İnat Aynı, Ortaya Koyuş Şekli Farklı (İnatçılar Film Değerlendirmesi)

26.06.2016 15:33

Grimur Hakonarson'un geçen yılki Cannes Film Festivali'nde Un Certain Regard ödülünü kazanan, yine bu yıl İstanbul Film Festivali'nde Uluslararası Yarışma'da En İyi Film ödülünü alan İnatçılar (Hrútar / Rams) 17 Haziran günü gösterime girdi. Daha önce kısıtlı sayıda İzlanda filmi izlesem de onlardaki huzurlu, kalabalıktan uzak, sessiz sakin ve minimalist ortamlar genelde kendini belli ediyordu ve İnatçılar belki de bunun zirve noktasını oluşturuyor.

Film İzlanda'nın uçsuz bucaksız düzlüklerin olduğu, dünyanın en tenha bölgeleri arasında sayabileceğimiz kuzey tarafından geçiyor. Kuşaklar boyunca küçükbaş hayvan yetişticiliği yaparak geçinen Böðvarsson ailesinin kalan son üyesi, Gummi ve Kiddi, dede mesleğini sürdürseler de 40 yıldır birbirleriyle konuşmayan, yanyana çiftliklerde yaşayan ve sürekli bir rekabet halinde olan iki kardeş. Dargınlıklarının nedeni bilinmiyor. Yörenin en iyi koçu için yapılan yarışmaya her yıl ambargo koyuyorlar. Birbirleri dışında bir dertleri yok. Derken bir gün sürülerinde tespit edilen "Scrapie" hastalığı her şeyi değiştirir. Bölgedeki bütün küçükbaşlar gibi onlarınkiler de itlaf edilecektir. 2 yıl sonra devlet onlara yeni koyunlar verecektir. Ama gurur kaynakları olan Böðvarsson koyunlarının soyu kuruyacaktır. Gummi kendine göre bir çözüm bulup gurur kaynağı koçu Garpur ile birkaç koyunu yetkililerden gizleyip kalanları öldürür. Artık durum ikisinin arasındaki bir mesele olmaktan çıkmıştır. Böylesine önemli bir mevzu bile onların konuşmasını sağlamayacaksa ne sağlayabilir ki?

Bu filmde alt metin aramak ne kadar gerekli bir çaba bilmiyorum. Öyle mesaj vermeye çalışmaktan ziyade basit, kendi halinde iki insanın hayatından bir kesit anlatmaya çalıştığını düşündüm. Bu anlamda filmin içinde belli belirsiz verilen bazı parçalardan iki kardeşin karakter yapbozunu tamamlamaya çalışmak çok daha anlamlı ve keyifli bir uğraş oldu benim adıma.

--- YAZININ BU KISMI FİLMLE İLGİLİ İPUÇLARI İÇEREBİLİR (SPOILER) ---

İki kardeşin neden dargın olduğuna dair net bir açıklama yok. Yalnızca bir sahnede babalarının tüm mirasını Gummi'ye bıraktığını öğreniyoruz. Ve babalarının bu tercihinde iki karakterin filmde zaman zaman hissettirilen karakter özelliklerinin payı olduğunu varsayıyoruz. Gummi (Guðmundur) son derece düzenli, hesabını iyi bilen, insanlarla daha iyi ilişkiler kuran, ama saman altında su yürütmeyi de becerebilen, özetle bir çiftliği yönetmeye daha müsait gibi görünen bir karakterdir. Kiddi (Kristinn) ise kardeşinin tersine fevri, asosyal, alkolik, hafiften dengesiz, gözükara, stratejik düşünme yeteneğinden yoksun, yani ne zaman ne yapacağı belli olmayan, tahmin edilmesi güç bir karakterdir. Babalarının, çiftliği Gummi'ye emanet etmesine Kiddi'nin çok içerlemesini anlayabiliriz, üstelik nedense Kiddi'nin yaşça daha büyük olduğu hissine kapıldım. Ama mantıklı düşünüldüğünde sorumsuz abi, akıllı kardeş vakalarından biriyle karşı karşıya olduğumuzu düşünüyorum. Ve babanın bu tercihini ortam koşullarında değerlendirdiğinizde hak vermekten başka birşey yapamıyorsunuz.

Ama önemli bir ortak noktaları var, ikisi de yüzyıllar öncesinden başarıyla günümüze gelen koyun sürülerini her ne pahasına olursa olsun savunacak kadar delidirler. Sadece yöntemleri farklıdır: biri itlaf ekiplerini silahla karşılar ve olay çıkarır, diğeri tüm koyunlarını kendi eliyle öldürerek dikkat dağıtır. Gummi'nin küçük sırrı ortaya çıktığında, işbirliği yapmak, yani konuşmak zorunda kaldıklarında, adeta ailenin onuru söz konusu olduğunda yılların küslüğünü bir kenara bırakmaları gerektiğini hemen anlarlar. Bütün cesaretlerini ortaya koymaları bile sürüyü kurtarmaya yetmez, ama başka bir şey bulurlar -en azından Kiddi bulur-, daha değerli olan şeyi, yani bizzat kendi soylarınını hatırlarlar. İkisinin de hayatında başka hiçkimse yoktur ve tüm hayatlarını bağladıkları sürüleri elden gittiğinde bile birbirleri vardır. Kendi kanından olan son kişi, hayatlarının geri kalanının yaşamaya değer kılacak son kişidir aynı zamanda. İşte bunun farkına varmak çok önemlidir, tüm koyunlarını kaybetme pahasına bile olsa gelecekte güzel şeylerin geleceğine dair bir umut ışığı doğması demektir. Film sanırım yeni bir başlangıç yapabilmek için her şeyi kaybetmek gerektiğini savunuyor, bu düşünceye birçok kişi katılacaktır eminim ki.

Bir başka konu ise Kiddi'nin şampiyon koçu Sproti'nin "scrapie" hastalığını Gummi'nin ihbar etmiş olması. Yarışmayı kaybettiği için kıskançlıktan çıldıran Gummi, Sproti'nin her yerini inceliyor, zaten Kiddi 'nin sürüsünde ölmüş bir hayvan görmesi ve bu tür konularda yeterince araştırma yapması sonucunda hastalığı keşfediyor. Durumu yetkililere ihbar etmesinin kendi sürüsünü de yok edeceğinin elbette farkında, ancak muhtemelen kenara köşeye birkaç koyun ayırma fikrini bulduktan sonra zaten bu girişimde bulunuyor. Yani araları ne kadar kötü olursa olsun Kiddi'yi sıfırlamak için kendini de yakacağını düşünmüyorum. Böyle bir film, böyle bir konu için gereğinden fazla akıllı ve stratejist bir karakter gibi göründü bana Gummi, bu da filmin negatif az sayıda yanından biri bence.

--- SPOILER SONU ---

Uzak ve yalnız ülke İzlanda'dan çıkan bu yapım, girift ilişkiler ve durumlar yerine insanoğlunun en temel duygularından olan kıskançlık ve bağlılık ihtiyacını anlatan güzel bir yapım. Öyle çok düşündürücü bir konusu ve kurgusu veya akıllardan çıkmayacak kahramanları yok, ama en temel insan taslağını gösterişsiz, gücünü doğadan ve yaşam koşullarından alan bir dille anlatıyor. Bu tür filmleri sevenler, bu çabayı etkileyici bulacaktır kanaatindeyim.

7.5/10