The Ballad Of Buster Scruggs: Mutsuz Sonların Filmi (Film Eleştirisi)

30.11.2018 19:16

Film festivallerinin önde gelen üçlüsü Cannes, Venedik ve Toronto’yu arkamızda bırakıp bu festivallerin ödüllü filmlerinin yavaş yavaş gösterime girdiği kış sezonuna giriyoruz. Venedik’te bu sene En İyi Senaryo ödülünü kazanan The Ballad Of Buster Scruggs nihayet Netflix ekranlarında yerini almışken merakla beklenen bu film nasıldı ve gerçekten ödülünü hak etti mi biraz inceleyelim.


“Bir zamanlar sanatsal olarak zayıf ama gururlu bir Netflix vardı.”. 2-3 senelik kısa bir zaman içinde platform açısından gelinen nokta inanılmaz. Netflix, dizilerinin başarısıyla abonelerinin gönlünü fetheder, iş filmlere geldiğinde ise bir türlü şeytanın bacağını kıramazdı. Ne iyi oyuncular, ne güzel hikayeler Netflix’in ellerinde mahvoldu gitti. Yine de bu en başarısız dönemlerde bile tek tük de olsa öne çıkabilen filmler oldu. Bugüne baktığımızda Netflix'in pek çok iyi işinin öncüsü olan Okja’ya değinmeden The Ballad Of Buster Scruggs’a geçmek doğru olmaz gibi görünüyor. 2017 senesinde Okja’nın neden olduğu sansasyonu pek çok sinemasever hatırlar. Okja sinema camiasını ikiye bölmüş ve Netflix ile Cannes Film Festivali'nin yollarını o dönem için ayırmıştı. Festivalin yarışma filmlerinden biri olarak seçilen Okja, katılımcılar tarafından eleştirilmiş ve Netflix'in atılımının geleneksel sinemaya hakaret olduğu söylenmişti. Hatta filmin Palais de Festival'de gerçekleşen gösterimi bile yuhalamayla başlamıştı. Bong Joon-ho’nun yönettiği ve başrollerini Jake Gyllenhaal, Tilda Swinton, Paul Dano gibi isimlerin paylaştığı bir film için çıkan bu anlamsız tantana, izleyicilerin filmi izleyebilmesi için para ödeyerek Netflix'e üye olmak zorunda olmalarından dolayı patlak vermişti. Klasik sinema izleyicisi ve (tahmin edilebilir bir şekilde) sinema salonu işletmecilerinin tepkisi sonucu festival yöneticisi Thierry Fremaux, Netflix filmlerinin bir daha Cannes’da yarışamayacağını söylemiş, Netflix de tepkisini koyarak festivale katılmamıştı.

 

Peki bu çekişmeyi kazanan kim oldu dersiniz? Cannes’ın yarışmaya almadığı Netflix filmleri bu yıl Venedik Film Festivali’nde art arda başarı kazandı. Büyük ödül olan Altın Aslan’ı Alfonso Cuaron’un Roma’sı, En İyi Senaryo Ödülü’nü ise Coen Kardeşler’in antolojik western filmi The Ballad Of Buster Scruggs aldı. Sürprizi bozmak gibi olmasın ama platform 2019 için de çok büyük yönetmenlerle çalıştığı bir program hazırlıyor. Yani bu başarıyı seneye de sürdürmeleri işten bile değil. Cannes da bu bariz atılıma göz yummayarak yeniden Netflix yetkilileriyle görüşmeye başladı zaten. Anlayacağınız önümüzdeki yıllarda senenin en iyi filmlerinden bazılarını sinema salonlarına gitmeden, evimizin salonundan izleyebileceğiz. Bu konforu bize ilk yaşatan film ise Ethan ve Joel Coen’in Buster Scruggs’ı oldu.

 

The Ballad Of Buster Scruggs esasen bir Netflix dizisi olarak hazırlanıyordu. Ancak birkaç ay önce aldığımız bir haberde projenin antolojik bir filme çevrildiği söylenmiş, nihayetinde film olarak Venedik Film Festivali programına alınmıştı. Doğrusunu söylemek gerekirse projenin diziden filme çevrilmiş olmasının filmin bütünlüğüne etkisi çok büyük olmuş. Öyle ki çok iyi bir görüntü yönetimine, başarılı yönetmenliğe ve güzel oyunculuklara rağmen filmin en zayıf kalan yönü senaryosu… Kötü olmayan ancak dizi bölümlerine uygun olarak hazırlandığı için ortalamanın üstüne de çıkamayan bu senaryonun Venedik’te ödülü nasıl kazanabildiği ise muamma. Filmdeki Coen Kardeşler imzası ya da Netflix’in Cannes’la olan büyük çekişmesi ödülü kazanmalarında biraz etkili olmuş olabilir. 

 

The Ballad Of Buster Scruggs, altı western hikayesinin anlatıldığı bir film. Hatta kitap! Filme göre The Ballad Of Buster Scruggs isimli bir kitabın sayfaları arasında geziniyor ve bu hikayeleri teker teker izliyoruz. Her hikayenin öncesinde tıpkı “Andersen’den Masallar”ı okuyormuşuz gibi hikayenin temasına uygun bir resim ve birkaç cümleyle de karşılaşıyoruz. Denebilir ki bu film de “Coen’lerden Western Masalları” olmuş. Altı birbirinden ilginç hikayeyle iki saat kadar büyüleniyor ve ardından hayatlarımıza geri dönüyoruz. Peki buradaki sorun nedir? Fox’un efsanevi animasyon dizisi The Simpsons’ta her sezonda gördüğümüz, karakterlerin birbirlerine öyküler anlattığı bölümleri hatırlarsak daha anlaşılır olabilir. 20 dakikalık dizi süresinde 3-4 hikaye izlerken çok da geliştirilmemiş bu hikayelerin akıcılığına kapılamaz ama yine de eğlenmeyi başarabiliriz. Coen’lerin yeni filminde de tam bu hava var. İki saatlik bir süreye sıkıştırılmış altı hikayenin her biri için çok derinlikli diyemiyoruz maalesef. Yeterince işlenmemiş iki derinliksiz öykünün ardından; film üç, dört ve beşinci hikayelerle çok iyi bir tempo yakalıyor. Fakat ne yazık ki şahane bir konuya ama yüzeysel bir anlatıma sahip altıncı hikayeyle sona eriyor. Birer saatlik dizi bölümleri olarak her biri çok başarılı olabilecekken, kısıtlı zamanın kurbanı oluyor tüm hikayeler. Filme adını veren Buster Scruggs’ın hikayesi de bu kurbanların ilki… 

 

Yazının bundan sonraki kısmı filmle ilgili ipuçları içerebilir.

 

The Ballad Of Buster Scruggs’ta, Batı’nın hızlı silahşörü ve yetenekli müzisyeni Buster Scruggs’ın yolculuğuna eşlik ediyoruz. Bir karakterden çok tipleme gibi duran Buster Scruggs, silah kullanmadaki maharetiyle önüne geleni delik deşik ederken karşısına çıkan bir yabancı hem maharetine hem de müziğine meydan okur. Scruggs kısa süre içinde kendisine aşırı güvendiğini öğrenir. İkinci hikaye Near Algodones, banka soymaya karar veren bir haydutun trajik sonunu anlatıyor. Bu şanssız haydut oldukça dişli bir banka görevlisine çatar ve kanundan kaçamaz. Son derece karanlık bir finali olan Meal Ticket, kolsuz ve bacaksız bir gencin kasaba kasaba dolaşarak anlattığı hikayelerle para kazanması temalı… Onu bu iş için kullanan adam, bir gün kendisinin yaptığından daha karlı bir gösteri yapmaya karar verince sahnelere acı bir şekilde veda edecektir. All Gold Canyon’da altın arayıcısı rolündeki Tom Waits’i, bakir ve muhteşem güzellikte bir vadiyi altın bulmak için talan ederken izliyoruz. Altın arayıcısı, peşinde olduğu altın kütlesini büyük zahmetlerden sonra bulur. Ama etrafta onun bu çalışmasının meyvesine konmak isteyen yabancılar vardır. Beşinci ve en derinlikli hikaye olan The Gal Who Got Rattled’da Oregon’a giden bir kervana ağabeyiyle katılan Alice Longabaugh’u takip ediyoruz. Hiç tanımadığı biriyle evlenmek üzere Oregon’a giden Alice, ağabeyi Gilbert’in koleradan ölmesi üzerine yapayalnız kalır. Ağabeyi ölmeden önce arabalarını süren adama yüklü bir ücret vadetmiştir ancak Alice böyle bir parayı da bulamamaktadır. Kervana eşlik eden Billy Knapp, kara kara ne yapacağını düşünen genç kıza yardım teklif eder. Ancak kısa süre sonra uğradıkları Kızılderili saldırısı Alice açısından pek çok sorunu çözer. Son hikaye olan The Mortal Remains’te ise birbirinden çok farklı üç yabancıya eşlik eden iki ölüm meleğini izliyoruz. Gerçeğin ve gerçeküstünün iç içe geçtiği bu hikayede asla durmayan arabanın yolcuları son duraklarına ulaşırken biz izleyiciler de bu heyecanlı kitabın sonuna geliyoruz.

 

Tim Blake Nelson, Liam Neeson, Zoe Kazan, Tom Waits, James Franco ve daha nice isim Coen’lerin bu lirik anlatısında yer alırken muhteşem görüntülerin arkasındaki yönetmen olarak “Inside Llewyn Davis”in görüntü yönetmeni Bruno Delbonnel’i görüyoruz. Coen’lerin diğer western filmlerinin aksine, “Buster Scruggs”ta görüntü yönetmeni Roger Deakins yer almıyor. 2007 yapımı neo-western “No Country for Old Men” adlı filmleriyle; en iyi film, en iyi yönetmen ve en iyi uyarlanmış senaryo dalında Oscar alan, daha geleneksel bir yapım olan “True Grit”le, en iyi film de dahil olmak üzere on Oscar adaylığı kazanan Coen'ler, yeni filmleri “The Ballad of Buster Scruggs” ile aynı türdeki başarılarını sürdürseler de ufak bir gölge düşürmüşler. Bu da kendilerine nazar boncuğu olsun!

 
İdil Hazal ACAR