!f'ten Akıllarda Kalacak Bir Anime: Çocuk ve Canavar (Film Değerlendirmesi)

12.03.2016 13:16

Bu yıl !f Ankara'ya gelen filmleri incelediğimde bana hitap edeceğini düşündüğüm çok film çıkaramadım. Gitmek istediklerimin bir kısmına da elimde olmayan nedenlerden ötürü bilet bulamadım. İzleyebildiğim yalnızca 3 film içinde ise yüzümü güldüren, hayata dair umut ve hırsımı tazeleyen, bana birşeyler anlatabilen 2 filmden biri olan Çocuk ve Canavar (Bakemono no ko) üzerine birşeyler yazmak istedim (diğeri İzlanda yapımı Serçeler).

Filmde Ren adlı 9 yaşında bir çocuğun büyüme ve olgunlaşma hikayesi anlatılıyor diyebiliriz. Ren'in anne ve babası ayrılmış, daha sonra birlikte yaşadığı annesini bir kaza sonucu kaybetmiştir. Çok zengin akrabalarıyla rahat bir yaşam sürebilecekken Ren evden kaçar. Babasıyla da yıllardır görüşmediği için koskoca şehirde yapayalnız kalmıştır. Ne yapacağını bilmez bir haldeyken hiç beklemediği bir şeyle, korkunç görünümlü bir yaratıkla karşılaşır. Onu takip eder ve kendini gizli bir geçitten geçtikten sonra gerçek bir "hayvanlar alemi"nde bulur. Burada yeniden adının Kumatetsu olduğunu öğrendiği canavarla karşılaşır ve bu kaba-saba, agresif ve yapayalnız, ancak müthiş dövüş yeteneklerine sahip canavarın çırağı olur. Birbirinden çok farklı dünyalara ait, ama aynı zamanda birbirine çok benzeyen bu ikili, yıllar sürecek ve hiç kopmayacak bir bağla bağlanmışlardır artık.

-- YAZININ BU BÖLÜMÜ FİLMLE İLGİLİ İPUÇLARI İÇEREBİLİR (SPOILER) --

Çocuk ve Canavar, çocuklara öğretilmeye çalışılan bütün derslerin, olumlu değerlerin sıralandığı, tüm masallar gibi didaktik bir yapım. Aynı zamanda başarılı bir şekilde kurgulanmış farklı bir görsellik sunuyor. Ama ilk anda Ren'in karşılaştığı o "kokteyle" benzer ortam, insanlar dünyasından farksız. Popülerin peşinden gitme, sevilmeyeni dışlama orada da var. Ren kendi dünyasında yapayalnız bir çocuk olarak gelmiştir buraya. Kendisini kabul edecek, ona kol kanat gerecek kim olursa olsun yanında kalmaya razıdır. Ve ilk başlarda hoşlanmasa da, Iozen ile yaptığı ilk düelloda kendisi gibi yapayalnız olduğunu gördüğü Kumatetsu'nun çırağı olmayı kabul eder ve adı da dahil olmak üzere insan dünyasına ait her şeyi geride bırakır.

Kumatetsu olağanüstü yeteneklerine rağmen empati yeteneği olmayan, stratejik düşünemeyen, bu nedenle kimsenin çırağı olmak istemediği bir "ayıdır". O da Ren gibi yalnız büyümüştür, kimsenin yardımı olmadan öğrenmiştir öğrendiklerini. Ren de tıpkı ustası gibi dik kafalı, geri adım atmayan bir karakterdir yaşına rağmen. Ancak Hyakushubo'nun olgun yönlendirmeleriyle kendi yeteneklerini kullanmaya, ustasından öğrenebildiği her şeyi kapmaya başlar. Bu noktadan sonra onun saygısını kazanır ve yavaş yavaş teknik konularda da kendini geliştirmeye başlar.

Filmde çok fazla mesaj veriliyor, ama önemlisi "herkesten birşeyler öğrenilmesi, kendi bildiklerini de başkalarıyla paylaşma" gereği bence. Ren dövüşle ilgili her şeyi ustasından öğrenir, ustası ise bildiklerini paylaşmak gerektiğini ve kaç yaşına gelirse gelsin herkesten öğrenecek birşeyler olduğunu... İkinci büyük ders ise affetmek ve yardım etmek gerekliliği. Sadece başkasını değil, ondan önce kendimizi de affetmeli ve başkasına verdiğimiz ikinci şansı kendimize de verebilmeliyiz, geç kalındığını düşünmeden. Ren'in ve Ichirohiko'nun içindeki boşluk, sadece insan oldukları için değildir kuşkusuz. İkisi de terkedilmiştir, ikisi de aradan yıllar geçse de bu hıncı içlerinde saklar. Ren dünyaya döndükten sonra öz babasına tepki gösterir, diğeri "başka" olmanın acısını tüm ömrü boyunca duyar, babası ve kardeşi gibi dişleri çıkmadığı için sürekli ağzını kapatma gereği duyar.

Ren bütün insanların kötü olmadığını iyilik timsali arkadaşı Kaede'den öğrenir. Kumatetsu, sevdikleri için fedakarlık yapmanın önemini öğrenir ve o çok değerli "yeniden doğup tanrı olarak dünyaya gelme" hakkından feragat ederek Ren'in "kalbindeki kılıç" olmayı kabul eder. Diğer hayvanlar bütün insanların öcü olmadığını Ren'le öğrenirler, Kaede de şartlar ne olursa olsun mücadele etmeyi öğrenir. Ren ise sadece öğrenmeyi öğrenmiştir desek bile yeterli olur sanırım.

Ben kendi adıma karşılıklılık esasına dayanan ilişkilerden hoşlanmayan biriyim, "Al Gülüm Ver Gülüm" sözünü tiksindirici bulurum. Ama bu film bunu değil, şartların getirdiği bütün kişi ve durumları gözlemeyi, kabul etmeyi ve alınabilecek her şeyi almak için kararlı olmayı anlatıyor. Birşeyler edinebilmek için kimsenin omzuna basmaya ihtiyaç olmadığını, öğrenmenin hayat boyu devam eden bir süreç olduğu söylüyor. Üstelik kazanımların hiçbiri maddi değil.

Filmde kalabalıkların umursamazlığı, duyarsızlığı da bence ele alınan konulardan biri. Ren'in nefret dolu çığlıklarına, steril kalacakları bir mesafeden bakıyor, sonra yollarına devam ediyorlar, kimse ona birşey sormak, yardım etmek istemiyor. Dahil olmak yerine tanık olmayı ve bunu bile saklamayı tercih eden günümüz metropol insanına bir eleştiri gibi görebiliriz bunu.

Çok bariz Moby Dick ve Kaptan Ahab göndermeleri de mevcut. Zaten filmde de açık açık söyleniyor, Ahab'ın kendi ruhunda balinayı adeta yaşattığı, kendi yansımasını onda gördüğü, kaybettiği bacağının doğurduğu bütün o intikam duygusuyla aklını yitirmiş gibi onu aradığı anlatılıyor. Ichirohiko'nun içinde de aynı boşluk var, intikam duygusu, dizginlenemeyen hırs, ego, ne derseniz deyin. Kendi türdeşlerinden nefret ediyor. İşte o dövüş anında Moby Dick ile Ahab karşı karşıya geliyor aslında. İkisi de hayatını ortaya koyuyor, ikisi de "boşluğa" teslim oluyor. Ren'in hiç yanından ayrılmayan, adeta bir sağduyu ve vicdan simgesi olan o faremsi yaratık bile onu durduramayarak yere düşüyor, halbuki daha öncesinde Ren'in Ichirohiko'yu öldürmesine engel olan oydu. İşte o anda Kumatetsu'dan yardım geliyor zaten, her şey tatlıya bağlanıyor vesaire.

O farecik ile Kaede birbirine çok benzer şeyleri simgeliyorlar aslında. Ren o kadar yıl boyunca "insan" olduğunu unutmadıysa o küçük yaratığın sayesinde diyebiliriz. Ama yaratığın ağzı yok ki konuşsun, bu yüzden ona "insani" değerleri açıkça hatırlatacak bir rehbere ihtiyaç duyduğu anda Kaede ile karşılaşıyor. Ren'i Ichirohiko'dan ayıran yegane fark vicdan ve sağduyu timsalleriyle, insan dünyasının iyi temsilcileriyle karşılaşması olabilir.

İlginç bir nokta da dövüş stilleri... Dövüşen hayvanların kılıçları olmasına rağmen kılıçlar hep kınında kalıyor. Adeta "kendo" yapıyorlar. Kan dökülmüyor. Kendo felsefesinden anlayanlar, burada güzel bir analoji yakalayabilirler gibime geliyor, ben bilmediğim için ukalalık yapmayayım. Öte yandan birçok konuda insanlarla en azından karşılaştırılabilir seviyede işler başarabilen hayvanların telekinezi alanında insanların çok gerisinde kalması da aklıma takılan bir durumdu.

-- İPUCU İÇEREBİLECEK BÖLÜMÜN SONU (SPOILER) --

Ghibli artık yok, ancak Ghibli'nin naifliğini fazlasıyla yansıtan bir ortam var bu filmde. Hayvanlar alemi, adeta Miyazaki'nin Ruhların Kaçışı filmindeki gibi "pazar yeri" gibi rengarenk. Film, benim gibi izlememiş olanlar için Mamoru Hosada'nın eski filmlerini de izleme isteği uyandıracak kadar iyi. Fazlasıyla Amerikanvari düello sahnelerinin çokluğu, insani ve hayvani değerlerin çok net ayrılması (istisnalar vurgulansa da) ve didaktikliğin fazla "kör göze parmak" şekilde verilmesi yüzümü biraz düşürdüyse de, Çocuk ve Canavar'ın çok keyifli bir film olduğu gerçeği değişmiyor. Klişe tabirle "büyüklere masal" deyip geçebiliriz, ama bence "büyüklerin de izleyebileceği bir çocuk masalı" demek daha doğru, bu yüzden film "kör göze parmak" belki de...

7.5/10