Türkiye'nin sinema sitesi Sinemalar.com

Bir Kabulleniş Filmi: Toz Ruhu

15 Mayıs 2015

Festivallerde gösterilen birçok film gibi Toz Ruhu da genel gösterimde pek başarılı olamadı. Birkaç ay önce Ankara'da Gezici Festival'de tek bir bilet bulamadığım filmin geçen gün izlediğim gösteriminde bir elin parmağı kadar insanla ya var ya yoktu. Bu bariz ve olağan gerçeği anlatmam pek anlamlı görünmeyebilir, tek anlamı seyredip bu kadar keyif aldığım ve beğendiğim bir filmi başka insanların da izleyebilmesi isteğinden başka birşey olamaz herhalde.

Toz Ruhu, yani Nesimi Yetik'in ilk uzun metrajlı filmi günlük hayatta karşılaşmanın pek mümkün olmayacağı bir karakterle tanıştırıyor bizi. Metin, yirmili yaşlarının başında kaset yapıp meşhur olma hayaliyle memleketini bırakıp İstanbul'a gelmiş biridir. Ancak aradan yıllar geçtikçe -nasıl başladığı belirsiz bir şekilde- gündeliğe gitmeye başlamış, artık geri gelmeyecek hevesinin peşini bırakmıştır. Sosyal hayatı sınırlı, geliri kısıtlı, yalnız yaşayan kanaatkar bir adamdır. Filmde en çok beğendiğim anlar, Metin'in ne kadar uğraşsa da tamamıyle sıfırlayamadığı tutkularının, ne kadar üstünü örtmeye çalışsa da bir yerlerden sızıp kendini gösteren umutlarının mimik ve hareketlerinde belli belirsiz kendini hissettirdiği anlardı. Tansu Biçer'in muazzam performansına dair söyleyeceklerimiz, bu anların toplamından oluşuyor belki de...

--SPOILER BAŞLANGICI--

Metin'i ilk tanımlayacak sözcük, "kabullenmiş" olabilir bence. Hayatın, şartların dayattığı her şeyi kabullenmiştir. Kasedini çıkardığı halde ilgi görmemesi, onun tekrar denemekten müthiş bir korku duymasına sebep oluyor. Hayatını çok farklı başka bir işle sürdürürken tutkusunu tam olarak gömemediği için yanında hala radyo ve ses kayıt cihazları taşıyor. Ve bu hayalini gerçekleştirebilmek için son kurşununu da bir yetenek yarışmasının sokakta kurulmuş kamerasına şarkısını söyleyerek atıyor. Ama onu ilgilendiren sadece işidir, arabesk hiçkimsenin ondan söküp atamayacağı bir tutkusu olsa da bir büyük risk daha almaya cesareti yoktur. Evi onlarca arabeskçi gömleğiyle doludur, ama belki hiç kimse görmeyecektir onları. Yine de yarışmadan gelen telefonu alçakgönüllülükle karşılarken yüzüne yerleşen hafif tebessüm, içinde bir türlü boğamadığı hayalinin yüzü gibidir.

Metin'in tertip, düzen ve zaman takıntısını da görüyoruz bu arada, eşantiyon olarak gelen saatleri toplaması, evinde ve kolundaki saatleri sürekli ayarlaması, bütün işlerine zamanında gitmesi gibi noktalar, iyi bir eğitim almasa da Metin'in ne kadar düzenli ve işine saygı duyan biri olduğunu kanıtlıyor herhalde. Neslihan'ın yüzüne vurduğu dilbilgisi hatalarını, hatta genel anlamda eksik eğitim seviyesini işine gösterdiği özen ve sevgiyle kapatmaya çalışıyor bir anlamda.

Neslihan film için kilit bir karakterdir, nitekim diğer birçok şey gibi gönül işleriyle de hiç ilgilenmiyor gibi görünen Metin'in herkesten gizlediği bir sevgi beslediği kişi olduğu, Metin'e taşındıktan sonra yavaş yavaş ortaya çıkar. Aralarında sadece iş ve mesaiden sonra yol ayrımına kadar süren sessiz bir yol arkadaşlığından fazlası olduğu anlaşılır. Hatta film boyunca bir kez bile lafı geçmeyen kasedini ona vermesi, yani herkesten sakladığı gizli köşesini ona açması, onu kendisine ne kadar yakın gördüğünün net bir kanıtı bence. Ne var ki ikisi çok farklıdır: dinledikleri müziklerin farklılığı çok küçük bir detaydır aslında. Metin, birlikte dinledikleri rap şarkısından umutsuzca anlamlı bir ortak nokta çıkarmaya çalışır, ama aralarındaki hayata bakış farkı barizdir. Neslihan da Metin'e karşı büsbütün boş değildir, ama Metin kendini öne atmayı sevmez, yaptığı işten fazlasında gözü yoktur: iyi şarkı söyler ama şarkıcı olmak için kendini yırtmaz, iyi yemek yapar ama bunu abartmaz, çok düzenlidir ve dakiktir ama bunun da maddi bir karşılığı yoktur. İyi bir koca adayı değildir kısacası. Bu nedenle onunla birlikte kalmaktansa -muhtemelen daha çok para kazandıran bir iş için- ailesini de arkada bırakıp İzmir'e gider. Metin tek kelime edemez ama etse de sonucun değişeceğinden şüpheliyim. Tansu Biçer'in özellikle bu sahnelerdeki oyunculuğuna şapka çıkarmak gerekiyor: Neslihan'a duyduğu ilgiyi saklamaya çalıştığı anlarda gösterdiği, aslında gösteremediği heyecanın kırıntılarıydı benim için. Yeğeninin kızla ilgili sorduğu sorularda konuyu kesip atması, ne idüğü belirsiz bir apartman dairesine girdiğini gördükten sonra evde gerginlikle bekleyişi, kızın gitme kararını açıkladığı zaman onu ikna etmek için ağzından orijinal tek bir sözcük çıkmayışı esnasındaki oyunculuğu inanılmazdı.

Metin'in, acemi asker yeğeni tarafından ziyaret edildiği ilk sahnelerde sıklıkla Uzak filmini hatırladım. Aralarında akrabalık ilişkileri dışında çok fazla samimiyet bulunmayan iki insanın kendi seçmediği bir bağ nedeniyle aynı ortamı paylaşmasının nasıl zor bir durum yarattığını N. Bilge Ceylan başarılı şekilde ortaya koymuştu. Burada da aynı kandan gelseler de aslında iki ayrı dünyanın insanı olan karakterler, zorunluluğun insanı mıhlayan kelepçelerini hissederler, özellikle Metin...

Filmin sonu tozla bitiyor, kapıdan içeri giren güneş ışıkları altında uçuşan tozlarla... Metin'in yarışmaya çıkıp belki de yıllar önce hayalini kurduğu şöhrete kavuşacağı son fırsatı kullanmasını herkes isterdi, ancak o bunu istemedi. Elbette son anda Fahri abinin başka birileriyle konuştuğunu görmesi, sahne arkasında yarışmacılara 3. sınıf insan muamelesi çekilmesi, küçücük çocukların bile şöhret ve para uğruna ortaya atılması da kararını etkilemiş olabilir. Ama bence neden, artık daha fazla kendini kanıtlamak için çaba harcamak istememesiydi. Etrafındaki herkes dudak büküp kendini bu önemsiz işle harcadığını düşünse de o artık işini iyi yaptığını biliyordu, hatta birçoğumuza tuhaf gelse de kendini olabildiğince geliştirmek için bir motivasyon bulabiliyordu (saat tutarak masayı topladığı sahneyi hatırlayın). Dedikodulara girmiyor, işverenlerinin yaptığı işi değil, bizzat onu sevdiğine safça inanıyor, o da yaptığı işi sevmek istiyor ve bunu başarıyordu. Bir kısmımız yaptığı işi sevmenin önemli birşey olduğunu düşünür ama bunu bir türlü başaramaz ya, Metin bunu kendini kandırarak ya da gerçekten inanarak başarmış bir adamdır artık. Ve meşhur bir arabeskçi olsa bile o işi severek yapacağından emin değildir belki de. Çünkü artık Metin yorulmuş biridir, elindekiyle yetinmeyi hayat şartları ona dikte etmiştir. Bu nedenle kendini ait hissettiği yeri seçer, tozları...

--SPOILER SONU--

Geçen yılki Altın Koza Festivali'nde En İyi Erkek Oyuncu ödülüne 2 farklı filmle aday olan Tansu Biçer, ödülü bu filmdeki performansıyla kazanmıştı. Neden Tarkovski Olamıyorum? filminde zaten muazzam bir performans ortaya koyan Biçer, bu filmde zor olanı başarıp daha da iyi oynamış diyebiliriz. Hayal kırıklıkları yaşamış, ama öyle ya da böyle durumu kabullenmiş bir adam rolünde harikaydı, göstermek isteyip gösteremediği ama "sızdırdığı" duygulardan ötürü Biçer'i ayakta alkışlamamak elde değil. Yine Semaver Kumpanya'dan yolu geçmiş Serkan Keskin gibi karakter oyunculuğundan daimi başrollere terfisini istediğimiz bir isim artık kendisi.

Filmde Biçer'le birlikte dikkat çeken diğer isim şüphesiz Aytaç Uşun. Silsile filminde tecrübeli rol arkadaşları arasından sıyrılan performansı ona Altın Koza'da Umut Vadeden Oyuncu ödülünü getirmişti ve bunun tesadüf olmadığını bu filmde de gösteriyor kendisi. Askere gitmiş olanlar, çarşı ve yol iznindeki hareketlerinin ne kadar gerçek olduğunu farkedecektir. İnsanda resmen kendisini bulup askerliğini yapıp yapmadığını sorma isteği uyandırıyor.

Tabii bunlar olurken özellikle Settar Tanrıöğen gibi iyi bir karakter oyuncusunu film içinde daha fazla görmek isteği normal, ancak Yetik kendisinden yeterince yararlanamamış gibi geldi bana. Yine de dar kadrolu bu filmin oyuncu seçimleri (Neslihan rolündeki Selin Yeninci'yi de atlamamak gerekir) başarılı ve filmin konseptine uygundu.

Beğenmeyenler, derinlikten yoksun ve sıkıcı bulanlar var filmi. Tabii ki bu görüşler saygıyı hakeder, ancak bu yazı kişisel bir yazıysa ben çok beğendiğimi, izlemeyenlerin güzel bir durum hikayesinden ve Tansu Biçer'in olağanüstü performansına tanık olmaktan mahrum kaldığını söylemekle yükümlüyüm. Yine Biçer'in oynadığı Yozgat Blues gibi hissettirmeden insanın içine işleyen bir film Toz Ruhu.

7.5/10

Tüm yorumlar (0)

Avatar
Görüşleriniz