bella'nın hayatını kurtarabilecek midir?
Hafif üçkağıtçı fakat bir o kadar da sevilesi Kaptan Jack Sparrow’un (Johnny Depp) korsanlık yaşamı, düşmanı kurnaz Kaptan Barbossa’nın (Geoffrey Rush), gemisi Siyah İnci’yi çalmasıyla altüst olur. Bu da yetmezmiş gibi Kaptan Barbossa, Port Royal kasabasına saldırır ve belediye başkanının güzeller güzeli kızı Elizabeth’i (Keira Knightley) kaçırır. Kızı kurtarmak ve Siyah İnci’yi yeniden ele geçirmek amacıyla Elizabeth’in çocukluk arkadaşı Will (Orlando Bloom) ve Jack güçlerini birleştirirler. Will’in bilmediği ise lanetli bir hazinenin Barbossa’nın kaderini nasıl değiştirdiği ve onu ve mürettebatını nasıl sonsuza kadar ölümsüz olarak yaşamaya mahkum ettiğidir.
Hindistan’ın en prestijli mühendislik fakültesinde yolları kesişen üç öğrenci, sadece zorlu derslerle değil, ülkenin yarış atı yetiştiren katı ve ezberci eğitim sistemiyle de mücadele etmek zorundadır. Ailesinin baskısıyla fotoğrafçılık hayalinden vazgeçen Farhan ve yoksul ailesinin geleceğini sırtlayan Raju, sisteme kökten meydan okuyan, öğrenmeyi bir yarış değil tutku olarak gören dahi sınıf arkadaşları Rancho sayesinde hayata bambaşka bir pencereden bakmaya başlar.
Rancho’nun sıra dışı yöntemleri ve özgür ruhu, onları okulun "Virüs" lakaplı disiplin delisi rektörünün hedefi haline getirse de, tüm kampüste bir zihniyet devrimi yaratır. Ancak mezuniyet günü geldiğinde, arkasında silinmez izler bırakan Rancho gizemli bir şekilde ortadan kaybolur. Yıllar sonra Farhan ve Raju, hayatlarını değiştiren bu sıra dışı dostlarının izini sürmek ve onun büyük sırrını çözmek için epik bir yolculuğa çıkacaktır.
12 yaşındaki Mathilda (Natalie Portman) yetim kalınca İtalyan bir kiralık katil olan Leon (Jean Reno) ona kol kanat gerer.
Sicilya'dan göç eden Corleone ailesi, Amerika'da yerleşme çabalarını sürdürürken kendilerine kaba kuvvet kullanmaya kalkan ve yapmaya kalktıkları her işten haraç isteyen bir takım kimliği belirsiz kişilere karşı gelmeyi öğrenirler. Bir taraftan son derece geleneklerine bağlı aile yaşantısını sürdürürken diğer tarafta ise acımasızca önlerine çıkanları yok etmeye başlayan Corleone ailesi, bir süre sonra Amerika'nın en korkulan mafya topluluğu haline gelir.
2006 yılında tüm dünya ülkelerinde hasılat rekorları kıran, yılın en çok seyirci toplayan filmi ünvanını kazanan “Pirates of the Caribbean: Dead Man’s Chest”in (Karayip Korsanları: Ölü Adamın Sandığı) kaldığı yerden devam eden üçüncü filmin konusu şöyle: Kaptan Jack Sparrow’u, Davy Jones’un sandığındaki akıllara zarar tuzaktan kurtarıp özgürlüğüne kavuşturmaya kararlı olan Will Turner ile Elizabeth Swann, çaresizlik içinde Kaptan Barbossa ile ittifak yaparlar. Doğu Hindistan Ticaret Şirketi’nin kontrolü altında olan Davy Jones’un ürkütücü görünümlü hayalet gemisi The Flying Dutchman, dünyanın bütün denizlerini kasıp kavurmaktadır. İhanet, vefasızlık ve dönekliğin kol gezdiği vahşi denizlerde yelken açan korsanlarımızın yolu egzotik Singapur’a düşer. Burada sevimli ve kurnaz Çinli korsan Sao Feng ile karşılaşırlar. Dünyanın sonu olarak tanımlanan uzakdoğu okyanuslarındaki bu nihai savaşta terazinin dengeleri ortadadır. Korsanların her biri sadece kendi hayatı ve kaderi için taraf olmakla kalmayacak; aynı zamanda özgürlük sevdalısı korsan yaşam tarzının geleceğini kurtarma mücadelesi verecektir.
Slumdog Millionaire, Mumbai’nin gecekondu mahallelerinde büyüyen 18 yaşındaki yetim Jamal Malik’in (Dev Patel) hikâyesini anlatır. Bir bilgi yarışmasına katılan Jamal, büyük ödüle sadece bir soru uzaklıktayken yarışmanın ardından hile yaptığı şüphesiyle gözaltına alınır.
Ancak polis sorgusu sırasında Jamal’ın her soruya nasıl doğru cevap verdiği tek tek incelendikçe, onun zorlu çocukluğundan bugüne uzanan inanılması güç yaşam öyküsü ortaya çıkar. Her doğru cevap, geçmişinde yaşadığı bir olaya dayanırken, yalnızca son soru hâlâ gizemini korumaktadır.