Türkiye'nin sinema sitesi Sinemalar.com

Biraz Seven, Biraz Hannibal (Solace Film Değerlendirmesi)

19 Kasım 2015

Brezilyalı genç yönetmen Afonso Poyart'ın 2. uzun metrajlı filmi Solace, Anthony Hopkins, Jeffrey Dean Morgan, Abbie Cornish ve Colin Farrell gibi isimleri bir araya getiriyor.

Oldukça uzun bir prodüksiyon aşamasından sonra izleyicilerle buluştu Solace. İlk başta David Fincher'ın 1995 yapımı gerilim efsanesi Seven'ın devamı gibi görülse de süreç içinde yapım başka bir yöne evrildi. Filmin konusunda bazı ortak noktalar bulunsa da bu ne bir devam, ne de yeniden çevrim filmi. Seven'ın yanında Hannibal serisinden, hatta Yeşil Yol'dan örnek aldığı bazı temalar, karakterler ve öykü işleyişleri var. Ama onlardan farklı bir soruyu izleyicilerin akıllarında uyandırmayı başarıyor bu film.

Konudan kısaca bahsetmek gerekir. John Clancy adlı bir medyum doktor, genç yaştaki kızının zamansız ölümünden sonra kabuğuna çekilmiş, daha önce bazı davalarda yaptığı gibi FBI ile çalışmayı da bırakmıştır. Bir gün eski dostu ajan Joe, birlikte çalıştığı psikopatoloji uzman Katherine Cowles ile onları çok zor durumda bırakan bir seri katil dosyasına bakması için doktorun evine gelir. İlk başta dosyayla pek ilgilenmeyen doktor, davanın kişisel bir yanı olduğunu keşfettikçe elinde olmadan kendini bu gizemin peşine düşmekten alıkoyamaz. Kişiseldir, çünkü cinayetlerin ardında kendinden bile güçlü bir medyumun bulunduğunu kısa sürede anlar. Bütün kontrol bu gizemli şahsın elindedir. Soru şudur: Bütün bu cinayetlerin ortak noktası, motivasyonu nedir?

 

-- YAZININ BU BÖLÜMÜ FİLMİN GELİŞİMİYLE İLGİLİ İPUÇLARI İÇERİR (SPOILER) --

Lafı çok uzatmadan katilin motivasyonuna gelebiliriz. Henüz kimsenin keşfetmediği ölümcül hastalıkların başlangıç aşamasında olanların hayatlarını sonlandıran bu seri katil, onların çok daha büyük acılar çekmesini önlemek istemektedir. Son derece güçlü bir medyum olan Charles Ambrose adlı bu şahıs, birbirinden alakasız yerlerde, çok farklı hayatları olan kişileri seçiyor, bunların ortak noktaları ise hepsinin yakın bir gelecekte, büyük zorluklar yaşayarak dünyaya veda edecek "terminal" hastalar olmaları. Bu, elbette soylu gibi nitelenebilecek bir hareket, hele böyle bir büyük bir gücü kendi çıkarı için, rahat ve lüks bir hayat için kullanmadığı düşünüldüğünde. Motivasyonunun ahlaki veya insani açıdan ne kadar doğru olduğu tartışılabilir tabii. Hatta tartışalım...

Hem tanrı hem de şehit veya kurban... Ambrose tanrıyı oynuyor, her şeyin en iyisini, en doğrusunu bildiği söylenen tanrının yerine geçerek kendi doğrularına uygun şekilde gücünü kullanıyor. Ama aynı zamanda kurban, çünkü etrafında zor durumda olan herkesten bir şekilde haberdar olma gücüyle lanetlenmiş ve bu "yardım çağrılarını" görmezden gelmeyecek kadar vicdanlı biri. Kendi kendine üstlendiği bu "görevin" ağırlığını daha fazla taşımak istemiyor ve olayları kendi ölümüne dek gidecek şekilde yönlendiriyor. Hem tanrı, hem kurban figürü film içindeki hayal sekanslarında "haç" şeklinde "İsa" telmihiyle fazlasıyla kullanılıyor. (Hem tanrı hem kurban figürü Seven filminde John Doe karakterinde de işlenmişti. Doe daha küstah bir tavırla tanrı adına günahları cezalandırıyordu. Ambrose daha güçlü ama daha alçakgönüllü. İkisi de adaletin gözünde katil.)

Ambrose neden ölmek için intihar yolunu seçmiyor ya da neden John Clancy'e ihtiyaç duyuyor? Çünkü ona büyük saygısı var. Clancy, tarifsiz acılar çeken lösemili kızının kurtulamayacağını anladıktan sonra kendi eliyle öldürebilme cesaretini gösterebilmiş. Ambrose'un yaptıklarının çok daha zorunu yapmış. O kendisiyle hiçbir bağı olmayan insanların canını alıyor, hiçbir zaman görev bilincinin ötesine geçmiyor. Kendi acılarını-hayatını sonlandırmak, hem de bu çok saygı duyduğu insana bir iyilik yapabilmek için adeta bu cinayetlerle bir fırsat yaratıyor. Niyeyse bu bölümde Yeşil Yol'un iyi kalpli devi John Coffey'i hatırladım, o da suçsuzluğunu ispatlayıp hayatta kalabilme şansını eliyle tepiyor, dünyanın bütün bu pisliklerini ve adaletsizliklerini daha fazla görmek istemiyor.

Peki John Clancy neden böyle bir iyiliğe ihtiyaç duyuyor? Çünkü kızının ölümünden sonra karısı tarafından da terkedilmiş, yapayalnız kalmış, yaşamak için hiçbir nedeni yok. Onu yeniden hayata döndürebilmek için yeni bir mücadeleye sokması, ona mantıklı nedenler sunması gerekiyor. Bu neden de Ajan Cowles oluyor: Kızının yerine koyabileceği genç bir kadın. Ambrose geride bıraktığı ipuçlarıyla sadece Clancy'nin anlayabileceği mesajlar veriyor, atalete teslim olmuş adamı cinayetleriyle harekete geçiriyor. Clancy vazgeçmek istediğinde onu geri döndüren Joe'nun da son evre kanser olduğunu, çok az ömrü kaldığını ve bir çatışma sırasında ölümünü de Ambrose'un yönlendirdiğini, bir anlamda onu da "kurtardığını" sonraki dakikalarda anlıyoruz.

Cowles da böyle bir iyiliğe şiddetle ihtiyaç duyuyor. Zor bir yetişkinlik hayatı olmuş. Görüşmediği bir çocuğu var, özel hayatı sıfır, işinden başka tatmin duyacak hiçbirşeyi yok -kendi adıma onu çok iyi anlıyorum, sevdiği insanları etrafından uzaklaştıran, yapayalnız kalan herkes de anlıyordur düşüncesindeyim- Pozitivist bir hayat görüşü olsa da Clancy'nin başardıklarına ve karakterine büyük bir saygı duyuyor. Onun için de Clancy bir baba figürü, daha ötesinde yaptığı tüm hataları bilen ve onu affedebilecek biri. Filmin sonunda onun hayatını kurtarmayı, kendi hayatını ortaya atarak başarıyor zaten.

Bütün olanların ardından Clancy ancak karısıyla tekrar iletişime geçebilecek cesareti, daha doğrusu hevesi buluyor kendinde. Normal şartlarda ancak cesedinin çıkacağı fare deliğinden geleceğe iyimser bakan biri olarak sağ çıkıyor. Karısı yeniden onunla, evladı yerine koyabileceği biri de var. Tipik bir mutlu son... Ambrose son büyük iyiliğini Clancy'e yapıyor, ama onu öldürmeden, tam tersine yaşamı bağışlayarak yapıyor bunu. Herkese yaptığının tam tersi... Bir tanrı bundan daha fazlasını verebilir mi herhangi bir insana, şüpheliyim.

Clancy hayata geri dönmesinin, birçok ilgisiz insanın yaşamı pahasına olduğunun farkında. Ama bundan ötürü vicdanı rahatsız değil. Ambrose'u sadece o anlayabilir çünkü. Onun yerinde olsaydı o da aynısını yapardı. Kurtuluş şansı olmayanlara acı çektirmek anlamsız, ama yaşıyorsan her anın tadını çıkarmak zorundasın düşüncesinde. Önünde ne kadar zaman kaldıysa o kadarlık bir hayat olanca enginliğiyle uzanıyor artık.

Ambrose'un yaptığının doğruluğunu ya da yanlışlığını bu noktada tartışabiliriz. Benim için filmin en büyük sorusu bu, bir anlamda ötenazi hakkının gerekliliği yani. Ben kendi adıma aynı fikirdeyim: çok yakında öleceğim, etrafımdakilere de büyük zorluklar yaşatacağım kesin olsa en kısa zamanda kolay yoldan ölmeyi tercih ederim (keşke bu önemsiz yazı, noter onaylı bir vasiyet hükmü taşıyabilse). Ama film şunu da söylüyor, böylesine büyük bir hastalığınız yoksa, geçmişiniz ne denli büyük acılar barındırsa da devam etmekte, yaşamakta ısrar etmek gerekir. Daha güzel günlerin geleceğini umut bir hak ya da seçenekten ziyade zorunluluk gibi. Varoluşumuza duyduğumuz bir zorunluluk adeta.

Görüldüğü kadarıyla yıllardır bu yeteneğe sahip olan adam, neden yıllarca bekledikten sonra cinayet işlemeye başlıyor, o zamana kadar ne yiyip ne içmiş, cinayet işlemeye sırf Clancy'nin dikkatini çekmek için mi başlamış, bu kısımlar benim gözümde karanlık kaldı.

-- SPOILER SONU --

 

Filmin anlatmak istedikleri, kullandığı semboller hatta öykünün ilerleyişi son derece tahmin edilebilir kalıyor belli bir yerden sonra. Tipik bir FBI aksiyonu, bir kovalamaca ve azıcık Colin Farrell dışında ne var vu filmde? Ama Anthony Hopkins ne kadar büyük bir oyuncu... sinema tarihinin en müthiş performanslarından birine Hannibal Lecter olarak imza atan bu adam, nerdeyse 80 yaşındayken, Lecter'ın daha az küstah ve daha yaşlı ama en az onun kadar zeki ve kültürlü bir karakteri -bu sefer polisle ortak- başarıyla sergiliyor. Al Pacino ya da Robert De Niro bile o yaşta bunu yapamıyor bence.

Film ayrıca izleyenlere sorular sorduruyor, "ben olsam nasıl yapardım" dedirtebiliyor. Brezilyalı yönetmen Afonso Poyart'ın yalnızca 2. uzun metrajlı filminde büyük fırsat yakalasa da mükemmel değerlendirdiğini söylemek zor. Film kesinlikle kötü değil ama Poyart bir daha böyle bir kadro bulabilir mi şüpheliyim.

6.5/10

Tüm yorumlar (3)

Avatar
ygemici (Dublör) | 4 Haziran 2016, 18:20

Yorumlarınıza katılıyorum , fakat bu fim kesinlikle 6,5 lık bir film değil..En az 7,5-8 puanı hakeden bir yapım olduğunu düşünüyorum..6.5 gibi bana göre bu film için çok düşük bir değerlendirme , Anthony usta ve Colin Farrell in oyunculuklarına haksızlık olur.

Cevap Yaz
0
0
Kivalo (Dublör) | 20 Ocak 2016, 03:33

Biraz da dexter.

Cevap Yaz
0
0
outlanderxxxx (Dublör) | 19 Kasım 2015, 15:49

Ekip kaliteli ve beklentim yüksek. Ağır abi Anthony Hopkis varsa o yapımda nedense vasatlık arayamaz oldum.

Cevap Yaz
0
1
Görüşleriniz