Türkiye'nin sinema sitesi Sinemalar.com

Hayat Var: Dünyada Hayat Bitse de…‏

27 Mart 2009

Reha Erdem, son dönem filmleri hem yurtiçinde hem de yurtdışında ilgiyle takip edilen yönetmenlerimizden biri. “Beş Vakit” ve “Korkuyorum Anne” filmleriyle uluslararası başarısı tavan yapan Erdem, yine adından bolca söz ettiren bir filmle karşımızda.

 

“Hayat Var”, hatırlandığı gibi ilk sınavını 45. Antalya Film Festivali’nde jüriden özel bir ödül alarak vermişti. Daha sonra yolculuğuna Berlin Film Festivali’nde devam eden “Hayat Var”, birçoklarına göre festivalin en iyisiydi.Tagesspiegel Okuyucu Ödülü gibi önemli bir ödülü de Berlin'de kapan film, iyiden iyiye herkesin dikkatini çeker bir hale geldi. Nihayet film Türk izleyicisinin karşısında.

 

Eserlerinde özgün bir dil yaratmasıyla tanınan Erdem, “Hayat Var”da da oyuncaklı ve hızlı bir stil değil, yine sade ve yalın uslüp kullanmış görünüyor. Kimilerince sıkıcı ve tekrara düşen fotoğraf estetiği diye küçümsenen bu tarzın alameti farikasıysa film bittikten sonra ortaya çıkıyor. Bütün o durgun atmosfer ve sevgisizlikten donmuş karakterler, aklınıza birer birer mıhlanıyor.


 
Filmin İstanbul'la ve suyla kurduğu ilişki ise çok ilginç. Birçok kereler boğazı filmlerde izlemiş olsak bile, “denizin içinden İstanbul” belki de ilk kez ve bu denli yoğun olarak perdede görünüyor. Kocaman tankerler, siren sesleri, dalgalar; hepsi sanki başka bir dünyadaymışsınız gibi bir his veriyor.

 

Gerek zaman gerekse mekanla ilgili yoğun bir belirsizlik var. Tekinsiz ama kendi içinde estetik bir güzellik barındıran tüm bu görüntüler ve sesler insanda tarif edilemez bir his yaratıyor. Koca tankerlerin arasında küçücük bir sandalla seyahat eden ve ana rahminde gibi parmağını emen kız, inanılmaz bir rahatsızlık yaratıyor. Küçük bir kız olmaktan kadınlığa geçmeye çalışan Hayat, yatalak dede ve balıkçı baba; hepsi bir anlamda bu suyun içinde boğulmuş durumda. Huzurlu bir görüntüyü aniden bölen silah sesleri, cam kırılma gürültüsü, uçak sesi derken suyun bile tamir edemediği tuhaf bir karmaşa ve kontrast içerisinde hikaye devam ediyor.

 

“Hayat Var”ın öyle sürprizli bir hikayesi yok. Simgelere, sadeliğe yaslanmıs özel bir büyüme hikayesi anlatıyor film. Hayat, suyun ortasında büyümeye çalışıyor. Bu büyüme esnasında tıpkı İstanbul gibi tacizlere maruz kalıyor, hatta tecavüze uğruyor. Yönetmen kartpostal güzelliğinde sahneler yakaladığında dahi, buna takılıp kalmayarak aniden sizi bir başka tekinsiz atmosfere sürüklüyor.

 

İnanılmaz huzurlu bir görüntü ardında silahlar patlıyor, camlar kırılıyor ama biz sadece sesini duyuyoruz. Hayat, ergenliğini yaşarken filmde arka planda onunla beraber çığlık atıyor, sinirleniyor. Karakterlerden herhangi birine sempati duyma şansımız ise yok. Yan karakterlerden Hayat'a kadar herkes itici unsurlar barındırıyor. Sevgiyi arayan tüm bu insanlar arasında öylesine yoğun bir sevgisizlik ve aşksızlık var ki, Hayat'ın da babasının da açlıkları sefaletten değil sevgisizlikten.


 
Filmin dikkat çekici bir başka unsuruysa müzikleri. Eski Orhan Gencebay şarkıları tuhaf bir şekilde hikayeye yapıştırılmış. Güzellik ve çirkinlik arasında gidip gelen görüntülerin arkasında acılı aşk şarkılarını duymak insanı irkiltiyor. Tamamen aşksız ve sevgisiz bir atmosferde yaşam savaşı veren bu insanlara en kontrast duran şeyse hiç kuşkusuz arabesk.

 

Hayatın başladığı yer olan suyun içinde, hayatları tükenmiş olan tüm bu insanlar aslında öylesine yaşıyorlar. Balıkçı baba, yatalak dede hatta küçük kız Hayat; hepsi zamanlarını geçiriyorlar, yaşama içgüdüleri yok. Dolayısıyla arabesk şarkılar tüm bu insanların vazgeçmişliklerine hem uyum sağlıyor hem de sevgisiz bir biçimde yaşadıkları için aşırı derecede kontrast duruyor.

 

Sirenler, dalgalar, Orhan Gencebay şarkıları, koca tankerler, tuhaf gürültüler ve muhteşem oyunculuklar (özellikle Elit İşcan'ın oyunculuğuna dikkat) eşliğinde işleyen film tüm sanatseverleri salonlarda bekliyor. Belki de “sezonun en önemli sinema deneyimine hazır olun” dememiz gerekiyor. Filmin sonunda çalan “Dert Bende Derman Sende” şarkısını dinlemeden salondan çıkmayın. Herkese iyi seyirler.

 

Tüm yorumlar (5)

Avatar
argent (Amatör) | 16 Eylül 2010, 02:58

en çok aklıma takılan, 14 yaşında zengin bir aile çocuğunun (Elif İŞCAN) Hayat gibi bir karakteri belkide yaşamı boyunca görmemesine rağmen yada yatalak bir dedeyle yaşamamasına rağmen hatta filmde gezdiği sokaklardan belkide hiç geçmemesine rağmen nasıl oluyorda bu karakteri kafasında tasavvur edebiliyor buda yetmiyor jest ve mimiklerine yansıtabiliyor.Her sahnede yaptığı şeyleri sanki yıllardır yapıyormuş gibi bir his verdi bana.Adeta, o rutin hayatını yaşıyormuşta biz onun hayatını kameraya alıyormuşuz gibi.Buna sadece yetenek demek bu müthiş oyuncuya hakaret etmek anlamına gelir.Onda tinsel şeyler var, kanaatim Elif İşcan dünya sinemasına damgasını vurur.Hemde tarihimizde bir ilk olup bir holywood yapımında başrol oynayabilirde.Eğer onun yakınlarından bir kişi bu yazıyı okuyorsa şahsen fikrim, doğru kariyer planlaması yapılması doğru projelerde yer alması sağlanmalı ve herşeyden önemlisi her zaman bir öncekinden daha kaliteli iş çıkarması ve geriye dönüp bakmaması olacak.

Cevap Yaz
0
0
helincan34 (Amatör) | 2 Nisan 2009, 11:50

İnsan güzel yazmak isterse yazar. Film abartıldığı kadar başarılı değil. İnsan seyerderken içi sıkılıyor. Sinema bumudur? Festivallerden ödül almak içinmi film çekilir. Siz bizleri yanlış yönlendiriyorsunuz. Burdaki yorumu okuyup sinemaya koştum. Filmin yarısında salonda bulunan 25 kişiden 10 u çıktı salondan. Abartmayın lütfen vede insanları yanlış yönlendirmeyin. Çok sıkıcı bir film. Samimiyet yok, resimler çok kalasik, oyunculuklar kötü, insanın içini bayan uzun palanlar insanı çileden çıkartıyor.

Cevap Yaz
0
0
remre (Figuran) | 2 Nisan 2009, 23:54

Film sıkıcıydı diye yapılan yorumlardan artık bıktık. Amerikan filmlerinin basitliğine alışmışsınız. İnsanların gözüne olduğu kadar düşüncesine hitap eden filmleri izlemek size zor geliyor. Onca verilen emeğe rağmen sıkıcıydı deyip bir filmi silip atmak yanlış.
Oyunculuklar iyi, film güzel. Kimse çamur atmaya kalkmasın.

0
0
erkan760 (Jön) | 30 Mart 2009, 14:41

Ahmet Bey merhaba,
Yorumunuzu okuduktan sonra Reha Erdem in filmleri hakkında neredeyse herkesin aynı görüşte olduğu kanısında hem fikir olmaya başladım bir yönetmen olarak çok severim filmlerini özellikle beş vakit süperdi en iyi tarafı ise profosyonel olmayan bizlerden birileri ile bir çalışma yapması bana hep sıcak gelmiştir.Henüz izleme fırsatı bulmadım ama ilk fırsatta mutlaka gidecem,fragmanı nı izledim bayağı durgun bir akışı var sonra bir anda tansiyon yüklesiyor sonra yine aynı durgunluk.Bu arada filmin fragmanı nı cep telefonuma yüklemeyi başarabildim yüklemek isteyen arkadaşlarım olursa sizlere wap adresini verebilirim.

Cevap Yaz
0
0
ruhastasya (Amatör) | 28 Mart 2009, 22:20

Yine sağlam ve bilgilendirmekten öte, filme gidip gitmemeye karar vermekte yardımcı olacak bir kritik... Tebrikler ve teşekkürler Ahmet Bey.
Ben 5 Vakit'i "sanat filmi" yapmak adına Kusturica'dan araklanmış "yürüyen insanları takip eden kamera" çekimleri vb. halleriyle fazla kasıntı ve alabildiğine samimiyetsiz bulmuştum. Oscar'a oynayan kimi filmlerdeki gibi, Avrupa ödüllerine oynar rahatsız edici bir tavrı vardı. Korkuyorum Anne bu anlamda daha güzel ve eğlenceli bir filmdi. Hayat Var'dan tek beklentim, repliklerdeki tiyatro havasını silmeyi başarmış olması. İlk fırsatta izleyeceğim...

Cevap Yaz
0
0
chrisredfield (Artist) | 28 Mart 2009, 13:54

İyi bir film olmasını bekliyorum.Değişik bir film.

Cevap Yaz
0
0
Görüşleriniz