Hayat Ağacı

The Tree Of Life

Bütün Fragmanlar ►
Hayat Ağacı (2011) afişi Facebook'ta Paylaş
Ekle
7.0
/ 10
429 oy

25 Kasım 2011

Dram

139 Dak.PT139M

Terrence Malick

388 kullanıcının favori filmi

Film Özeti

1950'lerde geçen film, büyüdükçe masumiyetin kaybına tanık olan çocukların hikayesini anlatıyor.

Filmi Ekleyen cemertem
Popüler Yorumlar
ByTonyMontana (Amatör) | 15 Mart 2013, 11:15

alt tarafı bi film adamlar nutuk çekmiş yaa

4
+13
mavi35 (Figuran) | 10 Kasım 2012, 12:21

Tefekkürle Şiir Dinlemek “Ben dünyanın temelini atarken sen nerdeydin? Sabah yıldızları birlikte şarkı söylerken. Tanrının oğulları sevgiyle çalışırken sen nerdeydin?” Eyüp 38 4/7 İncil. Yaratılışın şiirsel senfonisini en acıklı anlatımla sunan ve açılışını böyle yaparak başlayan bir film… Bir anne için çocukları şu yaşanılan hayatta sahip olduğu en değerli varlıklarıdır; çocukları için yaşar, nefes alır, çocukları ile hayatın anlamını yakalar. Bir İslam aliminin dediği gibi “anne şefkati Allah’ın şefkatinin yanında okyanusta damla gibidir. Anne için bir evladını kaybetmek canından can kopması gibidir.Açılışında bir annenin acı gerçeğiyle yüzleştiren film,oğlunu kaybetmiş annenin sorularınada şahitlik ettirir aynı zamanda. O güne kadar Tanrı`ya olan inancı tam iken, Tanrı`yı hiç sorgulamamış ve Tanrı`ya “neden” sorusunu hiç sormamış ve kayıtsız şartsız teslim olmuşken, küçük oğlunu kaybetmenin verdiği derin acıyla sorular sormaya başlar. “Neden” der. “ Biz Sen`in için kimiz?” der “Cevap ver bana” der. O bu soruları sorarken yönetmen yaratılış gerçeğini izleyicisine göstermek istercesine görüntüler yansıtır perdeye. Bing Bang ile başlayan kâinatı adeta kör gözlere yeniden göstermek istercesine. Büyük bir patlama ile varolan kâinatı seyretmeye başlarız; galaksiler, yıldızlar, kara delikler,uçsuz bucaksız uzay,güneşteki patlamalar ve sonunda dünya. Dünyadaki yaratılmışlar, ahenkle dans eden kuşlar, çöller,akarsular,denizler, denizlerdeki canlılardan topraktaki canlılara, dinozorlardan en küçük varlık olan mikroba kadar her şey ve en sonunda insanın yaratılışına kadar her şey muhteşem bir senfoni eşliğinde şiir gibi akan görüntülerle gösterilir yeniden seyirciye… Yansıttığı onca güzelliklerle ve mucizelerle annenin sorduğu sorulara cevap verir adeta yönetmen, “sen görmek iste, O her yerde” der. Filmin açılışında bir adam görürüz aynı zamanda.O da bir şeylerle yüzleşmek derdindedir.Söylediklerine şöyle bir kulak kabarttığımızda uzun zaman önce kardeşini yitirmenin acısıyla iyi olma çabasını bırakarak kaybettiği inancını aramanın sancısını çekmekte olduğunu anlarız. Kapitalist dünya düzeni içinde maddeye boğulmuş halde çok görkemli fakat çok bunaltıcı bir hayat yaşamakta olan bu adam, büyük gökdelenlerin içinde adeta kaybolmuştur. Bugün kaybettiği değerleri geçmişe gidip çocukluğunda aramaya başlar.Sevgi dolu anne ile otoriter ve kuralcı babanın gölgesinde kendi varlığını keşfetmeye çalışan çocuk iyilik ile kötülük arasında gidip gelmekte ve sonunda bir kayma yaşayarak maddeci dünyaya kapılıp unutur bir zamanlar çok önem verdiği değerleri. Anne sonsuz sevgi ve şefkatiyle “Tanrı’nın dünyada görünen yüzü gibiyken Tanrı`nın yolunda gidenler ya da o yolu seçenler kendini memnun etmenin derdinde olmayan, başına gelenlere sabırla katlanmasını bilen, hiçbir şeyi hafife almayan, her kötülüğe katlanan kişilerdir” sözünü temsil etmektedir adeta. Baba ise doğayı seçen kesimi temsil etmektedir.Yani,sadece kendileri için bir hayat yaşayanlar, yalnız kendilerini düşünen,başkalarınıda kendi istediklerini yapmaya zorlayan… Gökdelenler arasında sıkışıp kalmış olan insanlığa kendisiyle yüzleşme fırsatı sunan film, maddeci dünyayı kendi ruhani gerçekliğiyle karşı karşıya getirir. Gökdelenler arasında yükselmeye çalışan küçük bir ağaç sıkışan insanlığa nefes almayı hatırlatır gibidir.Ve hayatın, yaşamın maddeleri içinde değil,kaybettiğin maneviyatındadır mesajını verir. Kainattan insana insanın içindeki damarlardaki akan kandan dünyanın her yerinden akan sulara kadar yaratılmış olan bunca varlığın tesadüf olamayacağını, doğanın bunu kendi kendine yapamayacağını haykırır. Annenin şefkati ve sabrıyla Tanrı`nın yüceliğine, babanın öfkesi ve bencilliğiyle insanın unutmuşluğuna vurgu yaparak izleyenleri yeniden ve yeniden tefekkür ettirir. Büyük ağabeyin aldığı yanlış karar ile yolunu şaşırmasıyla bizlere Habil ve Kabil`i hatırlatır. Malumunuz ikisi de Adem Peygamber`in oğlu iken birisi iyiliği diğeri kötülüğü seçmiş ve insanlığa ilk kez karar verme özgürlüğünün yolunu açmıştır. Kimi insanların İlahi olanı tercih etmesi, kimi insanlarında maddi olanı tercih etmesini ve bu tercihler doğrultusunda İlahi olanın iç huzuru ve olayları kabullenişi, maddeci olanın ise sürekli bir huzursuzluk ve kasvet içinde sorgulamasını şahitlik ettirir izleyicisine. Doğumdan ölüme ve ölüm ötesi hayata yolculuk yapan Sean Penn`in canlandırdığı büyük kardeş kendisiyle birlikte seyirciyide bu yolculuğa çıkarır. Ölümü düşünür ve bir kapının önünde durur. Kapı bir geçiş yeridir hayat ve ölüm arasında, karşı yakaya geçtiğinde büyük bir denizin kenarında insanlar görür.Annesini, babasını görür, kardeşleriyle sarmaş dolaş olur.Annesi ve babasından daha yaşlı görünmektedir onlarsa hep hatırladığı gibidir. Bu kapının arkasında sorgulama yoktur, yargılama yoktur, kimse kimseye kötü bakmaz ve kimse kimseyi üzmez, özgürce ve mutlu bir şekilde herkes O’na (Tanrı`ya) doğru sevgiyle yürümektedir . “Mutlu olmanın tek yolu sevmektir. Sevmezseniz hayatınızı boşa yaşarsınız. Merak edin, umut edin” Bu sözlerle hayata dair en güzel nasihati verir film annenin ağzından. Bu sözlerde ancak o annenin ağzına yakışır zaten.Zira o adeta bir sevgi kahramanıdır. Yönetmene kısaca değinmeden geçmek olmaz sanırım. Filmlerinde insan olmak, ölüm ve aşk gibi konuları derinlemesine bir anlatımla sunan yönetmen seyircisinin filmi izlerken boş boş durmasını istemiyor ve hep bir düşünceler yumağı içinde olmasını isteyerek seyirciyi zorluyor. Bu zorlama kötü anlamda bir zorlama değil, özellikle günümüz insanın içinde bulunduğu tüketim dünyasında, maddeye bağımlı yaşamlarında durup “ben kimim, nasıl bir hayat yaşıyorum, ben ne kadar insanım, aşk benim anladığım gibi sadece şehvet mi yoksa benim anladığımın çok ötesinde İlahi bir güç mü, ölüm bir yok oluş mu yoksa yeniden varlığa uyanmak mı?” Ve tabi daha bir çok soruyu sordurtuyor seyircisine ve seyircisini sarsıyor. İnce Kırmızı Hat / The Thin Red Line, Yeni Dünya: Amerika’nın Keşfi / The New World, yönetmenin izlediğim filmleri arasında ve tabi onun az sayıda fakat çok özel birkaç filmi daha var. Görüntü alanında çok başarılı olan yönetmen filmlerinde olayları anlatırken görüntülerle adeta bir başka dünyada dolaştırıyor seyircisini.Başka dünyalarda dolaşırken aynı zamanda içe yolculuk da yaptırıyor ve her daim ruh dünyasını hareket halinde tutuyor… Filmde kullanılan müzikler ise görüntüyle kol kola verip ahenkle salınıyor, hem göz şenleniyor hem de kulak şenleniyor.Bu filmin müzikleride,klasik müziğin birbirinden değerli bestecilerinin (Bach,Brahms,Mahler,Berlioz) önde gelen eserlerinden oluşmakta… Filmdeki oyuncu seçimleri ise oldukça başarılı. Sean Penn, orta yaşlarda ve hayatını sorgulamaya başlamış.Kendisiyle yüzleşmenin verdiği kederi yüzüne yansıtmakta ustaca bir iş çıkartmış. Brad Pitt, soğuk, otoriter ve bencil baba rolünü iyi kotarmış hatta bu role çok fazla yakışmış.Yüzündeki kibirle “ben bu rol için biçilmiş kaftanım” der gibi. Jessica Chastain`e gelince diyeceğimse, anne rolü için sanırım bu yüzden daha samimi ve masum bir yüz bulunamazdı. Bu filme sıkıcı mı demişlerdi?O zaman o kişilere ben de bu filme bakmışlar ama görememişler derim.Bakmakla görmek farklıdır ne de olsa. Halbuki bu filmi dupduru bir dimağ ve katışıksız düşüncelerle izlerken ve izledikten sonra tefekkür edilmeli. (Onlar ayakta iken,otururken,yanları üstüne yatarken hep Allah`ı anarlar,göklerin ve yerin yaratılışını inceden inceye düşünürler.”Ey Rabbimiz,sen bunları boşuna yaratmadın.Sen (boş,manasız şeyler yaratmaktan) münezzehsin.Bizi Cehennem azabından koru”derler.) (Al-i İmran 191)

0
+12
Tüm yorumlar (244)
Beethoven (Amatör) | 28 Mart 2014, 10:49

Filmi anladıktan sonra tekrar izleyesim geldi.Çok güzel çok anlamlı bir film.Filmdeki her şeye anlam yüklemeye çalışırsanız yorulur ve filmden bir şey anlamazsınız.Bomboş gibi gelir.Küçük bedenlerle büyük sorulara cevap arayanların konuştuğu dilden bu film öyle ki her şeyi ama her şeyi en başa alıp evrenin oluştuğu ana götürüyor.İzleyin,mümkünse tek başınıza.

Cevap Yaz
0
0
Zerdustyler (Amatör) | 05 Şubat 2014, 15:10

Abi ben bu filmin hastası oldum resmen, bi film bu kadarmı güzel, sade , durgun , hüzünlendirici aynı anda düşündürücü çekilebilir.Hele hele müzikleri beni alıp başka diyarlara götürdü. Duygusal veya düşüncelere daldıgınız bi zamanda mutlaka izleyin, benim için çok değerli film, şuan bunu yazarken bile brad pitt in baba rolu haraketleri aklıma geliyor ve gülümsüyorum. Doğru zamanda izlenirse kesinlikle 10/8 alır.

Cevap Yaz
0
1
osmancolaklioglu (Amatör) | 25 Ocak 2014, 14:30

İlk 30 dakikasını izleyebilirseniz filmin tamamını izlersin diyebilirim. değişik bir film. Açıkcası ne olduğunu anlayamadım. Anlamak için de uğraşmadım doğrusu. vaktiniz varsa izleyin :)

Cevap Yaz
0
0
BranOConner (Dublör) | 04 Ocak 2014, 00:03

smart premium kanalında karşıma çıkmıştı... sabırlıysanız izlenilir. sonu hariç güzeldi. çok durgun bi film.

Cevap Yaz
0
0
aziz_ugur_ibis (Amatör) | 03 Ocak 2014, 23:33

Lanet olsun bu ne ya :S hangi kafayla çekmişler bu filmi dayanamadım. belgesel desem değil kurgu desen o da yok. Bred'i koymuşlar film izlensin diye başka bi cacık yok filmde.tamamen zaman kaybı. Ama filmi izlediksıra çıtanızı iyice düşürecek ve sonuna doğru film güzelmiş bile diyebilirsiniz. bana göre 4/10. Sabırlı seyirler.

Cevap Yaz
-1
+0
Görüşleriniz