Thugs Of Hindostan: Hint Sineması Nasıl Kurtulur? (Film Eleştirisi)

14.12.2018 11:03

Bollywood’un sinema endüstrisindeki sağlam yeri, Asya film marketlerinin hızlı yükselişi, sürekli pazarlanan Hindistan kültürü ve ünleri dünyaya yayılmış onlarca film yıldızını göz önüne aldığımızda Hint Sineması’nın kurtarılmaya çok da ihtiyacı yok gibi görünüyor değil mi? Fakat vizyondaki Thugs Of Hindostan’ı izleyince anladık ki sorunlar büyük. Thugs Of Hindostan nasıldı ve nasıl olmalıydı biraz incelersek belki Hint Sineması’nın açmazlarını da aydınlatabiliriz.

 

Hint sinemasının süperstarı Aamir Khan, senenin son günlerinde yepyeni bir filmle karşımıza çıktığında sinema salonlarına koşmamak olmazdı. Ne var ki uzun süredir lansmanı yapılan ve 42 milyon dolarlık bütçesiyle Bollywood Sineması’nın gelmiş geçmiş en pahalı yapımı olan Thugs Of Hindostan büyük hayal kırıklığı yarattı. Hem de yıldız oyuncularına rağmen! Filmde Aamir Khan'a; bir diğer Hint starı Amitabh Bachchan, Katrina Kaif, Dangal’la tanıdığımız Fatima Sana Shaikh ve Lloyd Owen eşlik ediyor. Tüm oyuncular bir yana, kadroda Bachchan ve Khan’ı bir arada görmek bile heyecanlanmak için yeterli bir neden. Fakat sadece oyuncularının başarısına sırtını yaslayan bir filmi “iyi” olarak nitelendirmek çok zor ve Thugs Of Hindostan da anlaşılan “iyi oyuncu, kötü senaryo” sendromundan muzdarip. 

 

Yazının bundan sonraki kısmı filmle ilgili ipuçları içerebilir.

 

Film esasen Philip Meadows Taylor'un 1839'da yazdığı "Bir Haydutun İtirafları" isimli kitabından uyarlanmış. Hint yapımı Dhoom aksiyon serisinin senaristi ve ayrıca Katrina Kaif ve Aamir Khan’lı Dhoom 3’ün de yönetmeni olan Vijay Krishna Acharya, filmin hem senaryosunu yazıyor hem de yönetmen koltuğuna oturuyor. Filmin stüdyosu Yash Raj Films’in bu kadar pahalı bir projeyi çok da tecrübeli olmayan ve zaten yönettiği filmlerde de çıtayı yükseğe koyamayan Acharya’ya teslim etmesi en büyük hatalardan biri olmuş. Çünkü hikayenin daha yetenekli bir senaristin elinde bambaşka bir havaya bürüneceği ortada. 1795 yılında geçen kurgusal hikayede, Hindostan olarak bilinen topraklardaki farklı krallıklar tek tek İngiliz Doğu Hindistan Şirketi’nin sömürgesine geçmiştir. Bu şirkete direnen hükümdarlardan Kral Mirza Sikander Baig, İngiliz komutan John Clive tarafından oğlu ve karısıyla birlikte öldürülür. Krallığın sakinleri katledilir ve toprakları İngilizler tarafından istila edilir. Kralın hayatta kalan küçük kızı Zafira Baig, Clive’ın elinden kurtulan General Khudabaksh tarafından büyütülür ve bir savaşçı olarak eğitilir. Aradan geçen on bir senenin ardından Khudabaksh, İngiliz Doğu Hindistan Şirketi'ne ciddi saldırılarda bulunan bir haydut grubunu organize eder ve Azad takma ismiyle Hindistan sularında tehlike yaratmaya başlar. John Clive sinsi bir haydut olan Firangi Mallah'ı Azad’ın grubunun içine sızması ve onu teslim etmesi için işe alır. Film boyunca sürekli saf değiştiren Firangi, İngilizlere de ihanet eder ve kıvrak zekasını Prenses Zafira’nın Clive’ı öldürmesi için kullanır. Yine de aslında her zaman önce kendine sadıktır. 

 

Filmin fragmanını izlediğinizde denizlerde birbiri ardına top atışı yapan gemiler, hain İngiliz komutanı ve Aamir Khan’ın canlandırdığı Firangi’nin deli dolu halleri istemsizce de olsa Karayip Korsanları’nı anımsatıyor. Fragmanda kullanılan tema müziğinde de Karayip Korsanları filmlerinden etkilenildiği görülüyor. Yine de Bollywood’un çakma bir Karayip Korsanları filmi yaptığını zannederek sinemaya giderseniz yanılırsınız. Çünkü aslında ne yaptıklarını hiç bilmiyor gibi görünüyorlar. Bollywood filmlerinin alamet-i farikası olan danslar ve müzikler, çoğumuza göre tarihi bir macera filminde sırıtıyor olabilir. Fakat Hint halkı bu müziklerin ve dansların olmadığı filmleri başarısız bulduğu için büyük stüdyoların pek de çaresi yok. Hindistan’da eğer bağımsız bir film çekmiyorsanız bu dans sahnelerini filminize koymak zorundasınız. Çarpıcı dans sahneleri ve şarkılar Hint filmlerinin birer özelliği ve belki de iyi yanlarından biri! Çünkü bu işi gerçekten çok iyi yapıyorlar. Thugs Of Hindostan’daki sorun da zaten dans sahneleri değil, geriye kalan her şey! Öncelikle iyi bir hikayeye sahip filmimiz, karakter tasarımına gelince yerlerde sürünüyor. Jack Sparrow çakması Firangi, çok yanardöner ve anlam verilemeyen bir karakter olsa da, filmimizdeki en tutarlı kişilik. Dansçı Süreyya, Khudabaksh ve astrolog/guru Shanichar karakterlerinin ne geçmişlerine dair bir bilgimiz var, ne de neyi, neden yaptıklarının motivasyonlarını anlayabiliyoruz. Özellikle filme komedi unsuru katması beklenen Shanichar karakterinin neden var olduğu bile anlaşılmıyor. Çünkü ne astrolog özelliklerine danışılıyor, ne Firangi’ye bir yardımcı olarak desteği var, ne de komik biri… Batılı filmlerde, iyi karakterleri satmalarıyla tanınan dansçıların Hindistan’daki temsilcisi Süreyya, Thugs Of Hindostan’da iyi bir karakter olarak işlenmiş ama onun da neden iyi olduğu belli değil çünkü karakterin derinliklerine dair hiçbir fikrimiz yok. Filmin en önemli karakterlerinden Bachchan’ın canlandırdığı Khudabaksh, bir komutan ve lider olarak her önüne gelene güvenen saf bir adam. Firangi’yi her seferinde sorgusuz sualsiz affediyor. Bütün bu derinliksiz karakterlerin arasında ne yaptığına ve nasıl biri olduğuna anlam verebildiğimiz tek karakter Zafira. Ama o da en az Khudabaksh kadar saf ya da Firangi’nin aşırı çekici (!) karakteriyle büyülenmiş bir kızcağız. 

 

Yaklaşık üç saatlik süresi boyunca filmde bütün karakterlerin geçmişleri işlenebilir ve attıkları adımlar mantıklı gerekçelere bağlanabilirdi. Ancak bu uzun süre gereksiz diyaloglarla heba edilmiş. Elimizde mantık yerine bolca patlama ve dövüş sahnesi var. Bu sahneler de gerçekçilikten ve fizik kurallarından fersah fersah uzak olmaları nedeniyle izleyiciyi kaybediyor. Film boyunca tek top atışıyla yıkılan kuleler, bir okla yıkılan devasa yapılar, ardı ardında gelen kılıç darbelerinden tek bir kesik bile almadan kurtulan kahramanlarımızı izliyoruz. Aslında bunda şikayet edecek bir şey olmamalı. Çünkü Hollywood sayesinde bu absürt sahneleri seneler boyunca hatmettik zaten. Fakat Thugs Of Hindostan’da yer alan gerçekçi sahne sayısı bir elin parmağını geçmezken bu gerçek üstü sahneler saatlerce sürdüğü için sabrımızı epeyce zorluyor. İnanılmaz devamlılık hataları da her şeyin üstüne tuz biber ekiyor.

 

Hollywood’da ya da Türkiye’de büyük prodüksiyonlu yapım dendiğinde çok iyi görsel efektlerin yanı sıra, dev bir oyuncu kadrosu da görmeyi bekleriz. Brad Pitt’le Leonardo DiCaprio’nun; Kenan İmirzalıoğlu’yla Kıvanç Tatlıtuğ’un birlikte film yapması bizler için alışılmadık bir durum değildir. Fakat Bollywood sineması tek jönlü film sevdasından bir türlü kurtulamıyor. Birden fazla ana karakterinin ünlü birer jön olduğu film sayısı çok az ve bunun bütçeyle de pek bir ilgisi yok. Orlando Bloom ve Johnny Depp gibi iki stara sahip olan Karayip Korsanları’nda olduğu gibi, Thugs Of Hindostan’da da Aamir Khan’ı Salman Khan ya da Shahrukh Khan’la birlikte izlemek çok ilgi çekici olabilirdi. Filmin bütçesi belki buna da yetermiş aslında. Fakat bütçe Hint filmlerinin bir türlü kıramadıkları bir geleneği olan aşırı uzun süreye harcanınca; bir başka jön yerine, duayen isim Bachchan’la yetinilmiş.

 

Peki Thugs Of Hindostan neden bu kadar zayıf bir yapım oldu? Bollywood filmleri kendine has havaları, dramaları, dansları ve eğlencesiyle bir ekol haline gelmişken, Aamir Khan’ın en olgun zamanlarının filmini neden başarılı bulamadık? Bunun cevabı Firangi karakterinin ta kendisinde saklı olabilir. Firangi kelimesi –filmde öğrendiğimiz üzere- yabancı anlamına geliyor. Bu isim Firangi’nin ele avuca sığmaz doğasına uygun bir isim gibi görünse de, Firangi Azad’ın topluluğu içinde başarı kazandıkça bağımsızlık için savaşan Hintli isyancılar bu “yabancı”ya bağlanıyor. Ona sınırsızca güveniyor, onun gibi olmak istiyor, Firangi için tezahüratlar yapıyor… 1600’lü yıllardan 1900’lü yılların ortalarına kadar, yaklaşık 250 sene boyunca İngiliz sömürgesi olarak kalan Hindistan’ın, bağımsızlığı konu alan bir filmde “Yabancı” adına tezahürat ediyor olması çok can sıkıcı ve trajik bir durum olmuş. “Yabancı”nın Hindistan üzerindeki etkisi hala silinebilmiş değil. Günümüzde hala yabancılar gibi kriket oynayan, yabancılar gibi sütlü çay içen ve yabancılar gibi film çekmeye çalışan bir Hindistan var karşımızda. Hindistan’ın batıya ve yabancılara olan hayranlığını filmlerde görmezden gelmemiz imkansız. Yüksek bütçeli bir tarihi macera filmini doğrudan batılı örneklerinden kopyalamaya çalışmaları bu filmin ipini çekmiş. Thugs Of Hindostan’da bu türdeki bütün Hollywood filmlerinden bir şeyler var ama hepsi yanlış ve yersiz kullanılmış. Kendi tarihlerinde kolayca bulabilecekleri bolca dramatik hikayeye sahip olan Hintliler, “Yabancı”ya olan hayranlıkları yüzünden her şeyi kopyalamış ve ortaya bir keşmekeş çıkmış. 

 

Başta sorduğumuz soruya geri dönecek olursak, görünen o ki Hint Sineması’nın kurtuluşu yenilenmekten geçiyor. Hem “yabancı”ya öykünmeyi bırakacak, hem de kendi kalıplarının dışına çıkacak bir Bollywood yapılanmasının zamanı geldi. Bağımsız Hint Sineması’nda derinden derine ilerleyen bu yenilikçi yaklaşımlar, inanıyoruz ki bir gün genele de yayılacak. O gün geldiğinde de Thugs Of Hindostan gibi filmleri eski dönemin birer temsilcisi ve Bollywood’daki gelişimin öncüleri olarak hatırlayacağız.

 

İdil Hazal Acar