Çığlıklar ve Fısıltılar

Viskningar Och Rop

Çığlıklar ve Fısıltılar (1972) afişi Facebook'ta Paylaş
Ekle
8.7
/ 10
33 oy

05 Mart 1973

DramRomantik

91 Dak.PT91M

Ingmar Bergman

Cries and Whispers

39 kullanıcının favori filmi

Film Özeti

Karin ve Maria, ölüm döşeğindeki kız kardeşleri Agnes’e yardımcı olmak için bir araya gelirler. Ancak merhamet dolu geçmesi planlanan bu buluşma, kardeşler arasındaki kıskançlık ve bencillikle gölgelenir. Kanserin pençesinde kıvranan Agnes, kız kardeşlerinin ufak hesaplarının ötesinde, yaşadığı hayatın bir değerlendirmesini yapar ve geçmişiyle baş başa kalmayı seçer.Efsanevi yönetmen Ingmar Bergman, bu filmde insan ruhunun ezilmeyen gücünü gözler önüne sermeyi başarıyor. Bergman’ın uzun yıllar işbirliği yaptığı Oscar® ödüllü görüntü yönetmeni Sven Nykvist, güzelliği ve korkunçluğu nefes kesici resimlere dönüştürüyor.

Devamı
Gizle
Filmi Ekleyen SineTerapi
Tüm yorumlar (6)
mestame (Figuran) | 01 Aralık 2013, 23:11

ıngar bergman filmlerinin her biri gerçekten de çok özeldir.tüm dikkanizi vererek va yalnız izleyiniz yorumu yapsam çok da aşırıya kaçmış sayılmam.ölüm ün çığlığı ve fısıltıları kardeş ilişkileri.üzerine en derin insan duygularına değinen bu filmi sanatfilmi severlere öneriyorum.filmden ne anladığımı yazabilirdim ama her izleyici kendi payını almalıdır filmden.iyi seyirler.

Cevap Yaz
0
0
bluesstar (Dublör) | 26 Ekim 2013, 21:25

Bergman hayranlarının haz alacağı bir yapım olsa da bir çok izleyiciyi sıkabilecek düzeyde bir film. Üç kız kardeşin iç dünyalarındaki hesaplaşmaları anlatan film oldukça durağan... Beğendiğimi söyleyemem ancak izlediğime de pişman olmadığım bir film...

Cevap Yaz
0
0
gogola (Artist) | 07 Eylül 2013, 13:33

Muhteşem, Bergman yine yanıltmadı. Süper karekter betimlemeleri, karekterlerin psikolojik analizleri, her bir bireyin birbiri içinde ve aralarında yaşadığı gelgitler çok çok iyi. Berman filmlerinde beni en çok etkileyen her bir karekterin en ince ayrıntısına kadar olaylara ve diğer karekterlere psikolojik bakış açısını hissetmeniz, bu filminde de bergman bunu çok iyi başarmış. Çok güçlü bir yönetmen gerçekten. Oyunculuklar üst düzey. Liv Ullmann süper oynuyor, diğer oyuncularda çok iyi. İkinci roldeki hizmetkar bile muhteşem. Görüntüler çok etkileyici, evin kasvetli havası ve renk seçimi çok iyi oturmuş. Evin içindeymişsiniz gibi hissediyorsunuz. size özellikle önereceğim iki tane unutulmaz sahne zihnimde, biri hasta kardeş karekterinin filmin başındaki acı çekme biri de hasta karekterin hizmetçisi ile olan birlikte yatma sahnesi çok üst düzey sahneler. Bakışları bile mükemmel. Film oyunculuk, mekan ve ışık düzeyi açısından üst düzey. Senaryo ise çok doyurucu ve dolu dolu. Çünkü her sahne bir analiz ve tahlil içeriyor.Eleştiri noktası ise ağır akışı ama bergman fataniği iseniz bu da sizin için önemli değil.Alkışlar Bergman ve Liv'e.

Cevap Yaz
0
0
masalperest (Artist) | 03 Temmuz 2012, 23:41

geldi siyah sustu çığlık,taştı kırmızı baktı fısıltı....
odanın tüm sessizliğinin içerisinde ''ben acı çekiyorum'' diyen bir kadın ve tüm kırmızıyla bağıra çağıra çağıra ben geliyorum diyen bir film..bergman işi..filmde renk var sadece.her şey renk..konuşmalar,düşünmeler,uyumalar,yürümeler,yemeler,içmeler,ağlamalar ve her şey..en çok da çığlıklar ve fısıltılar..siyah ve kırmızı ve beyaz..başımı başka bir yöne çevirip de bu renkler neden böyle diye düşünmeme bile fırsat vermedi bergman..bu filmi gözde bir şey yapan da bu olsa gerek..insan içinde taşıdığı,gizlediği,beslediği hislere bir kulp arıyor bazen..ya da bir renk olsun aradığı..işte o renkler yerini tam olarak buluyor bergman'ın elinde..istediklerini yapıyorlar..ve anlatmak istediklerini sizin söyleyemediklerinizi o renkler sizin yerinize ifa ediyorlar.
''bu hayatta birine verilecek en güzel hediye bana verildi.bir hediye ki birden çok ismi var,beraberlik,arkadaşlık,ilgi,sevgi,lütuf dedikleri bu olsa gerek..'' hayat en büyük hediye belki de..

Cevap Yaz
0
2
fleursduspleen (Figuran) | 09 Ocak 2011, 04:12

kahredicilikleri -ki bu elbette benim tanımım-nedeniyle bergman filmlerine yanaşamıyordum uzun sayılabilecek bir süreden bu yana; son olarak isminin ve filmin zararsız görünen bir sahnesinin yer aldığı kapak resminin verdiği cesaretle düşler'i izlemiştim. bergman filmlerinin varoluşsal içeriği ve bu filmlerdeki bahtsız karakterlerin içsel, derinlikli, kesici, delici sorgulamalarından soyut, ayrık bir film olduğunu iddia etmek mümkün olmasa da, düşler'i izlemek yönündeki seçimimle yanılmadığım, yıpranmadığım, filmden bir iç kanamayla ayrılmadığımı rahatlıkla söyleyebilirim.
ancak düşler'in aksine, bergman'a ilişkin önceki deneyimlerimi filmin ismindeki ürkütücülükle birlikte değerlendirdiğimde, çığlık ve fısıltılar'ın yanı başından her defasında sessiz ve fısıltıyla geçip gitmem kaçınılmaz ve kronik bir hal almıştı; halihazırda geride bırakmakta olduğumuz bu gece yarısına kadar. elbette ki film, üzerinde ingmar bergman ismini taşıyor olmasının benzersiz etkisiyle yine oldukça görkemli, etkileyici, çarpıcı, karşı konulmaz bir güçte idi. izleyeni adeta kurtulmanın olanaksız olduğu bir girdabın içerisine çekip, oradan oraya savuran bu sanat eseri filmin şiddetinden, derin; ancak ölümcül olmayan yaralarla ayrılmamı, ruhumun bu büyük yaratıcıya dair geliştirdiği bir tür bağışık olma haline yoruyor ve kendimi şanslı hissediyorum. bergman'ın bu yoğun içerikli, benzersizce etkili filmlerini düşünüyorum da, her defasında bir, birkaç cümle uzunluğundaki enfes cümlelerle, filme esas olan, filmin varlık sebebini oluşturan sancı ve kaygıyı açığa çıkaran cümleler koyar ortaya bir karakter. tamam, bergman filmlerine özgü şiirsel ve metinsellik filmin bütününe ve her biri, anlatılmak istenen için önemli birer unsur olan karakterlerin tümüne yayılmıştır; ancak önceki cümleyle vurgulamak istediğim şey, yönetmenin kimi filmlerinde daha üst, genel, dışarıda, filmin dışında kimi karakterlerin kısa ziyaretleriyle filme dair bütün bir özü izleyiciye verip uzaklaşıyor oluşlarıdır. örneğin, persona'da doktor yapar bunu; 'aslında susmanı anlıyorum' la başlayan cümleler eşsiz bir tirata vücut verir; doktor, hayatı maskelerin ardına gizlenerek yaşamayı reddeden ve tepkisini sessiz kalarak gösteren hastasına hak verir; ancak aynı zamanda onu iyileştirmek, normalleştirmek zorundadır; bu çelişik hal, bütün bir filme dayanak olan esas düşünceyi özetlerken, aynı zamanda kurgunun dışındaki gerçek hayatın da bir özeti gibidir. çığlık ve fısıltılar’da agnes'in ölümünün ardından hüzünlü, huzursuz rahibin sancıyla söylediği sözler de bunun açık bir örneği değil midir?

Cevap Yaz
0
1
fleursduspleen (Figuran) | 09 Ocak 2011, 04:19

yer kalmadığından devamla:ölüyü, insanın tanrı ile iletişim kurmasının bir aracı, bir elçisi olarak gören rahip, hayatın anlamlı kılınması yönündeki dileğini, kendisinden daha inançlığı bulduğu agnes'in ölü bedeni aracılığıyla iletmek istemektedir. rahibin bu hali, bütün bir filme ve oradan da bütün bir insanlığa yayılan fısıltıların yakarışsal bir çığlığı değil midir? belki de bergman, yaptığı filmlerin, doğrusu eser ve izleyici arasındaki dokunulmaz ilişkinin ötesine geçerek, izleyiciyle bizzat kendisi konuşmakta istemektedir bu sahneler eliyle; kim bilir.

0
0
fleursduspleen (Figuran) | 09 Ocak 2011, 14:17

eklemek isteirm ki, oyunculuklar yine olağanüstü idi; filmde kullanılan müzikler ise yine yüksek bergman zevkinin alışıldık bir örneği. chopin ve bach’a ait ilgili eserlere, filmle karşılaştırmak suretiyle ulaştım; yani sağlaması yapıldı demek istiyorum. hatırlamak isteyenler Chopin Mazurka Op. 17 no. 4 in A minor ve Bach - Cello Suite No.5 iv-Sarabande isimleriyle arayabilirler ilgili eserleri.
aklıma gelmişken, filme hakim olan kırmızı rengin simgesel bir anlamı var mı? varsa nedir? bilgisi olan arkadaşlar paylaşırsa seviririm.

0
0
Reklamı Aç
Görüşleriniz