Türkiye'nin sinema sitesi Sinemalar.com

Savaş Deneyimi

3 Şubat 2011

Son yıllarda bir furya oluşmakta. Savaş filmleri o görkemli binlerce askerin bir anda taaruz ettiği ve diğer binlercesinin onları savunmaya çalıştığı geniş planlardan göğüs planlara evrilmeye başladı. Çevremizde savaşlar artıyor ve bu savaşları göstermeye çalışanlar da savaşların psikolojik yanına vurgu yapmaya çalışıyorlar. Ancak kimse bu savaşların sebeplerine ve gereksizliklerine inmiyor, savaşları sorgulamıyor, savaşları kabullenilen birer olgu olarak görüyorlar. Savaş karşıtı bir film çıkmıyor pek, nasıl çıksın ki? Zamanın başından beri savaşan bir insanoğlu varken ve bu savaş amaçları onun hiçbir şey olmasa da kanında varken savaş karşıtlığına soyunmaya gerek yok diye mi düşünülüyor pek emin değilim. Savaşta askerin psikolojisi sebebiyle ölmüş masum insanlar bile meşrulaştırılırken pek de savaş karşıtı filme tanık olamayacağız artık gibi görünüyor.



2009 yapımı Lebanon filmi de ilk paragraftaki filmlerden birisi. İsrail yapımı film, 1982 yılındaki İsrail-Lübnan savaşının ilk gününde Lübnan’a giriş yapan bir müfrezeyi konu alıyor. Aslında müfrezeyi değil sadece bir tankı ve içindeki dört askerin psikolojik olarak ne durumda olduklarını konu alıyor. Bir piyade savaşında eşitliği bozan en önemli unsurlardan biridir tank ve genelde onu dışarıdan görürüz, genelde hikayesi anlatılan askerlerin üzerine yollanmıştır bu tank ve soğuktur, acımasızdır, insanın tırnağını bile bırakmayacak kadar vahşi silahlar barındırır. Bu filmde ise tam tersi bir durum var. Birkaç dakika haricinde film tamamıyla tankın içinde geçiyor. Kendisi de eski bir tank operatörü olan Samuel Maoz tarafından yönetilen film bu klostrofobik gerilim yapısı ile tam bir psikoloji savaşı veriyor. Yani kişisel deneyimden yola çıkılarak yaratılan bir ortam mevcut filmde.


Assi, Hertzel ve Yigal’in içinde bulunduğu tanka katılan son üye Shmulik ile savaşa hazır hale gelişini ve akabinde hemen savaşa yol alışını görüyoruz ilk olarak. Ardından müfreze subayı gelip brifingini veriyor ve ilk günkü görevlerinin çok kolay olduğunu söylüyor. Hiçbir şey bu kadar kolay olamaz ki. Zira olmuyor da. Uçakların bombaladığı bir kasabaya giren askerlerin dışarıyı nasıl gördüklerini birebir hissetmemiz için savaşı namluyu kontrol eden gözden görüyoruz. Bu da izleyenlere bir daralmışlık hissi veriyor apaçık bir şekilde. Zaten filmin tamamı küçücük demirden bir kutuda geçerken bir de etrafa bu şekilde bakmak tam bir işkenceye dönüşüyor. Film de buna paralel olarak ilginç, aşırı gerilimli ve aksiyonlu şekilde başlarken ilerleyen safhalarda bu durum yerini hem askerlerde hem de izleyenlerde bir mide kasılmalarına bırakıyor. Tankın içindeki askerlerden biriymişiz gibi dışarıyı o gözle izliyor, tank isabet alınca ortalığa saçılan yemekleri temizlemek için bile tankın kapağını açamayacak hale geliyoruz. Nasıl açalım ki? En güvenli yer, göreceli de olsa bu tankın içi. Dışarıdaki vahşetten başka nasıl kaçılabilir ki? Lübnanlı bir askerin esir aldığı ailenin dramını da buradan izliyoruz, falanjistlerin bozuk psikolojisini de buradan izliyoruz, hemen yanında kafası olmayan bir adam olmasına rağmen anlamsızca orada oturmaya devam eden yaşlı bir lübnanlıyı oradan izliyoruz ve bu görüntüler ile vahşete yenik düşerken insan olduğumuzu unutmamaya çalışıyoruz. Nasıl ki askerlerin eli tetiğe gitmiyor filmde bizim de elimiz tankın kapağına gitmiyor. Hapsedilmiş bir şekilde olan biteni izliyoruz ve çıkış yolunun gösterilmesini istiyoruz çünkü kaybolmuşluk hissi her yerde!



Lebanon, savaşın psikolojik yönünü başarıyla aktaran ancak ne savaşın sebebine ne de olanların saçmalığına değinmeden, özellikle uzak duran “Bilmemek en güzeli” mottosunu kendine esas edinmiş filmlerden. Savaş bir görev, askerlerin amacı görevi en hızlı şekilde bitirip evlerine dönebilmek. Bir soru: Kendi evinde savaş varken bu savaşın sebebine ve o askerin görevini (!) yerine getirip evini kurtarmasının hikayesine ne zaman değinilir? Lebanon, Beşir ile Vals filminden daha fazlasını vermiyor birçok konuda. Ancak bir savaşa tankın içinden bakma fikri oldukça başarılı yine de. Venedik Film Festivali’nde Altın Aslan ödülünü alan film, birçok yönden savaş deneyimini ve kapalı ortamın bozduğu psikolojiyi başarıyla aktarıyor ancak diğer taraftan; savaşın varlığına hiçbir gönderme ve sorgulama yapmayarak olanları meşru zemine oturtuyor.

Tüm yorumlar (0)

Avatar
Görüşleriniz