Peter Berg Filmografi
Dağıtım şirketinde şoförlük yapan Doug Heffernan (Kevin James) ile hukuk bürosunda sekreterlik yapan eşi Carrie Heffernan’ın (Leah Remini) aşk, yaşam, aile ve evlilik gibi konular çevresinde dönen maceralarına tanık oluyoruz. The King of Queens, ilhamını gündelik yaşamdan alıyor. Genç evli çift Doug ve Carrie yaşadığımız çağı yansıtan ev içi gerçekler ile boğuşurken ‘kendi halimize gülmemizi’ sağlıyor. Doug eşini, işini, büyük ekran televizyonunu ve dostları Deacon (Victor Williams), Spence (Patton Oswalt) ve Richie’yi (Larry Romano) çok seviyor. Doug’ın yemeğe olan aşırı düşkünlüğüne, Carrie’nin pahalı elbiselere karşı tutkusuna rağmen birbirlerine olan aşkları, karşılaştıkları her türlü çıkmazı aşmalarını sağlıyor.
The Leftovers, Tom Perotta‘nın aynı isimli romanından uyarlama bir dizi. Dizinin yapımcısı ve yürütücüsü Lost yapımcılarından Damon Lindelof.
Hristiyanlıkta Rapture diye bir kavram var. Hz. İsa’nın yeryüzüne inip inanan ve iman edenlerle birlikte yeniden yükseleceğine dair bir çeşit inanış. Dizi de bu ya da bu çeşit bir Rapture’ın sonrası üstüne kurulmuş. Dünya üzerinden milyonlarca insan silinmiş durumda. Dolayısıyla da ortalık fena karışmış. İki çocuk babası polis müdürü Kevin Garvey, birçok insanın açıklanamaz şekilde yok olmasından sonra durumu kontrol altında tutmaya çalışmaktadır. Tabii eşi Laurie’nin onu ve çocuklarını terk edip gizemli bir tarikata katılması bunu hiç de kolaylaştırmayan bir durum. The Leftovers’ın merkezinde Garvey Ailesi olsa da dizide bu tarikat, bir gazete editörü, bir liseli kız gibi aileyle bir şekilde bağlantılı, bağlantısız kişilerin başından geçenleri, bu olayın sonrasında yaşananları izleyeceğiz.
Film yıldızı Vince Chase, yakın arkadaş çevresi ve güvenilir menajeri ile Los Angeles'ın ıssız topraklarında doğru yol alıyor.
Gençlere yönelik suçlar konusunda uzmanlaşmış, genç görünümlü polis memurlarından oluşan gizli bir birimin davaları.
Sanat ve iş dünyasının birlikte yaşamasının giderek zorlaştığı bir dünyada hayatta kalmaya çalışan eski bir Hollywood film stüdyosunu konu alıyor.
Dizi, Amerikan Batısı'nın doğuşunun sert ve maceracı keşfini, kültler, dinler ve yeni dünya üzerindeki kontrol için savaşan erkek ve kadınların şiddetli çatışmalarını konu alıyor.
Vampir Alucard, onun efendisi Sir Integra Fairbrook Wingates Hellsing ve yeni dönüşmüş koruyucu Seras Victoria, İngiltere'yi vampir ordusuyla sonsuz bir savaş başlatmaya çalışan savaş çılgını SS-Major'dan korumaya çalışır.
Bridget ve Clay Gregory çifti aşırdıkları uyuşturucu hapları satarak yüzbin dolar nakit parayı cebe indirmişlerdir, ancak bu yasadışı alışveriş karı kocanın hayatını mutlu bir yönde değil yaptıkları bir münakaşa sonrasında Bridget'in paralarla birlikte evden kaçmasıyla berbat bir şekilde sonuçlanır.Kocasından ayrılmayı ve kendisine yeni hayat kurmayı planlayan Bridget çekici güzelliği olan fakat soğuk bir kadındır...
İkinci Dünya Savaşı’nın sonlarında karşı karşıya gelen bir Amerikan birliği ile teslim olmak isteyen bir Alman birliği arasında dostluk bağları oluşur ve birlikte Noel’i kutlarlar. Ancak teslim planındaki değişiklik, iki tarafı birbirleriyle savaşmaya zorlayacaktır.
Pearl Harbor saldırısının ardından Amerika'nın en yetenekli dört üniversite futbol yıldızı, şöhretlerini bir kenara bırakarak Deniz Piyadeleri'ne katılmaya karar verir. Savaşın yıkıcı yüzüyle tanışmaya hazırlanan gençler, Okinawa'nın sert işgaline doğru yol alırken kendilerini tarihin en unutulmaz maçlarından birinin içinde bulurlar. The Mosquito Bowl, spor tarihinin en büyük oyuncularından bazılarını savaşın eşiğinde bir araya getiren efsanevi bir karşılaşmayı odağına alıyor.
Nicholas Galitzine, Bill Skarsgård ve Ray Nicholson gibi isimlerin başrolü paylaştığı bu tarihi dramada, sahadaki mücadelenin yerini cephedeki hayatta kalma savaşı alıyor. Tom Francis ve Brent Comer’ın da kadrosunda yer aldığı yapım, birçok yetenekli sporcu için son oyun olma özelliği taşıyan bu özel karşılaşmanın duygusal ve çarpıcı hikâyesini beyazperdeye taşıyor. Peter Berg yönetmenliğindeki film, vatanseverlik ile spor tutkusunun kesiştiği noktada geçen trajik bir süreci izleyiciye aktarıyor.
The Leftovers, Tom Perotta‘nın aynı isimli romanından uyarlama bir dizi. Dizinin yapımcısı ve yürütücüsü Lost yapımcılarından Damon Lindelof.
Hristiyanlıkta Rapture diye bir kavram var. Hz. İsa’nın yeryüzüne inip inanan ve iman edenlerle birlikte yeniden yükseleceğine dair bir çeşit inanış. Dizi de bu ya da bu çeşit bir Rapture’ın sonrası üstüne kurulmuş. Dünya üzerinden milyonlarca insan silinmiş durumda. Dolayısıyla da ortalık fena karışmış. İki çocuk babası polis müdürü Kevin Garvey, birçok insanın açıklanamaz şekilde yok olmasından sonra durumu kontrol altında tutmaya çalışmaktadır. Tabii eşi Laurie’nin onu ve çocuklarını terk edip gizemli bir tarikata katılması bunu hiç de kolaylaştırmayan bir durum. The Leftovers’ın merkezinde Garvey Ailesi olsa da dizide bu tarikat, bir gazete editörü, bir liseli kız gibi aileyle bir şekilde bağlantılı, bağlantısız kişilerin başından geçenleri, bu olayın sonrasında yaşananları izleyeceğiz.
Dizi, Amerikan Batısı'nın doğuşunun sert ve maceracı keşfini, kültler, dinler ve yeni dünya üzerindeki kontrol için savaşan erkek ve kadınların şiddetli çatışmalarını konu alıyor.
Pearl Harbor saldırısının ardından Amerika'nın en yetenekli dört üniversite futbol yıldızı, şöhretlerini bir kenara bırakarak Deniz Piyadeleri'ne katılmaya karar verir. Savaşın yıkıcı yüzüyle tanışmaya hazırlanan gençler, Okinawa'nın sert işgaline doğru yol alırken kendilerini tarihin en unutulmaz maçlarından birinin içinde bulurlar. The Mosquito Bowl, spor tarihinin en büyük oyuncularından bazılarını savaşın eşiğinde bir araya getiren efsanevi bir karşılaşmayı odağına alıyor.
Nicholas Galitzine, Bill Skarsgård ve Ray Nicholson gibi isimlerin başrolü paylaştığı bu tarihi dramada, sahadaki mücadelenin yerini cephedeki hayatta kalma savaşı alıyor. Tom Francis ve Brent Comer’ın da kadrosunda yer aldığı yapım, birçok yetenekli sporcu için son oyun olma özelliği taşıyan bu özel karşılaşmanın duygusal ve çarpıcı hikâyesini beyazperdeye taşıyor. Peter Berg yönetmenliğindeki film, vatanseverlik ile spor tutkusunun kesiştiği noktada geçen trajik bir süreci izleyiciye aktarıyor.
Dünyaca ünlü video oyun serisinin atmosferinden ilham alan Call of Duty, Modern Warfare evrenini beyazperdeye taşımaya hazırlanıyor. Oyun dünyasının en sevilen hikaye döngülerinden birine odaklanan yapım, askeri operasyonların ve stratejik çatışmaların merkezinde geçen bir anlatı sunuyor.
Projenin mutfağında aksiyon sinemasının deneyimli isimleri Peter Berg ve Taylor Sheridan bir araya geliyor. Yönetmen koltuğunda oturan Peter Berg, aynı zamanda Taylor Sheridan ile birlikte senaryonun kaleme alınması ve yapım süreçlerinin yürütülmesi görevlerini de üstleniyor. Modern askeri temaları derinlemesine işleyen bu ekip, oyunun ruhuna sadık kalan bir sinematik deneyim inşa etmeyi hedefliyor.
The Leftovers, Tom Perotta‘nın aynı isimli romanından uyarlama bir dizi. Dizinin yapımcısı ve yürütücüsü Lost yapımcılarından Damon Lindelof.
Hristiyanlıkta Rapture diye bir kavram var. Hz. İsa’nın yeryüzüne inip inanan ve iman edenlerle birlikte yeniden yükseleceğine dair bir çeşit inanış. Dizi de bu ya da bu çeşit bir Rapture’ın sonrası üstüne kurulmuş. Dünya üzerinden milyonlarca insan silinmiş durumda. Dolayısıyla da ortalık fena karışmış. İki çocuk babası polis müdürü Kevin Garvey, birçok insanın açıklanamaz şekilde yok olmasından sonra durumu kontrol altında tutmaya çalışmaktadır. Tabii eşi Laurie’nin onu ve çocuklarını terk edip gizemli bir tarikata katılması bunu hiç de kolaylaştırmayan bir durum. The Leftovers’ın merkezinde Garvey Ailesi olsa da dizide bu tarikat, bir gazete editörü, bir liseli kız gibi aileyle bir şekilde bağlantılı, bağlantısız kişilerin başından geçenleri, bu olayın sonrasında yaşananları izleyeceğiz.
Dizi, Amerikan Batısı'nın doğuşunun sert ve maceracı keşfini, kültler, dinler ve yeni dünya üzerindeki kontrol için savaşan erkek ve kadınların şiddetli çatışmalarını konu alıyor.
Boulder Flats'in doğusunda, Wind River Indian Reservation'ın uçsuz bucaksız ve acımasız beyaz topraklarının derinliklerinde, deneyimli oyun takipçisi Cory Lambert, genç Kızılderili Natalie'nin donmuş bedenini keşfeder.
Bu federal bir suç olduğundan, FBI deneyimsiz ama cesur ajan Jane Banner'ı soruşturmayı yönetmesi için gönderir, ancak hazırlıksız yabancı, Natalie'nin cinayetinin gizemini çözmek için yakında Cory ile birlikte çalışacak. Çok geçmeden, Cory kaçınılmaz olarak kendi geçmişiyle yüzleşmek zorunda kalırken, aynı zamanda hem o hem de Jane adaletin yerine geldiğini görmek için can atıyorlar. Sonunda, bu verimli bir ittifak olacak mı?
Pearl Harbor saldırısının ardından Amerika'nın en yetenekli dört üniversite futbol yıldızı, şöhretlerini bir kenara bırakarak Deniz Piyadeleri'ne katılmaya karar verir. Savaşın yıkıcı yüzüyle tanışmaya hazırlanan gençler, Okinawa'nın sert işgaline doğru yol alırken kendilerini tarihin en unutulmaz maçlarından birinin içinde bulurlar. The Mosquito Bowl, spor tarihinin en büyük oyuncularından bazılarını savaşın eşiğinde bir araya getiren efsanevi bir karşılaşmayı odağına alıyor.
Nicholas Galitzine, Bill Skarsgård ve Ray Nicholson gibi isimlerin başrolü paylaştığı bu tarihi dramada, sahadaki mücadelenin yerini cephedeki hayatta kalma savaşı alıyor. Tom Francis ve Brent Comer’ın da kadrosunda yer aldığı yapım, birçok yetenekli sporcu için son oyun olma özelliği taşıyan bu özel karşılaşmanın duygusal ve çarpıcı hikâyesini beyazperdeye taşıyor. Peter Berg yönetmenliğindeki film, vatanseverlik ile spor tutkusunun kesiştiği noktada geçen trajik bir süreci izleyiciye aktarıyor.
Dünyaca ünlü video oyun serisinin atmosferinden ilham alan Call of Duty, Modern Warfare evrenini beyazperdeye taşımaya hazırlanıyor. Oyun dünyasının en sevilen hikaye döngülerinden birine odaklanan yapım, askeri operasyonların ve stratejik çatışmaların merkezinde geçen bir anlatı sunuyor.
Projenin mutfağında aksiyon sinemasının deneyimli isimleri Peter Berg ve Taylor Sheridan bir araya geliyor. Yönetmen koltuğunda oturan Peter Berg, aynı zamanda Taylor Sheridan ile birlikte senaryonun kaleme alınması ve yapım süreçlerinin yürütülmesi görevlerini de üstleniyor. Modern askeri temaları derinlemesine işleyen bu ekip, oyunun ruhuna sadık kalan bir sinematik deneyim inşa etmeyi hedefliyor.
Pearl Harbor saldırısının ardından Amerika'nın en yetenekli dört üniversite futbol yıldızı, şöhretlerini bir kenara bırakarak Deniz Piyadeleri'ne katılmaya karar verir. Savaşın yıkıcı yüzüyle tanışmaya hazırlanan gençler, Okinawa'nın sert işgaline doğru yol alırken kendilerini tarihin en unutulmaz maçlarından birinin içinde bulurlar. The Mosquito Bowl, spor tarihinin en büyük oyuncularından bazılarını savaşın eşiğinde bir araya getiren efsanevi bir karşılaşmayı odağına alıyor.
Nicholas Galitzine, Bill Skarsgård ve Ray Nicholson gibi isimlerin başrolü paylaştığı bu tarihi dramada, sahadaki mücadelenin yerini cephedeki hayatta kalma savaşı alıyor. Tom Francis ve Brent Comer’ın da kadrosunda yer aldığı yapım, birçok yetenekli sporcu için son oyun olma özelliği taşıyan bu özel karşılaşmanın duygusal ve çarpıcı hikâyesini beyazperdeye taşıyor. Peter Berg yönetmenliğindeki film, vatanseverlik ile spor tutkusunun kesiştiği noktada geçen trajik bir süreci izleyiciye aktarıyor.
Dünyaca ünlü video oyun serisinin atmosferinden ilham alan Call of Duty, Modern Warfare evrenini beyazperdeye taşımaya hazırlanıyor. Oyun dünyasının en sevilen hikaye döngülerinden birine odaklanan yapım, askeri operasyonların ve stratejik çatışmaların merkezinde geçen bir anlatı sunuyor.
Projenin mutfağında aksiyon sinemasının deneyimli isimleri Peter Berg ve Taylor Sheridan bir araya geliyor. Yönetmen koltuğunda oturan Peter Berg, aynı zamanda Taylor Sheridan ile birlikte senaryonun kaleme alınması ve yapım süreçlerinin yürütülmesi görevlerini de üstleniyor. Modern askeri temaları derinlemesine işleyen bu ekip, oyunun ruhuna sadık kalan bir sinematik deneyim inşa etmeyi hedefliyor.