- Anasayfa
- Tüm Filmler
- En Yeni Belçika Filmleri
En Yeni Belçika Filmleri
- Oy Sayısına Göre
- Favori Sayısına Göre
- Puana Göre
- Vizyon Tarihine Göre
Marave, panayırlarda çalışan saf ve iyi niyetli Manolo’nun, yıllar sonra hayatına giren ağabeyiyle değişen yaşamını konu alıyor. Babalarının aniden hastalanması, aileyi yirmi yıl önce terk eden düzenbaz Georges’un geri dönmesine neden olur. Georges, geçmişteki hatalarını telafi etmekten ziyade, kendisinin bir başarısızlık örneği olmadığını kanıtlama hırsıyla doludur. Bu amaçla, fiziksel olarak oldukça güçlü olan kardeşi Manolo’yu karma dövüş sanatları (MMA) şampiyonuna dönüştürmek için tehlikeli bir plan yapar.
Ramzy Bedia ve Redouane Bougheraba’nın başrollerini paylaştığı filmde, iki kardeşin arasındaki gerilimli ama duygusal bağ hikâyenin merkezine yerleşiyor. Ava Baya ve Gustave Kervern gibi isimlerin de eşlik ettiği oyuncu kadrosu, hayatta kendi yollarını bulmaya çalışan karakterlere hayat veriyor. Nathanaël Guedj ve Adrien Piquet-Gauthier’nin yönetmen koltuğunda oturduğu yapım, hırs ve aile bağları arasındaki ince çizgiyi Manolo’nun ringe uzanan yolculuğu üzerinden anlatıyor.
Jim Queen, 17 Haziran 2026’da vizyona giren, 1 saat 25 dakikalık Fransız yapımı bir animasyon-komedi filmidir. Film, eğlenceli anlatımının altında kimlik, aidiyet ve toplumsal kabul gibi güçlü temaları işliyor.
Paris’in eşcinsel topluluğunu etkisi altına alan Heterosis adlı gizemli bir virüs, gay erkekleri heteroseksüel hale dönüştürmeye başlayınca şehirde büyük bir kaos yaşanır. Spor salonlarının karizmatik yıldızı ve Gym Queens grubunun gözdesi olan Jim, bir zamanlar Pride etkinliklerinin vazgeçilmez ismi iken kısa sürede dışlanan birine dönüşür.
Yanında yalnızca yeni açılmış, samimi ve cesur genç dostu Lucien kalır. Kas gücünden çok kalbiyle öne çıkan Lucien ile Jim, virüsün etkilerini durduracak bir çözüm bulmak için zamana karşı yarışır. Bu yolculuk sırasında ikili, dostluğun, dayanışmanın ve topluluğun gerçek anlamını yeniden keşfeder.
Jim Queen, absürt mizahı, renkli animasyon dünyası ve duygusal hikâyesiyle izleyicilere hem kahkaha hem de düşündürücü anlar sunan dikkat çekici bir yapım olarak öne çıkıyor.
Film, ailesinden ayrı düşen yetenekli bir ev kedisinin eve dönüş yolculuğunu konu alıyor.
8 yaşındaki bir kız çocuğu, ailesi ve çok sevdiği kedisi Moxy ile Fransa’daki bir çiftliğe tatile gider. Moxy, piyano çalmayı seven, meraklı ve oldukça cesur bir kedidir. Küçük sahibiyle birlikte Fransa’daki bir çiftliğe tatile gittiğinde hayatı tamamen değişir. Çiftlik sahibi, Moxy’nin sıra dışı yeteneğini fark edince onu gizlice alıkoyar. Ailesi ise onu kaybettiklerini sanarak geri dönmek zorunda kalır.
Ancak Moxy pes etmeye niyetli değildir. Çiftlikten kaçmayı başaran sevimli kedi, ailesine kavuşabilmek için uzun ve tehlikelerle dolu bir yolculuğa çıkar. Yol boyunca yeni arkadaşlar edinirken hem zekâsını hem de cesaretini kullanarak önüne çıkan engelleri aşmaya çalışır.
Film, karınca kolonisinin en beceriksiz iki üyesi olan Arnie ve Barney’in hikâyesini anlatıyor.
Kolonileri kuraklıkla karşı karşıya kalınca, beklenmedik şekilde ortaya çıkan gizemli bir sivrisineğin de yardımıyla yaşam alanlarını kurtarmak için tehlikeli ve eğlenceli bir maceraya atılırlar.
Bir meteorun yaydığı gizemli virüs, hayvanat bahçesindeki hayvanları zombiye dönüştürünce ortalık kaosa sürüklenir.
Bu felaketin ortasında bir kurt ile bir dağ aslanı, hayatta kalabilmek için güçlerini birleştirir. Diğer sağ kalanlarla birlikte hareket eden ikili, hem hayvanat bahçesini kurtarmaya hem de delirmiş mutant liderin virüsü yaymasını durdurmaya çalışır.
Largo Winch (Tomer Sisley), oğlu kaçırılınca paramparça olur. Eğer onu iflas ettirenin kim olduğunu bulursa belki oğlunu tekrar görebileceğini fark eder.
8 Şubat 1977’de Tony Kiritsis (Bill Skarsgård), Meridian Mortgage Company’nin başkanı Richard Hall’un (Dacre Montgomery) ofisine girerek onu av tüfeğiyle rehin alır. Kurduğu düzenek dehşet vericidir: Tüfeğin tetiğini kendi boynuna bağladığı bir telle sabitlemiştir; tetik çekildiği anda hem kendisi hem de rehinesi hayatını kaybedecektir.
Bu hamle, kısa sürede ülke çapında canlı yayınlarla izlenen, yüksek tansiyonlu bir rehine krizine dönüşür.
Bir adam, Güney Amerika’dan gizemli bir paketi teslim etmekle görevlendirilir. Ancak yolculuk sırasında paketin içinde sıradan bir kargo değil, sevimli bir Marsupilami yavrusu olduğunu keşfeder.
Belçikalı teknoloji girişimcileri Luc ve Geert, kurdukları sistemdeki usulsüzlüklerin 24 saat içinde basına sızacağını öğrendiklerinde büyük bir yıkımla karşı karşıya kalırlar. İnşa ettikleri prestijli hayatın ve şirketin ellerinden kayıp gitmesi an meselesidir. Hapis cezasının kaçınılmaz olduğunu anlayan ikili, sahip oldukları her şey buharlaşmadan önce kendi kefaret yollarını aramaya karar verir.
Dust, suçluluk duygusuyla yüzleşen iki ortağın aileleri, yatırımcıları ve içinde bulundukları sıkı sıkıya bağlı toplulukla olan hesaplaşmalarını konu alıyor. Arieh Worthalter ve Jan Hammenecker’in başrollerini paylaştığı filmde, Thibaud Dooms ve Anthony Welsh gibi isimlerden oluşan oyuncu kadrosu bu dramatik sürece eşlik ediyor. Kaçınılmaz sona doğru ilerlerken sevdiklerinden af dileyen Luc ve Geert, bu kısa zaman diliminde hayatta gerçekten neyin değerli olduğunu keşfetmeye çalışıyor.
Sekiz yaşındaki Bulgar bir ressamın internette yayılan videosu, büyük bir sanat koleksiyonerinin ilgisini çeker. Bu gelişme üzerine Mihail, terk ettiği ana vatanına tam 30 yıl sonra geri dönmek üzere yola çıkar. Görevi, küçük kızın eserlerinin sanatsal değerini analiz etmektir; ancak bu yolculuk Mihail için sadece mesleki bir değerlendirmeden ibaret kalmayacaktır.
Galin Stoev’in canlandırdığı Mihail, geçmişin gölgeleriyle yüzleşirken ona hikâyede Ekatarina Stanina, Sofia Stanina ve Chiara Caselli gibi isimler eşlik ediyor. Christian Bégin ve Michelle Tzontchev’in de yer aldığı oyuncu kadrosu, Nina Roza filminde sanatın evrenselliği ile kişisel tarihin kesiştiği duygusal bir atmosfer kuruyor. Geneviève Dulude-De Celles’in yönetmen koltuğunda oturduğu yapım, bir sanat arayışının nasıl köklere dönüş hikâyesine dönüştüğünü ele alıyor.
Chickenhare ile yakın arkadaşları Meg ve Abe, artık adları duyulmuş cesur kâşiflerdir. Meg’in geçmişteki yardımcısı Crolloq, Kutsal Spork’u bulmak amacıyla yeniden sahneye çıkar. Chickenhare’in evlatlık babası Kral Peter ise Spork’un üzerindeki gizemli bir işareti fark eder ve bu sembolün, dünyanın en tehlikeli büyülü varlıklarından biri sayılan Groundhog’la bağlantılı olduğunu anlar. Büyük bir felaket yaşanmadan önce Groundhog’un bulunup yok edilmesi gerektiğine karar verilir. Bunun üzerine Chickenhare, Meg ve Abe’le birlikte Groundhog’un izini sürmek üzere tehlikelerle dolu bir maceraya atılır.
Film, Albert Camus'nun 1942'de yayınlanan aynı isimli romanından uyarlandı.
1938 yılında Cezayir’de yaşayan, otuzlu yaşlarının başındaki içine kapanık ve sıradan bir memur olan Meursault, annesinin cenazesine duygusuz denebilecek bir sakinlikle katılır. Gözyaşı dökmeden bu günü geride bırakır. Ertesi gün iş arkadaşı Marie ile basit bir yakınlık kurar ve kısa sürede eski, tekdüze hayatına geri döner. Ne var ki, karanlık işlere bulaşmış komşusu Raymond Sintès’le yollarının kesişmesi, Meursault’nun düzenini sarsar. Her şey, dayanılmaz bir sıcak altında, bir sahilde yaşanan trajik olayla geri dönülmez biçimde değişir.
Julia Ducournau'nun Altın Palmiye ödüllü "Titane"ın (2021) ardından yönettiği "Alpha"da Alpha, 13 yaşında annesiyle yaşayan sorunlu bir gençtir. Bir gün okuldan eve kolunda bir dövmeyle eve geldiğinde bütün dünyaları yıkılır.
Clarissa (Cécile De France), bir sonraki romanı üzerinde yapay zekâ sistemi Dalloway'in yardımıyla çalışmak için Ludovico Enstitüsü'nde bir stajda yer almayı kabul eder. Roman ilerledikçe, Dalloway, sürece kendini endişe verici derecede fazla kaptırır.
Bu film, Mevlana Celaleddin Rumi’ nin unutulmaz eseri "Mesnevi"nin ilk hikâyesi olan ‘padişah-cariye’ kıssasından esinlenerek çekildi. Film, kendini kırk yıldır insanlardan soyutlamış ve Karadeniz’de tek başına yaşayarak hayatını süren altmışlı yaşlarındaki Marife’yi (Hatice Aslan) odağına alıyor. Marife'yi bu yalnızlığa hapseden, gençliğinde yaşadığı büyük aşk ve hayal kırıklığı gözler önüne seriliyor.
İsviçre Alpleri'nde büyükbabasıyla yaşayan 8 yaşındaki özgür ruhluHeidi, ormanda bulduğu yaralı bir dağ kedisini kurtarır. Bu sırada doğayı tehdit eden hırslı bir iş adamının planlarının ortaya çıkmasında büyük bir rol oynar.
Annesinin ölümünden sonra çocukluğunun geçtiği eve dönen Alice, evin her hareketini takip eden bir gözetleme sistemi ile donatıldığını fark eder ve sinsi bir varlık onu korkunç bir ifşaya doğru sürükler.