• Platformlar
  • Vizyondaki Filmler
  • Yakında
  • Salonlar
  • Filmler
  • Diziler
  • Sanatçılar
  • Haberler
  • Listeler
  • TV Dizileri
  • Vizyondaki Filmler
  • Yakında
  • Salonlar
  • Platformlar
  • TV Dizileri
  • Ödüller
  • Filmler
  • Diziler
  • Sanatçılar
  • Ne İzlesem?
  • Listeler
  • Forum
  • Anket
  • Haberler
  • Fragmanlar
Anket özelliğimiz yayında!
İster anket oluştur, ister oy ver.
Diğer sinemaseverlerin tercihlerini gör, kendininkileri paylaş.
Hemen Dene
Yükleniyor...
Üye Girişi
Şifremi Unuttum
veya
Henüz hesabın yok mu? Üye Ol
Şifremi Unuttum
Yeni Şifre Belirle
Üye Kaydı
veya
Devam etmeniz halinde Kullanıcı Sözleşmesi ve Kişisel Verilerin Korunması metnini kabul etmiş sayılacaksınız.
Zaten bir hesabın var mı? Giriş Yap
Kapak Resmi
Avatar Resmi

erensimsekk

Profesyonel
:::beşiktAŞK:::
  • Favorileri
  • Listeleri
  • Arkadaşları
  • Yorumları
  • Ekledikleri
7
Arkadaş
0
Liste
229
Yorum
107.784
Puan

Favorileri

  • Favori Filmleri
  • Favori Dizileri
  • Favori Sanatçıları
Pişmanlık (2014) afişi
Pişmanlık
Aksiyon, Gerilim, Dram
Çakma Polisler (2014) afişi
Çakma Polisler
Komedi
The Scribbler (2014) afişi
The Scribbler
Gerilim
Neverlake (2013) afişi
Neverlake
Korku, Dram, Gizem
Kite (2014) afişi
Kite
Dram, Aksiyon
Random (2014) afişi
Random
Gerilim, Korku
Static (2012) afişi
Static
Dram, Korku, Gerilim
Telekinezi (2013) afişi
Telekinezi
Korku
Abducted (2013) afişi
Abducted
Bilim Kurgu, Gerilim
Nothing Left to Fear (2013) afişi
Nothing Left to Fear
Korku
Kara Şimşek (2008) afişi
Kara Şimşek
Dram, Aksiyon, Suç
Jang Dong-gun fotoğrafı
Jang Dong-gun
Kim Min-hee fotoğrafı
Kim Min-hee
Nina Dobrev fotoğrafı
Nina Dobrev
India Eisley fotoğrafı
India Eisley
Sarah Shahi fotoğrafı
Sarah Shahi
Milo Ventimiglia fotoğrafı
Milo Ventimiglia
Ashley Rickards fotoğrafı
Ashley Rickards
Carolina Guerra fotoğrafı
Carolina Guerra
Tahar Rahim fotoğrafı
Tahar Rahim
Mark Strong fotoğrafı
Mark Strong

İzlediği Filmler (2)

Jessabelle (2014) afişi
Jessabelle
Gerilim, Korku
Man Of Steel (2013) afişi
Man Of Steel
Aksiyon, Macera, Bilim Kurgu

İzlediği Diziler (0)

Henüz izlediği dizi bulunmuyor.

İzleme Listesi (0)

Henüz izleme listesi oluşturmamış.

Listeleri (0)

Henüz liste oluşturmamış.

Arkadaşları (7)

Icaruss
Icaruss - Dublör
325 Arkadaş • 0 Liste
GREATDIRECTORQT
GREATDIRECTORQT - Artist
163 Arkadaş • 0 Liste
Gayda
Gayda - Dublör
22 Arkadaş • 0 Liste
heath1987
heath1987 - Star
254 Arkadaş • 1 Liste
ezgi-tan
ezgi-tan - Amatör
1 Arkadaş • 0 Liste

Son Yorumları

Süper Baba
Süper Baba
11 Ağustos 2014 18:48
Delivery Man ( Süper Baba)

Kanadalı Ken Scott filmin senaristi ve aynı zamanda yönetmeni. 2000-2003 yıllarında oynadığı 3 filminde senaristi aynı zamanda. Oyuncu,senarist ve yönetmen Ken Scott, 2011 Kanada yapımı "Starbuck" filmini bu sefer Hollywood uyarlamasıyla çekmiştir.

Filmin başrolünü oyunculuk kariyeriyle kendini kanıtlamış Vince Vaughn ve "How i met your mother" dizisinden hatırlayacağımız Cobie Smulders yer almaktadır. Kendisini son 2 senede daha çok beyaz perdede görme fırsatı bulduk. Malum dizinin sona ermesiyle daha çok yapımlarla karşımıza çıkacağını tahmin ediyorum. Yan rolde son zamanlarda yükselişini sürdürmekte olan Chris Pratt yer almakta. Bahsedilen 3 oyuncunun ön planda olduğu bir senaryo ön planda. Büyük çoğunluğunu bilindik kaliteli oyunculuğu ile Vince Vaughn oynamakta. Cast olarak gayet başarılı tercihler yapılan filmin müzikleri de bir o kadar hoş. New York'un muazzam görüntüsünü tekrar görmek imrendirdi açıkcası.

Uyarlandığı 2011 Canada-Fransa ortak yapımı olan "Starbuck" 31.uluslararası istanbul film festivali'nde yer almıştı. Festival filmi havasını veren,fransızcanın daha bir renk kattığı o eğlenceli filmi tekrar başka bir dilde ve yapımla görmek ilginçti açıkçası. Bir filmi aynı yönetmenin tekrar çekme isteği neden doğabilir? Ya daha farklılaştırılmış senaryo ve kurgusu vardır ya da Hollywood üzerinden daha iyi pazarlamayla iyi bir bütçe sağlamaktır. Maalesef ilk filmin kurgusundan tutun repliğine kadar çoğu sahne aynıydı. Ve en kötüsü ilk filmdeki başarının çok altında kalmıştır. "Starbuck" daha hareketli daha sıcak ve daha samimi bir filmdi. Eğer ki aynı hikayeden iki film çekilmişse bu iki filmi karşılaştırıp gereken değer verilmeli.

Asıl filmimize dönecek olursak "Delivery Man" yer yer güldüren bir film. Fazla bir beklenti ile izlenmediği takdirde eğlenebilirsiniz. Konu olarak farklı olması ise türünde bir basamak üste çıkabilir. David bir zamanlar sperm bankasına donör olarak çalışmıştır. Polonya asıllı bir ailenin ferdi olan ve aile şirketleri olan bir kasapta şöför olarak çalışan David her konuda yanlış kararlar verebilme potansiyeline sahip bir karakterdir. David kız arkadaşının hamile olduğunu öğrendiğinde onu daha büyük bir sürpriz beklemektedir ve bu sürpriz eskiden donörlük yapması sonucu dünyaya gelen 533 çocuğun 142'sinin gerçek babalarının kim olduğunu öğrenmek için açtıkları davayla ortaya çıkar.

David kendisini düzgün bir hayatı olmamasıyla suçlayan hamile kız arkadaşına ve ailesine kanıtlama çabasındadır. Hayatını düzene koymaya çalışırken bir yandan da 533 çocuğun izini sürmeye çalışan karakterimizin trajikomik hikayesini izliyoruz. David karakterinin özelliği filmde çok kez vurgu yapılarak gösteriliyor zaten. Chris Pratt'in başarısız bir avukatı canlandırdığı karakter ise filme renk katıyor ve basın açıklamasıı filmin nadir güldürebilen anlarından biriydi.

Türü komedi olmasına rağmen dram yönü daha ağır basıyor. Bunu orjinal hali olan "Starbuck" da görmüştük. 533 çocuğun biyolojik babası olması, bu çocuklara ulaşma,iletişim kurma çabaları izleyeni filme çeken bir sıcaklıkla yer almış. Aynı şekilde kendini sorgulaması,hayatta bir yer bulma çabalarını ve çocuklardan birinin diğerlerinden farklı olmasını beklenenden daha samimi bir şekilde ortaya koymuşlar.

İlk filmi aratsada soft bir şekilde dram ve komedi harmanlanmış,her yaşa hitap eden ve ortaya ortalama,izlenilebilirliği olan hoş bir film çıkmış. Ken Scott'un ilk denemesini başarılı bulduğumu tekrar vurgulamak istiyorum. Eğer ki fransızca değil ingilizce tercihim, Hollywood yapımları ilk tercihimdir diyorsanız size sıradan bir gün için sıradan bir film. Vince Voughn izlemek için bir etken.

İyi Seyirler...
Yoruma Git
Korku Yolu
Korku Yolu
10 Ağustos 2014 22:06
Korku filmlerinin içeriğini bilmeden konusu hakkında tahmin yapmak bu sıralar zor olmasa gerek.
Orman, esas oğlan-esas kız,kaybolma,araç arıza ve davetsiz misafirler... Bu temalara dayanan korku filmleri artık klişe olmaktan öteye gitmiyor ve aynı malzemden aynı konulardan filmler yapılmaya devam ediyor. İlk sırayı Hollywood çekmekte tabiki. In fear örnek filmlerden sadece biri. Söz konusu tür korku olunca alışılagelenin aksine kurgu,senaryo bulmanın zor olduğunu kabul ediyorum. Ama seyirci aynı işleyiş,konu olmasına rağmen farklı tatlar,farklı oyunculuklar,farklı çekim teknikleri görürüm umuduyla izlediği korku filmlerinde bir yeni hüsrana daha uğruyor. Sinemasever olarak, hele ki korku türüne ayrı bir ilgi besleyen birisi olarak sitemim şimdilik bu kadar.


Yönetmen Jeremy Lovering’in parlak bir yönetmenlik deneyimi bulunmamakta. Kendisi birkaç kısa film, tv filmi ve tv dizisi yönetmiştir. Açıkçası elle tutulur ilk sinema filmi diyebiliriz. Açıkçası filmi izlemek istememin bir nedeni buydu. Kendisini ispat etmek isteyen yönetmenlerin ilk filmi her zaman başarılı olmuştur. Maalesef bu fikrimi Jeremy Lovering için söylemek biraz zor olacak.

Filmin kadrosu iki başrol ve bir yardımcı oyuncuc olmak üzere toplam 3 kişiden oluşmaktadır. "Beautiful Creatures" filminden tanıdığımız Alice Englert ve Iain De Caestecker. Alice Englert henüz 1994 doğumlu genç ve umut veren bir oyuncu. Iain De Caestecker'un ise başarılı bir oyuncu profilini kazandığını düşünüyorum. Film boyunca ikiside ortalama bir oyunculuk sergilediler. Gerçi olağanüstü bir oyunculuk ortaya konulacak bir film olmamasından diye düşünüyorum.


Senaryonun oluşumunu yönetmenle yapılan bir röportajdan anlamak mümkün. Başından geçen bir olayı şöyle aktarıyor Jeremy Lovering ;


“Birkaç yıl önce İrlanda’nın ücra bir köşesinde yaşayan bir aileyi ziyarete gidiyordum.
Hiçliğin ortasındaki evlerine varmak için ana yoldan ayrılıp işaretleri takip etmem gerekiyordu. İşaretler, beni yoldan saptığım noktaya geri götürmüştü. Bir yerde yanlış köşeden döndüğümü düşünerek bütün işaretleri yeniden takip ettim ama sonuç aynıydı: Başladığım noktaya dönmüştüm. Hava kararmaya başlamış, şiddetli bir yağmur inmeye başlamıştı.”
“Kendimi bir korku hikayesinin ortasında bulmuş gibi hissettim. Dışarıda gizli bir gücün olduğunu düşünmeye başlamış bile olabilirdim. Sonra şansımı yeniden denedim. Bu sefer çıkmaz bir yola girdiğimi düşünüyordum ki biraz ileride yeni bir işaret gördüm ve o işaret de beni başladığım noktaya getirdi. O ilk noktada bir bar vardı. Bara girdim ve durumu anlattım. Gülüşmeler oldu. Bardakiler bir şaka olarak, işaretlerin yerini değiştirerek bütün yolların barın olduğu noktaya çıkmasını sağlamışlar.”
"Korku Yolu, bu deneyimimden ortaya çıkan bir iş. Çok kanlı öğeler kullanmak yerine psikolojik gerilime ağırlık vererek korkuyu yansıtmaya çalıştım. Bir evde yaşanabilecek saldırının arabaya uyarlanması fikri ve klostrofobiyi daha gerçekçi biçimde gösterebilecek olma özgürlüğü hoşuma gitti.”

Bu aynı noktaya çıkma yolunu bulamama anısı "in fear" için zemin hazırlamış. Kan yerine psikolojik gerilim, ev yerine arabaya hapsetme mantığı yönetmenin fark yaratma arzusundan kaynaklanıyor. Kısmende olsa bu farkı ekrana yansıtmış ama maalesef beklentinin altında kurgu ve olay dizilimi olmuş. Filmin kurgusunda olan kopukluklar bazı olayların havada kalmasına neden olmuş. Film boyunca aklımızdan geçen "NEDEN" sorusunun cevabı üstü kapalı olarak verilmiş, yola çıkmadan önce yaşanılanlar diyalogla değilde görsel olarak yansıtılmış olabilirdi. "THERE İS NO SİGNAL" klişesini yine mi diyerek karşıladım,şaşırmadım. Daha yaratıcı daha klostrofobinin içine düşüldüğü bir çekim ve kurguyla iyileştirilebilirdi.


Bir de olaya pozitif yönden bakarsak, karanlık çökünce adrenalinin artması zamanlama açısından iyi olmuş. Bu olanlar gündüz olsa aynı etkiyi bırakmayabilirdi. Ne zaman yağmur hızlandı akşam oldu o zaman filmin havası değişti. Filmin bana göre tek artısı gri,mistik havasıyla muhteşem İrlanda'da geçmesi ve acaba sonunda farklı bir şey olur mu beklentisi.

Mutasyona uğramış veya adına ne derseniz değişik insan tiplerinin avına düşen bir grup genci konu alan klasik amerikan slasher türlerinden bir tık ötede bir film. Ve bana ispanyol yapımı "El rey de la montaña" filmini anımsattı bir an. Türün ve konunun seveniyseniz diğer izlediklerinizden fark yaratmayacak ortalamanın seyrinde yer alan bir film IN FEAR. Yağmurlu bir bahar günü İrlanda havasını yaşamak için denenebilir. İYİ SEYİRLER...
Yoruma Git
Ölümcül Oyunlar
Ölümcül Oyunlar
13 Temmuz 2013 14:52
::: Biraz nezaket, ilişkileri kolaylaştırabilr :::Alman yönetmen Michael Haneke'nin aynı isimli 2.filmi karşımızda. Bu sefer ilk filminin aksine Amerika'da yankı uyandırmak için Funny Games U.S ismiyle bir kez daha beyazperdeye geliyor. Aynı kurgu,aynı mekan ve neredeyse aynı replikler ama farklı oyuncularla geliyor. Haneke'yi tanıyan,bilen sinemaseverler türüne,işlenişine aşina olmaklarıyla beraber ayrı bir gözle izleyebilirler bu filmi.Heneke burjuvazmi ve hollywood'u el altından ağır bir biçimde eleştiriyor ve bilindik tavrını uygulayıp,izleyicinin memnun kalmayacağı,alışılmışın aksine pekte iyi sonla bitmeyen filmlerine bir yenisini ekliyor.İzleyenin sinirlerini bozup,filmin içine bir karakter gibi sokması ise büyük bir ustalık. Film içinde Paul karakterinin kameraya karşı dönüp konuşması gibi...Genelde ilk filmden sonra çekilen tekrar veya devam filmleri kolay kolay ilk filmdeki başarıyı sağlayamaz ama bu film kesinlikle ilkini aratmıyor. Bunda şüphesiz tek etken oyunculardır. Zaten replikler ve yönetmen aynı. Sadece oyuncular ön planda. Naomi Watts karakterine tam bürünüp damarlarına kadar oyunu enjekte etmiş bir biçimde oynuyor. Tim Roth ise filmdeki rolüne zaten benzeyen bir tip ve çok iyi bir oyuncu. Ama ilginçtir ki böyle zor bir filmde ve böyle isimlerin yanında Michael Pitt ve Brady Corbet kesinlikle sırıtmıyor,hatta filmin kilit isimleri oluyorlar.

*Spoiler*

Herşey bir yumurta davası yüzünden buralara geliyor ve oyun oynamak isteyen iki dengesizin bir aileye çektirdiklerini konu ediniyor film. Konudan ziyade, filmin türüne kesinlikle psikolojik eklenmeliydi. 2 beyaz giysili karaktere uyuz olmakla beraber ,izlerken sizde uyuz oluyorsunuz ve olayların nereye varacağını düşünüp filmi iki yönlü takip ediyorsunuz. İşte tam burada yönetmen araya giriyor.Hollywood 'a ayrı bir ders veriyor. Klasik mutlu sonlara göndermelerde bulunuyor Haneke. Örneğin,filmin başlarındaki bıçak teknede unutuluyor ve sonunda kadın kendini kurtarmaya çalışıyor.Hollywood'un tersine kendini kurtaramıyor ve o da ölüyor. Sonrasındaki diyaloglar bir hayli ilginçti.**Spoiler**Yönetmen önce burjuva kesmiyle adeta dalga geçiyor. Muhakkak farketmişsinizdir, iki kafadar gereğinden fazla kibarlar ve bu kibarlığın fazla olduğu yerde ne kadar bayık,yapmacık olduğu gözler önüne seriliyor. Bacak bacak üstüne atmalalrı,rahat davranışları ve aynı derecede anarşist davranışlar içinde olmaları bir hayli düşündürücüydü. Daha bahsedilmedik,farkına varılması gereken çok önemli noktalar var.Kısacası klasik bir Haneke filmidir. İnsanı fena bir şekilde gerer ve bu kesinlikle korkudan değildir. Fon müziği hiç yoktu ama kullanılan şarkılar bir hayli sertti. Kısacası kesinlikle izlenilmeli,imdb'den hak ettiği puanı alamayan filmlerden. 7.5/10 İyi Seyirler...
Yoruma Git
Tüm Yorumları Gör
Daha iyi bir deneyim için çalışıyoruz
Size daha iyi hizmet sunmak, kullanıcı deneyiminizi geliştirebilmek, içerik ve reklamları kişiselleştirmek için çerezlerden yararlanıyoruz. Sitemizdeki çerezlerle ilgili detaylı bilgi için Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.
Çerez Ayarları
Destek
  • İletişim
  • Yardım
  • Kullanıcı Sözleşmesi
  • Çerez Politikası
  • Kişisel Verilerin Korunması
  • Yasal Uyarı
Projelerimiz
  • doviz.com
Telif Hakları © 2026