Görüyorum ki benden uzun süredir
haber alamamışsın! Vizyona giren filmlerden ve en son gelişmelerden anında haberdar olmak ister misin? İzin Ver Daha Sonra
Türkiye'nin sinema sitesi Sinemalar.com

Efsane Görüntü Yönetmeni Hayatını Kaybetti

20 Mayıs 2014

Ünlü  görüntü yönetmeni Gordon Willis  hayata gözlerini yumdu. Willis, Baba, Manhattan, Annie Hall gibi filmler ile tanınıyordu.

Görüntü yönetmenliğinde gölge ve ışıkla ustaca oynaması sebebiyle "karanlıkların prensi" diye anılan Willis, 82 yaşında yaşama veda etti.

Tüm yorumlar (2)

Avatar
FORHAN (Jön) | 12 Ekim 2015, 11:24

Baba filminin görüntü yönetmeni olarak aklımda kalmış.

Cevap Yaz
0
0
WhiteWalter (Profesyonel) | 20 Nisan 2015, 15:28

Dünya Sinemasında radikal tavırlarıyla bilinen bir teknisyen-sanatçı olması, çalıştığı filmlere çok önemli katkılar sağlaması, görüntü yönetmenliği mesleğinde biz takipçilerine haklı ve saygınlığı şüphe götürmeyecek mesleki kazanımlar ve bilgiler bırakması onun gerçek bir usta olduğunu kanıtlıyordu.
Gordon Willis çok nadir birkaç görüntü yönetmeninin uyguladığı gibi meslek hayatı boyunca bir düzine kadar filmde çalıştı. Yılda iki-üç film çeken görüntü yönetmenleri gibi kendini çok yormadı, kendisine yollanan senaryo ve prodüksiyonlarda seçici oldu. Amerikan sinemasının en önemli dört – beş yönetmeni dışında başka yönetmenlerle birlikte çalışmadı.
1970’li yılların başı, Paramount film stüdyosunun atağa geçtiği günlerdi. Polanski filmi “Rosemary’s Baby, Sergio Leone başyapıtı “Once upon a time in the West” Jane Fonda’nın cazibesiyle “Barbarella” Henry Hathaway filmi “True Grif” Delon-Belmondo klasiği “Borsalino filmi, gelmiş – geçmiş tüm aşk filmlerinin kılavuzu “Love Story”, tiyatro eserinden uyarlama kara mizah başyapıtı “Harold and Maude” v.s filmleri ile büyük itibar ve paralar kazanılmıştı.
Bu arada Mario Puzo’nun çok satan “Baba” romanının film hakları satın alınmış, filme çekilmesi bekleniyordu. Coppola gibi henüz 30 yaşında olan ve küçük bütçeli filmler çeken bir yönetmen ile meslek hayatının üçüncü yılında bir görüntü yönetmenine bu senaryoyu teslim etmek, Amerikan sinema sektöründe çok büyük bir kumardı. Marlon Brando gibi geçimsiz bir oyuncuyu, Robert Duvall gibi projeleri peş peşe dizilmiş bir diğer oyuncuyu hele hele Al Pacino gibi tıfıl bir diğer oyuncuyu ve bunların yanında sesiz sinema döneminden 1970’lere kadar yüzlerce filmde oynamış yetmişe yakın usta oyuncuları saatlerce ışık provasında bekleten bir görüntü yönetmenine ses çıkarmamaları ve onun direktiflerine uymaları dönemin sinema çevreleri tarafından şaşkınlıkla karşılanıyordu. Projenin batması hayal bile edilemezdi. Paramount’un arkasında olan Gulf and Western şirketinin hisseleri borsada taban yapar ve stüdyo anında büyük bir zararla el değiştirirdi.
Gordon Willis dönemin teknik imkanları dahilinde güçlü amber rengi filtreler ve sert tepe ışıkları ile rakipsiz Kodak firmasının dönemin mavi ağırlıklı Eatmancolor filmlerinin renk hakimiyetini kırıyordu. İtalya’dan göçen bir ailenin Newyork ve çevresinde mafya hakimiyetini ele geçirmesinin anlatıldığı filmde, koyu kahverengi renkler hakimdi. Gordon Willis, Rönesans ressamı Caravaggio’dan etkilenmişti. Sonraki yıllarda da Storaro, Zsigmond, Chapman, khondji, Elmes v.s gibi görüntü yönetmenleri de “kahverengi tonu” çalıştıkları filmlerde devam ettireceklerdi. Görüntü yönetmenliği dönemimde de ben, Türkiye’de talep olmadığı için piyasaya sürülmeyen bu filtreleri, ancak küçük renk scalalarından, demir para büyüklüğünde kesip objektifle, kamera badisi arasına koyarak bu renk tonunu yakalar gibi oluyordum. (Bu doğru bir uygulama değildi, malzeme yokluğu nedeniyle başvurulan ve başarılan bir çalışmaydı. Objektif ardındaki filtre nedeniyle görüntülerde çok küçük bir netlik bozumu oluşuyordu, bu da fazlasıyla göze batmıyordu. Mümkün olduğunda çok genel çerçevelerden kaçınıyordum.) Görüntü yönetmeni olarak çektiğim son dönem filmlerinde bu renk hakimiyeti fazlasıyla görülür. Aynı günlerde sinema ve televizyon sektörüne iş üreten görüntü yönetmenleri, sahnede bulunan masa-sandalye hatta divan altlarının loş kalan kısımlarına bile lamba yaktırarak, gece çekimlerinde sokakları gündüz kadar parlak yaparak, ay ışığının ev içine; nerdeyse yeryüzüne inmiş bir ay’dan geliyormuş gibi yansımasına, sahnede hakim olan duvara pencere korkuluklarının gölgesini son derece net çıkartarak akla ziyan ve doğal-dışı ışıklandırmalarıyla günlerini geçiriyorlardı. (Teknik olarak bu çalışmaları tasvip etmeyen bir çok eğitimli görüntü yönetmeni bu günlerde mesleğe başlamayarak başka sektörlere kayacaklardır.)
Gordon Willis, Woody Allen’le en önemli filmlerinde birlikte çalıştı. Bağımsız yapımcı-yönetmen Alan Pakula’nın yine çok önemli filmlerinde çalıştı. Baba filmleri serisini sürdürdü. Genç yaşta ölen yönetmen James Bridges ile birlikte çalıştı. Tartışmasız bir oyuncu olan Alan Arkin’in ilk yönetmenlik çalışmasında birlikte çalıştılar, Gordon Willis çok önemli ödüller kazanırken, sinemadan ve ilkelerinden hiçbir zaman vazgeçmedi. Dünya kültürüne bıraktığı filmleriyle daima anılacaktır.(alıntıdır)

Cevap Yaz
0
1
Görüşleriniz