Türkiye'nin sinema sitesi Sinemalar.com

Roman Polanski

Bitirim İkili 3
Roman Polanski profil resmi Facebook'ta Paylaş
Ekle
8.8/ 10
286 oy
385 kullanıcının favorisi

Roman Polanski

Polonya

18 Ağustos 1933

Biyografisi

Polanski, 1933\'te Polonyalı bir Yahudi ile bir Rus göçmeninin oğlu olarak Paris’te dünyaya geldi. Üç yaşında ailesi ile birlikte Krakov\'a taşındı. 1940’da şehrin Almanlar tarafından işgal edilmesi ardından ailesi bir toplama kampına gönderildi.

Naziler tarafından götürülmesinden hemen önce babasının sayesinde kaçmayı başaran Polanski, iyiliksever Katolik ailelerin yardımı sayesinde hayatta kalmayı başarır. Annesi Auschwitz’de ölür. Kamptan sağ olarak kurtulmayı başaran babası, oğluyla birlikte Krakov’a döner. Babasının tekrar evlenmesi üzerine, artık bir yetişkin olan Polanski, evden ayrılır. Babası, Polanski’yi bir teknik okula gönderir. 1950’de bir sinema okuluna devam etmek üzere okulu terk eder. Aynı zamanda Krakov tiyatrosunda aktör olarak işe başlar. İlk sahneye çıkışı, 1954’de Andrezj Wajda’nın “Pokolenie / Bir kuşak”ı ile olur.

1954’te Lodz’un ünlü Devlet Film Okulu’nda yönetmenlik bölümüne girer, üç yıl sonra öğrencilik döneminin ilk filmi olan “Rozbijemy Zabawe/ Break Up The Party” yi çeker.

İlk tanınan filmi 1962’de çektiği “ Knife in The Water - Sudaki bıçak” olur. Bu filmde senaryo üzerinde kendisi çalışmıştır. Sonraki iki filmini çekmek üzere İngiltere’ye giden yönetmenin İngiltere’de yaptığı ilk film olan “ Repulsion - Tiksinti”, parlak bir başarı elde edemez. Filmin, yönetmenin en çok sevdiği filmi olduğu söylenir. Polanski’nin Hollywood’a ayak basışı, 1968’de çektiği korku filmi “Rosemary’s Baby- Rosemary\'nin Bebeği ” ile olur. Önceki eserlerinde olduğu gibi bu filmde de yönetmen, uğursuzluklara işaret eden bir dehşet havası yaratır.

Bir sonraki filmi Macbeth, bir Shakespeare uyarlamasıdır. İkinci karısı Sharon Tate’in Manson Ailesi tarafından canice öldürülmesinin hemen ardından çekilmesi, yönetmenin hissettiği acı ve şiddetin filme yansımasına sebep olmuştur.

Bu filmin ardından kılık değiştiren yönetmen, İtalya’ya gidip bir seks komedisi çeker. Ardından, en iyi filmlerinden biri sayılan “Chinatown”u çekmek üzere tekrar Hollywood’a döner (1974). Film, Polanski’ye bir Oskar, bir de İngiliz Akademi Ödülü getirir. 1976 yılında çektiği heyecan verici ve gerçeküstü “ The Tenant- Kiracı” ile başarıları devam eder. Uğursuz, paranoyak bir delilik, suistimal ve intikam hikayesini anlatan filmin Polanski’nin Paris’e geldiği ilk yıllarda yaşadığı mahallede çekildiği söylenir. Bu film aynı zamanda \'apartman üçlemesinin\' Repulsion ve Rosemary\'nin Bebeği\'nden sonraki üçüncü ve son filmi olma özelliğini taşımaktadır.

Bir yıl sonra, yönetmenin adı çok farklı bir sebeple gazete sayfalarında yer almaya başlayacaktır: Polanski, 13 yaşında bir kıza tecavüzden(ki bu olayın jack Nicholso\'un evinde vuku bulduğu rivayet edilir) suçlu bulunur. Bu olayın ardından çalışmalarına Hollywood’da devam etmesi imkansızlaşınca, Paris’e yerleşir ve Fransız vatandaşlığına geçer. 1979 yılına kadar da film yapmaz. Thomas Hardy’nin bir romanından uyarlanan üç saat uzunluğundaki “Tess” (17 yaşındaki Nastassja Kinski filmde rol alacaktır.), Fransa’da o zamana kadar çekilen en pahalı film olur. Bunun karşılığını, Polanski’ye bir Oskar ödülü ve Cesar’da en iyi yönetmen ödülüyle ödeyecektir.

Bir sonraki filmi olan “Pirates- Korsanlar” (1986) ise tam bir hayal kırıklığı yaratır. 1987’de çektiği ve Harrison Ford’un rol aldığı gerilim filmi “Frantic”, de ne eleştirmenlerden, ne de işin ticari kısmıyla ilgilenenlerden olumlu puan alamamıştır. 1992’deki “ Bitter Moon - Acı Ay” u çeker ama beğenilmez. Polanski eleştirmenlerin övgüsünü ancak 1994’te çektiği “ Death and the Maiden” ile kazanabildi. Ariel Dorfman’ın oyunundan uyarlanan filmde Ben Kingsley ve Sigourney Weaver başrol oyunculuğu yaptılar. İki yıl sonra deneysel bir çalışma olan “ Gli Angeli”ye imza atan yönetmen, 1999’da “The Ninth Gate- Dokuzuncu Kapı” ile esrarlı gerilim filmlerine dönüş yaptı.

Yönetmen, 2002 yılında, kendi yaşam öyküsünün aynası niteliğindeki “The Pianist- Piyanist”i çekti. İkinci Dünya Savaşı sırasında, Varşova\'nın varoş sokaklarında yaşam savaşı veren bir adamın hikayesini konu alan film, 55. Cannes Film Festivali\'nde Altın Palmiye Ödülü\'ne layık görüldü.

2005 yılında ise Charles Dickens\'in Oliver Twist romanını filme çekmiştir. Hikaye, 19 yüzyılda, yetim bir çocuğun, Londra sokaklarında yaşamak zorunda kaldığı sefilliği anlatır.

Devamı
Gizle

Katkıda Bulunduğu Son 8 Yapım

Hepsini Göster
Popüler Yorumlar
BatesNorman (Profesyonel) | 3 Eylül 2013, 11:36

Katılmayanlar olabilir hatta hiç sevmeyenlerde olabilir saygı duyuyorum ama benim açık ara en sevdiğim yönetmendir.Tecavüzcü olduğu hep söyleniyor.Ben burada yönetmenin sanatına bakarım,özel hayatına değil ama illa bakacak olursanız ; Bana göre en iyi gizem filmi olan Rosemary'nin Bebeği filminden sonra 8.5 aylık hamile karısı Sharon Tate öldürülüyor.Manson tarikatınca yüklü tehditler alıyor 1970 yılının sonlarına kadar. 1969-1971 yılları arasında şizofreni teşhisiyle zor durumlara düşüyor.Bu süre zarfının sonunda çok büyük bir hata yapıp küçük bir çocuğa tecavüz ediyor keşke bunu yapmasaymış çok büyük hata ama nasıl psikolojik bi sorunla karşılaştığını bilemiyoruz kolay değil.Bu duruma rağmen aldığı cezalara rağmen başyapıtları yapmaya devam etti.Karanlık ve gizem temalı filmlerin herkesce kabul gördüğü gibi en iyi yönetmenidir.Ayrıca toplumdan soyutlanmış , yalnız kalmış kişi temalarını mükemmel işler.Hep söylediğim ve değişmeyecek en sevdiğim yönetmendir.Tabiki eserlerini incelersek şimdilik en sevdiğim film olan PİYANİST başta olmak üzre - Rosemary'nin Bebeği - Kiracı - Tiksinti - Oliver Twist - Macbeth - Çin Mahallesi filmlerini izledim hepsi birbirinden inanılmaz merak ediyorum hangi kafayla bu başyapıtları çekiyor.Sen çok yaşa reis inanılmazsın !!!

0
11
BatesNorman (Profesyonel) | 18 Ağustos 2015, 03:55

İyiki doğdun yönetmenlerin yönetmeni ve psikolojisi bana en yakın sanatçı. İyi ki varsın.

0
5
Tüm yorumlar (34)
Avatar
starrlight (Amatör) | 26 Kasım 2016, 23:18

en sıradan filminden en başarılısına kadar filmlerindeki atmosfere hayranım. benim için bir numaradır polanski.

Cevap Yaz
0
0
sinemacyz (Figuran) | 9 Mayıs 2016, 00:03

hikayesi çok üzücü karısının öldürülmesinden sonra hiçbir dine inancı kalmadığını belirtmişti.ve piyanistin yönetmeni olduğunu görünce bayağı şaşkına uğradığımı itiraf etmeliyim .başarılı bir yönetmen .

Cevap Yaz
0
0
TarantiNolan (Figuran) | 27 Ağustos 2015, 18:54

Rosemary's Baby (1968), The Pianist (2002). Arada 34 yıllık bir fark var ve her iki film de başyapıt. Ne denilebilir ki..

Cevap Yaz
0
0
BatesNorman (Profesyonel) | 18 Ağustos 2015, 03:55

İyiki doğdun yönetmenlerin yönetmeni ve psikolojisi bana en yakın sanatçı. İyi ki varsın.

Cevap Yaz
0
5
Syl (Figuran) | 22 Haziran 2014, 21:09

Çok kaliteli bir filmografisi var.Özellikle Oliver Twist ve The Pianist filmleri başyapıt...

Cevap Yaz
0
0
Görüşleriniz