Türkiye'nin sinema sitesi Sinemalar.com

Festival Programından Çıkarılan “Bir Yudum Sevgi”

21 Mayıs 2008

11. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali\'nin gösterim programından son dakikada çıkarılan “Bir Yudum Sevgi”; Türk sinemasının cv’si en sağlam filmlerinden biridir.

Türkiye’de feminist hareketin ivme kazanmasıyla birlikte, Duygu Asena çıkışlı, kadını \'\'varoluşsal\'\' nitelikleri anlamında sorgulayan ve göz önüne koyan bir süreçte; Atıf Yılmaz\'ın çektiği bir dizi kadın filminden biridir.
 
 “Bir Yudum Sevgi”yi, genel anlamda kadın erkek ilişkileri üzerine yapılan filmlerden ayıran temel bir özellik vardır. Bu tür filmlere konu olan ilişkiler, sürekli toplumun daha sosyal ve ekonomik anlamda üst katmanlarında yaşanırmış gibi anlatılırken, “Bir Yudum Sevgi”de kenar mahallenin sıradan gibi duran ama sıradan olmayan küçük dünyasından anlatılır  kadın ve erkeğin tüm alt duyguları...

Filmin fonunda yer alan fabrika, işçilerin yaşamlarına ait ayrıntılar; detaycı, naif ve hoştur. Elbette bunda Latife Tekin\'in olağanüstü gözlemciliğinin yanı sıra; varoşları, işçileri, onların sorunlarını çok iyi biliyor olmasının payı büyüktür.

Bu filmin bütün sıcaklığı ile size geçmesindeki önemli etkenlerden biri de, öykünün, filmin oyuncularının birçoğunun toplumsal duyarlılıklarından dolayı yakın durdukları bir iklimden olmasıdır.  

Hale Soygazi, gerçek hayat hikâyesinden senaryolaştırılmış bu filmin kahramanlarıyla bire bir görüşmüş, film öncesinde uzun bir süreyi o mahallede onların tarzında kılık kıyafetler giyerek gündelik hayatlarının içinde geçirmiştir.
 
Filmin temelde iki ana karakteri vardır. Kadın, ekonomik bunalımla, işsiz güçsüz ayyaş kocasının (Macit Koper) ilgisizliği arasında bunalmış, dört çocuk doğurmasına rağmen (!);içsel coşkularını, cinsel kimliğini, tutkularını bastırmış; eş ve anne olmanın yüküyle içsel başkaldırılarının arasında kalmış, mutsuz Aygül\'dür (Hale Soygazi).

Erkek ise; geleneksel yapıdan kaynaklanan, aslında erkekleri de seçimleri konusunda çok özgürleştirmeyen bir seçimsizlikle (gelenek), aile baskısı sonucu teyze kızı (Meral Çetinkaya) ile evlenmek zorunda kalmış Cemal\'dir. Köyden taşınmış geleneklerle yaşanılan bir eşle, kent arasında sıkışmış bir hayattır onunki de.  

Kocasının çalışmaması sonucu çocuklarını geçindirebilmek için iş arayan Aygül\'ün yolu aynı fabrikada Cemal’le kesişir... Öyküsünü, temelde iki karakter odağında anlatıyor gibi gözükse de filmin dokunduğu ve ele aldığı konunun derinliği ve boyutu büyüktür. Belki de toplumsal yapımızın en mahrem ve en dokunulamaz alanına çomak sokmaktadır.

Toplum önderi iddiasındaki bir takım odakların, ahlak diye diye sürekli üstünü örtmeye çalıştıkları, ama insanın doğasında var olan, cinsel taleplerin açığa çıkmasının sınıfsal bir sorun ya da onların nitelemesi noktasından bakınca bir yozlaşma değil; insani olduğunun dışa vurumudur.

Eğer cinsellik temelli bir sorgulamadan bakılacaksa; yozlaşan ahlak, temiz ve insani duygularla sevgi ve güvene dayalı bir sığınmışlığın yaşattıkları mıdır? Yoksa parayla, güçle, satın alarak; kadını cinsel bir meta gibi kullanmak mıdır? Bu soruların cevaplarını da düşündürten film, “evli ve çocuklu insanlar aşık olamaz mı” sorusunun bir anlamda yanıtıdır da...
          
Aslında film soruları sorar, ortaya bir olay örgüsü koyar ve kendi yanıtınızı vermenizi bekler... Film fazlasıyla insanidir, öteki eşlerin hiçbirini karanlık ve kötü çizmez; aksine onların da yanlış bir işleyişin kaybedenleri olduğunu ortaya koyar...

Yoksulluk üzerine duygu sömürüleri yapmadan, sıradanlaşmadan, pembe tablolar çizmeden, bütün sıcaklığı ile anlatır öyküsünü... Ana karakterlerin başarılı oyunlarının yanı sıra, tüm yan rollerdeki samimiyeti de hissedersiniz film boyunca...

Bir kadın ve bir erkek arasında varlığı asla yadsınamayacak cinsel çekimi, tutkuyu ve sonuçlarını ortaya koymaktan çekinmez film. Cesurdur... Belki de tek cevabını sadece mutlu sonla bitirerek verir. İronik bir göndermeyle sahnelediği Cemal\'in annesinin büyü faaliyetlerine, çevrenin gizliden baskısına rağmen başkaldırının (duyguların) tarafında yer alır...

Ve finalinde, beş çocuklu bu yeni yaşamın fotoğraflarında özellikle erkeğin yüzünde ki değişime dikkat çeker. Geçim derdinin korkusudur bu, ama mutluluğun da resmidir...
               
Eğer bugüne kadar izlemediyseniz, 22. Antalya Film Şenliği’nde gösterilen, Atıf Yılmaz’a en iyi yönetmen, Hale Soygazi’ye en iyi kadın oyuncu, Macit Koper’e en iyi yardımcı erkek oyuncu ve Yalçın Tura’ya en başarılı müzik dallarında Altın Portakal kazandıran; 1986 Uluslararası İstanbul Sinema Günleri\'nde en iyi film ödülüne layık görülen ve Sinema Yazarlarının “1984–1985 mevsiminin en başarılı filmleri soruşturması"nda 2.sırayı almış bu filmi mutlaka izleyin...

“Bir Yudum Sevgi”; Türk sinemasının, derdini doğallıktan kopmadan, öyküsünü hiç sağa sola sapmadan hızla anlatabilen yüz aklarından biridir.

Premier Grup

Tüm yorumlar (2)

Avatar
IndianaJoNeS2 (Profesyonel) | 7 Temmuz 2008, 09:55

bazı yaşamlar toz pembedir bu yaşam acılı ama toz pembe bir uslup ile anlatılmış..

Cevap Yaz
0
0
weltem (Jön) | 30 Mayıs 2008, 16:21

bu kritik çok iyi oldu.. sıkıntılı bir yaşamı gözüme sevimli kıldı.. mutlu sonları severim..

Cevap Yaz
0
0
Görüşleriniz