Türkiye'nin sinema sitesi Sinemalar.com

Lena Olin

Anestezi
Lena Olin profil resmi Facebook'ta Paylaş
Ekle
8.6/ 10
221 oy
188 kullanıcının favorisi

Lena Olin

İsveç

22 Mart 1955

Biyografisi

Bazıları doğuştan şanslıdır. Lena Olin de öyle, doğuştan şanslı insanlardan biri. Ve benzeri her durumda olduğu gibi bize şans gibi gözüken, yaşamın farklı evrelerinde Olin\'e hep şanssızlık olarak gözükmüş. Durduğu noktaya imrenen onca insan varken pozisyonundan bir türlü memnun olmaması pek çok insanın doğasına ait bir şey olmalı. Olin\'in bu bize şans ona şanssızlık gibi görünen macerası, içine doğduğu aileyle yakından ilgili. Evet o Stig Olin\'in kızı, yani gelmiş geçmiş en önemli beş yönetmenden biri olduğunu rahatlıkla söyleyebileceğimiz Ingmar Bergman\'ın pek çok filminde yer alma fırsatı bulmuş bir aktörün. Eh durum böyle olunca, küçük Lena\'nın çocukluk anıları, Liv Ullmann ve Bibi Andersson gibi hem Bergman\'ın, hem de İsveç\'in en önemli oyuncularının evlerine sık sık yaptıkları ziyaretlerle süslü. Henüz TV\'nin yaygınlaşmadığı bir dönemde, böyle ünlü isimleri sürekli yanıbaşında görmek bir çocuğu ne kadar etkiler bilemiyoruz; ancak hatırladığı kadarıyla İsveçli aktris bu durumdan hiç de hoşnut değilmiş ve annesine sık sık \'anneciğim n\'olur sen de normal anneler gibi diğer annelerle kahve iç\' diye yalvarırmış. Böyle yıldızlarla kuşatılmış mutsuz (!) bir çocukluk geçiren Lena, psikanalistleri hayal kırıklığına uğratacak şekilde, ne oyunculuktan ne de tiyatro ve sinemadan tiksinmemiş. İlk seçmesine de, ergenlik döneminde tırmanan utangaçlığını yenebilmek için Ingmar Bergman\'ın efsaneleştirdiği Royal Dramatic Theatre School\'a başvurarak katılmış. Her ne kadar seçilenler arasına giremese de, usta Bergman, onda \'Yüz yüze\' (\'Face to Face\', 1976) filminde küçük bir rol verecek kadar yetenek görmüş. (İyi ki de görmüş!) Eh, Bergman gibi bir ustanın elinin değdiği kimsenin işlerinin yolunda gitmesi o kadar da şaşırtıcı değil. Olin, kısa sürede elemelerinde başarısız olduğu Royal Theater\'a girerek, genelde Shakespeare, Ibsen ve Strindberg gibi usta isimlerin klasikleşmiş oyunlarında gösterdiği performanslarla, kısa sürede İsveç çapında hatırı sayılır bir üne kavuştu. \'Tabu\' (1977), \'Picassos äventyr\' (\'The Adventures of Picasso\', 1978), \'Kärleken\' (\'Love\', 1980), \'Gräsänklingar\' (\'One-Week Bachelors\', 1982) gibi filmlerde bir ayağını sinemada tutmayı sürdüren Olin, peş peşe yer aldığı iki önemli Bergman filmiyle, sinema alanında uluslararası arenada da adını duyurmayı başardı: \'Fanny och Alexander\' (\'Fanny and Alexander\', 1982) ve bir TV filmi olan \'Efter repetitionen\' (\'After the Rehearsal\', 1984). Özellikle ikinci filmde canlandırdığı Anna karakterinde çok iyi bir performans ortaya koyan Olin?in bu başarısında, rolün bizzat onun için yazılmış olmasının da etkisi olmuş olmalı. Hikâyenin bundan sonrası, Bergman\'la tanışmamış sinemaseverler için daha bildik olmalı. Çünkü, Olin, \'Efter Repetitionen\'dan sonra uluslararası arenada kazandığı ün sayesinde İsveç dışından da teklifler almaya başladı. Bunlardan bizi en çok ilgilendireni, hiç şüphesiz, Daniel Day-Lewis ve Juliette Binoche\'la birlikte rol aldığı \'Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği\' (\'The Unbearable Lightness of Being\', 1988). Milan Kundera\'nın başyapıtından uyarlanan bu filmde, oldukça cüretkâr sahnelerde gözüken ve Kundera\'nın romanda çizdiği kendini varolmanın dayanılmaz hafifliğine kaptırmış karaktere cuk oturan bir performans sergileyen Olin, filmin ABD\'de gösterime girmesiyle, kendini yeni bir mecrada daha tanıtmış oluyordu (öyle ya, dünya bir yana, ABD bir yana!). Yalnız bu seferki, Avrupa çapında tanınmasından biraz farklı olarak, Olin\'in yaşamında belirgin değişikliklere yol açtı. Daha büyük bütçeli filmlerden de rol teklifleri almaya başlamıştı, bu da doğal olarak daha çok vitrinde olması anlamına gelecekti. 1989?da rol aldığı \'Enemies: A Love Story\'de yine özgürlüğüne düşkün bir karakter canlandıran Olin En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu dalında Oscar\'a aday gösterildi. Herkes, tam Hollywood kendine yeni bir yıldız mı buldu derken, Robert Redford\'la birlikte rol aldığı bir modern zaman \'Casablanca\'sı olan \'Havana\'nın her anlamda batan bir film olmasıyla, Olin\'in de ucundan tutulmuş pabucu hemencecik dama atılıverdi. Ancak bu duruma bakıp, aktris için üzülmenin bir manası da yok; çünkü o verdiği demeçlerde sık sık aile yaşamının yüceliğine, şöhretin yozlaştıran, duyarsızlaştıran etkisine gönderme yapıyor, yani Olin de şöhretinden hoşnut olmayan şöhretlerden biri: \'Kelimenin gerçek anlamıyla geleneksel olmak istiyorum; küçükken özlemini duyduğum, çocukları için her zaman orada olan, diğer annelerle görüşen, sıradan bir anne olmak istiyorum. Ve sonra bulunduğum yerin gerektirdiği her şeyin dışına çıkacak bir fırsatım olsun istiyorum, insanlara yaşamın başka bir yüzü olduğunu da ve o yüzde de her şeye, ama gerçekten her şeye sahip olunabileceğini gösterebilmek için...\' Aslında, \'Havana\'nın başarısızlığını, Olin\'i istediği yaşama yaklaştıran bir olay olarak almak mümkün. Çünkü bu filmden sonra rol aldığı \'Mr. Jones\' (1993) ve \'Romeo Is Bleeding\' (1993) gibi ABD\'de yapılmış filmler de, \'Lumière et compagnie\' (1995), \'The Night and the Moment\' (1994) gibi Avrupa prodüksiyonları da pek ses getirmedi. Bu arada, Olin, İsveçli yönetmen Lasse Hallström\'la 1994 yılında evlenerek, genelde ülkesinden başka bir yerde kavuşamayacağını düşündüğü \'huzurlu\' yaşamı ABD\'ye ithal etme yolunda ilk adımı da atmış oldu. Olin\'in Hallström\'dan önceki bir ilişkisinden olan oğlu Auguste, 8 yaşındayken, otel odalarında yaşamaktan usandığını belirtince, çift de çalışmama gibi bir lüksleri olamadığı için çareyi ABD\'ye taşınmakta bulmuş. Lena Olin, bugün, oğlu Auguste, Hallström\'dan olan kızı Tora ve de eşiyle birlikte Manhattan\'a 50 dakika mesafede bir kırsal alanda satın aldıkları malikanede yaşıyor. Aslında ülkesini çok seven ve de özleyen aktris Amerika?daki yaşamı için \'Eğer bu ülkede yaşamak gibi bir fedakârlık yapıyorsam, en azından çok eski bir evde oturmalıyım\' diyor. Gerçekten de 17. yy\'dan kalma, sürekli olarak aktrise Avrupalılığını hatırlatan bir evde Olin huzuru bulmuş gibi gözüküyor. Kariyerini geri plana atsa da, \'Polish Wedding\' (1998), \'Hamilton\' (1998), \'Mystery Men\' (1999), \'The Ninth Gate\' (1999), eşinin çektiği \'Chocolat\' (2000) gibi filmlerde yardımcı rollerde akılda kalıcı karakterler canlandırmayı sürdürüyor. Bu hafta \'Hollywood Polisleri\'nde, aşk dolu bir medyum rolünde izliyoruz Lena Olin\'i (Harrison Ford\'la çok ilginç bir sevişme sahneleri olduğunu da belirtmeden geçmeyelim.) Bu filmde de yine adeta gerçek yaşamındaki kimliğinin tam zıddı bir karaktere bürünüyor. Güzel aktris, dingin yaşam tarzına karşı, şehvetli, baştan çıkarıcı, sıradışı, sorunlu karakterleri canlandırarak hayranlarının kafasını karıştırmaktan vazgeçecek gibi görünmüyor.

Devamı
Gizle

Katkıda Bulunduğu Son 8 Yapım

Hepsini Göster
Tüm yorumlar (29)
Avatar
CastorTroy (Dublör) | 14 Haziran 2016, 15:17

Diane Hirsch

Cevap Yaz
0
0
cokomel9 (Figuran) | 12 Mayıs 2014, 02:10

iskandinav genlerinin ne kadar güzel olduğunu ispatlayan kadınlardan biri daha.. hala çok güzel ve başarılı. biyografisini de hikaye okur gibi okuduk, hayli bilgilendirici güzel olmuş.. :)

Cevap Yaz
0
0
Palavan (Dublör) | 15 Şubat 2014, 23:54

Awake.. Kadın rolünün fazlasıyla hakkını verdi yani..
Notum: 9/10

Cevap Yaz
0
0
egeedipkurt (Profesyonel) | 28 Ocak 2013, 12:56

bu nasıl aşk filminde izledim oyunculuğunu idare ederdi

Cevap Yaz
0
0
Node (Profesyonel) | 28 Mart 2012, 02:26

Var Olmanın Dayanılmaz Hafifliği'ndeki Sabina rolüyle büyüleyip Anestezi filmiyle hafızamda kendine yer açan başarılı ve şeytan tüylü bayan oyuncu : )

Cevap Yaz
0
0
Görüşleriniz